15 Aralık 2014 Pazartesi

Okudum Bitti -149 : Az || Hakan Günday






                                           Herkese merhaba...

                                           Az , Okuduğum ilk Hakan Günday kitabı. Bazen tek bir kitapla bile hayran olursunuz ya yazara işte aynen öyle oldu. Çok severek , elimden bırakamadan okudum bitirdim. Geç kaldığım için üzüldüm.2015 yılında bolca Hakan Günday okuyabilirim umarım.




                                            İçerdiği bol küfüre , benim inanamayacağım kadar çok tesadüfe rağmen , çok güzel bir kitaptı. Hatta bana göre harikaydı. Bu senenin en sevilenleri arasına girdi.



                                             İki bölümden oluşuyor kitap. Derdâ ve Derda 'nın hikayesi.İlk bölümde okuldan alınıp küçücük yaşta kendinden büyük bir adamla evlendirilen , daha doğrusu satılan çocuk gelin Derdâ 'nın yaşadıklarını dehşete kapılarak okuyacaksınız. Sevgi açlığıyla sığındığı hiçbir limanda umduğunu bulamayan ,kocasından şiddet gören , kurtulmak istediğinde daha beter durumlara düşen Derdâ ' yı hep hüzünle ama umutla okudum. 

                                             
                                               İkinci bölümde de annesi ağır hasta ,babası hapiste olan erkek karakterimiz Derda 'nın zorluklarına ,büyümesine şahit olacaksınız. Eve ekmek parası götürebilmek için mezarlık temizleyiciliği yapan Derda , korkunç olaylar yaşar ,biraz palazlanınca korsan kitap işine bulaşır ve bu sayede Oğuz Atay 'ın kitaplarıyla tanışır ve saplantılı bir şekilde hayranlığı uzun yıllarını hapiste geçirmesine sebep olur. 


                                               Ayrı ayrı her karakterin anlatıldığı bölümler çok güzeldi. Dediğim gibi tesadüfi olaylar kurguda bolca yer etse de , karakterlerin kesişmesi biraz zoraki olsa da , çok , çok beğendim. Sıradaki Hakan Günday kitabım acaba hangisi olsa ? 





... '' Anne'' diye sayıkladı Derdâ. '' Seni bir daha göremeyeceğim.''
     '' Olur mu öyle şey? Geleceğim ben yanına. Önce sen bir git, ben sonra geleceğim.''
        Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünüyordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti : Umut.





... '' Ben esas, kızı evlendireceğim. Yok mu şöyle bildiğin biri? Onun için getirdim buraya.''
     Kahkaha attı Mübarek. Bir suaygırı gibi. Sonra da ağzını toplayıp konuştu.
    '' Demek öyle? Gittin kızı okula verdin, şimdi de kocaya vereceksin. Kim alır okullu kızı? Mundar oldu yavru.''




... Bütün insanlar hayat tarafından dövülür, nadiren de ödüllendirilirdi. Bu kadar basit.



...Travmatik olan hayattı.Hepsi. Bütün hayat. Her şey. Özellikle de, travmatik gibi durmayan ne varsa. Doğmak gibi. Dolayısıyla, doğum sonrası depresyon, yeni annelerin yakalandığı psikolojik bir hastalık değil , hayatın tanımıydı. Hayatta kalma isteğinin. Hayata rağmen.



... Herkes görünene aldanmaya hazırdı. Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı.




... Belki de hayat yanlış anlayınca güzeldi. Sadece yanlış anlayınca. Ama her şeyi...




... Aslında bir eli bilekten koparana kadar ısırmayı öğrenmenin sadece eğitimle de ilgisi yoktu. Sahiplerinin sürdürdüğü hayata ayak uydurmuşlardı, hepsi bu. Benzerleri körlere kılavuzluk ederken, onlar göz çıkarmak için yanıp tutuşuyordu. Dünya üzerindeki yüz binlerce çocuk askerden farksız olarak, ön bahçedeki köpekler de seçmemişlerdi hayatlarını. Sadece, içine doğdukları vahşetten daha vahşi olmak zorunda kalmışlardı. Boyları tüfekleri kadar olan çocuk askerlerle ,dünyanın bütün bahçelerindeki bütün saldırı köpeklerinin arasındaki tek fark,aldıkları ödüllerdi. Aslında ödülleri de aynıydı. Ancak birine pişmiş, diğerine çiğ veriliyordu. Çocuklar çiğ et yiyemiyordu. Yiyebilselerdi, düşman çocuk askerlerin cesetlerini yerlerdi.Ve çok daha ucuza gelirlerdi!





... Zaten her insanın , yaşadıkça uzmanlaştığı bir yan mesleği yok muydu? Geçmiş Tasarımı ve Yönetimi adında müthiş bir meslek!













                                                                                                                      DOĞAN KİTAP
                                                                                                                           27. Baskı
                                                                                                                         Kasım 2013
                                                                                                                            360 Sayfa


8 yorum:

  1. o halde "kinyas ve kayra" sını şiddetle tavsiye ederim,,
    sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler , en kısa zamanda okuyacağım.
      Sevgiler.

      Sil
  2. Bence de mükemmel bir kitaptı, tek solukta okumuştum. Aynı şekilde Kinyas ve Kayra'yı ben de tavsiye ediyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En kısa zamanda listede öne çekeceğim :)

      Sil
  3. Her şenlik listeme eklediğim ya da ardından değiştirip eklediğim ama hala ve hala okuyamadığım yazarlardan... Postunuzu okuyunca daha bir okumak istedim...Umarım bu defa olur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de başka kitaplarla başlayıp , kırk kere değiştiriyorum , umarım kış şenliğinde denk gelir de okursun :)

      Sil
  4. okumanıza yorumunuza sağlık;
    bahsettiğiniz gibi okuyucuyu derde salan iki farklı ama yakın kaderli Derda ların yaşantılarına şahitlik ediyoruz. anlatılanların yaşanılabilirliğinin gerçekleşmesi mümkün müdür düşüncesi bile beni rahatsız etmeye yetmişti. kitapla ilgili genelde aynı düşünceleri paylaşıyor gibiyiz. nice yeni okumalarda yorumlarımızı okumak dileğiyle iyi okumalar
    http://tayfunsurucu.wordpress.com/2014/04/07/zamanla-azalmayan-mutlaka-cogalir/

    YanıtlaSil