E YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
E YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Eylül 2017 Perşembe
Okudum Bitti- 120: Atları Da Vururlar || Horace Mac Coy
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı filminden dolayı haberdar olduğum ama elbet okurum diye filmini de izlemediklerimden: Atları Da Vururlar. Kitap 1935 yılında yayınlanmış ama ilgi görmemiş. Yazar da unutulmuş haliyle, filmi çekilene kadar da adından söz ettirememiş. Yani döneminde de filmi sayesinde duyulanlardan ne yazık ki.
Zaten kısacık bir kitap. Ekonomik kriz döneminde Amerika 'da para kazanmak için birçok değer yargısının ayaklar altına alındığı bir dans yarışması hakkında kaba taslak. Büyük ödül 1000 dolar. Bir kız bir erkek çiftler halinde yarışılıyor. Ve yarışmacıların sınırlarını aşan miktarda güç sarfetmeleri gerekiyor. Kısacık molalar harici durmak yok, duran ya da pes eden eleniyor. Yunus parklarında ya da sirklerde rant için ayaklar altına alınan insanlığın belki biraz daha masum hali. En azından açlıktan, parasızlıktan da olsa katılanların kendi tercihi. Hatta en doğrusu benzer televizyon programları da yok değil günümüzde. Meşhur olmak için ruhunu şeytana satmaya hazır ne çok insan görür olduk, değil mi?
İşte anlatıcımız da yarışmaya katılan erkeklerden biri. Dans partneri ise yaşamayı sevmeyen, intihara meyilli ve bunu da sık sık belli eden, mutsuz genç bir kadın. İkisinin de gözü aslında sinemada. Hem çiftimizin birbirleriyle hem de rakipleriyle sohbetlerini okuyup, yaşananlara tanık olup, kısa sürede bitireceğiniz bir kitap. Zaten sürprizli değil adından da belli ne olacağı, biz nedenini, nasılını okumuş oluyoruz. Filmi de izleyeceğim bir ara.
Bu kitabı ilk çevrildiğinde okuyabilseydim ya da Dünya bu hale gelmeden okusaydım belki daha çok dokunurdu.
'' Bana asıl garip gelen, insanların hayata bu kadar önem verip ölümü hiç önemsememeleri...''
'' -Yetiştirecek mangırın bulunmadıktan sonra bir çocuğun olmuş, neye yarar?
- Yeterince paraları olnadığını nereden biliyorsun?
- Paraları olsa burada işleri ne? Günümüzün en acınacak şeyi bu.Herkes çocuk fırlatıyor... ''
''- Yaşamaktan bezdim, ölmekten de korkuyorum, dedi Gloria. ''
E YAYINLARI
Çeviren: Hasan Aslan
2. Baskı Aralık 1972
152 Sayfa
19 Mayıs 2014 Pazartesi
Okudum Bitti - 58 : Boyalı Kuş || Jerzy Kosinski
Katolik ve Ortodoks sarışın Avrupa ' da kara kaşlı , kara gözlü bir çocuğun işkence dolu yıllarını dehşete kapılarak okudum , otobiyografik izler taşıdığını da okumuştum - yazar yok dese de-, Bülbülü Öldürmek ile beraber en uzun süredir en çok okumayı istediğim kitaplardandı. Darısı Bülbülü Öldürmek ' in başına.
Nazi karşıtı babası , küçük oğlunu toplama kamplarından , Nazi şiddetinden kaçırmak için bir yolcuya emanet eder. Anne , babasının ortalık durulunca çocuklarına kavuşma hayali , yaşanan korkunç olaylar yüzünden çıkmaza girer. Yanında kaldığı yaşlı kadın Marta ölünce , oradan oraya sürüklenir. Küçücük yaşının çok çok üzerinde zorluklara göğüs germek zorunda kalır. Her öyküde tüylerim ürpererek okudum. Kaba tabir olacak ama içime öküz oturdu resmen. Marta , Olga , Değirmenci ve karısı , Lekh her birinin yanında yaşadığı olaylar değişse de var olan aşağılanma ve acı değişmez.
Lekh 'in aşık olduğu dengesiz olarak bilinen Ludmilla uğruna boyayıp , geçen kuş sürülerinin ortasına saldığı ''Boyalı Kuş'' larla küçük çocuğun kader ortaklığı kitabın kalbiydi. Tek suçları farklı olmaktır. Farklı olanların cezalandırıldığı bir dünyada yaşayabilme mücadelesi , ne kadar acı...
... Olga, benim vampir olduğumdan şüphe ediyor, üstelik bu şüphesini gizlemiyordu. Bendeki kötü ruhun isteklerini önlemek, onun hayalet ya da hortlak biçimine girmesini engellemek için her sabah acı bir ilaç hazırlardı. Sarımsakla sıvanmış bir parça mangal kömürünü bu acı suyla yutmak zorundaydım. Köylüler de benden çok korkuyorlardı: Tek başıma köye indiğimde başlarını çevirir , haç çıkarırlardı. Hele gebe kadınlar, beni görür görmez kaçarlardı. Köylülerin biraz yüreklileri ise köpeklerini üzerime salarlardı. Hızlı koşmayı öğrenmemiş olsam , bu seyrek gezintilerden sağ dönmezdim sanırım.
... kör olunca hayat boyu gördüklerini de unutur muydu acaba insan? Düş bile göremezdi belki o zaman. Eğer kör kişi, belleğinin gözlerini de yitirmişse bu iş o kadar önemli sayılmazdı. Dünya her yerde birdi nasılsa. Hayvanlar ve bitkiler gibi insanlar birbirlerinden ayrılıyordu şüphesiz. Ama yıllar boyu onları görüp tanıdıktan sonra nasıl oldukları kestirilirdi . Ben yedi yıl yaşamıştım , yine de bir sürü şey biliyordum. Gecenin karanlığında bile, eksiksiz hatırlıyordum ufacık ayrıntıları. Zavallı kör yanaşma,yepyeni bizimkilerden çok daha güzel bir dünya bulacaktı belki.
... Her gördüğümü hatırlayacağıma söz verdim. Günün birinde gözlerimi çıkarırlarsa , hayatımın sonuna kadar bütün bu görüntüleri belleğimde saklayacaktım .
... Kimse istemiyordu beni. Yiyecek kıttı ; doyuracak her canlı , bir mesele oluyordu.
... Neden değişik bir saç rengi, bir göz rengi bazı insanlara büyük üstünlük sağlıyordu ?
... Bulmak, yaratmak istediğim şeyleri düşünerek uyurdum. Örneğin, insan vücudu için bir fitil bulup ateşliyordum. Derinin , gözlerin , saçların rengini değiştiriveriyordu. Fitili taş yığınına soktun mu, köyün bütün evlerinden güzel bir evin oluyordu. Kem gözlerden koruyordu sonra insanı bu fitil. Böylece , kimse benden kaçmaz, daha rahat, daha mutlu yaşardım.
... Herhalde, savaş bitince yeryüzünde sarı saçlı , mavi gözlü insanlardan başkası kalmayacaktı. Ama açık renk anne ve babası olup siyah saçlı doğmak mutsuzluğuna uğrayan çocuklara ne olacaktı ?
Kosiński 3 Mayıs 1991 günü intihar etti. İntihar öncesi yazdığı ayrılma notunda "Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin.'' demiş
Yazarın anlatımı çok yalın ve etkileyiciydi. Bundan sonra bu kitapla beraber kütüphaneden ödünç aldığım '' Adımlar '' isimli kitabı okumayı planlıyorum. Sonra da ''Bir Yerde '' yi bulup okuyacağım.
8 Nisan 2012 Pazar
Okudum Bitti-14: Sicilya Konuşmaları- Elio Vittorini
Annemin eski kitaplarından,yani yanılmıyorsam 1971 basımı.Türkçesi Gönül Çapan'a ait.İlk elime alınca nedense mafyamsı maceralar okuyacağımı sanmıştım:) Yanıldım.Kitap 190 sayfa.
Kitabı anlatan kahramanımız Silvestro, babasından gelen ; annesini terk ettiğini başka bir kadınla gittiğini,Ona(annesine) maddi destek sağlayacağını ama manen yanında olması gerektiğini,bu doğum gününde kart atmak yerine annesini ziyaret etmesi gerektiğini söyleyen bir mektupla iş çıkışı aniden yola çıkar. (Vaybe ne uzun cümle oldu A.Hamdi Tanpınar'ın Huzur'unu okurken uzun cümlerle boğuşa boğuşa alıştım mı ne:) )
Kahramanımız yol boyunca rastladığı diğer yolcularla,annesinin yanına gidince onunla,onun tanıdıklarıyla,köyde tanıştıklarıyla yaptığı sohbetleri anlatıyor.Bu yolculuk hem gerçek bir yolculuk hem de geçmişe bir yolculuk oluyor aslında.Zaman zaman hastalık ve fakirlikten bahsediliyor ki bu yer yer üzdü beni.
Kitabın arka sayfa tanıtımında , 'Kolay kolay unutulmaz güzellikte bir kitap, sık sık yeniden okunabilecek,her okunuşta yepyeni ve değişik tatlar bulacağınız gerçek bir eser' yazıyor.
30 Ocak 2011 Pazar
Kelebek || Henri Charriere
MUHTEŞEM. HARİKA BİR KİTAP. ŞİDDETLE TAVSİYE EDiLİR:)
Bu bir roman değil.Gerçek bir hayat hikayesi.Yazarımızda aslen yazar değilmiş.Başına gelen olaylardan sonra yazma gereği duymuş ve çok satanlardan olmuş.
Suçsuz yere müebbet kürek cezasına çarptırılan yazarımızın 13 yıl boyunca verdiği yaşam ve kaçma mücadelesini doğallıkla anlatan bu kitabı nasıl olur da bunca yıl okumamışım hayret:( Annem gençken okudum çok güzeldi.Tavsiye ederim deyince başladım.Başlarda az biraz sıktı ama çok çok beğendim ilerledikçe... İki tur migren krizi sayesinde biraz geç okudum ama Ocak ayı bitmeden bitirebildim:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



