21 Eylül 2018 Cuma

Okudum Bitti- 115: Oroonoko || Aphra Behn





               Kitap seven herkese merhaba günün kitabı yine ilk defa okuduğum bir yazara ait. 1600'lü yıllarda yaşamış, yazmış yazar için arka kapakta, 'İngiliz edebiyatının yazarak kazanan ilk kadın yazarı', ve 'Köleliğe ilk karşı çıkan İngiliz yazar' denildiğini görünce listemde biraz önce çektim. İlginç bir yazar. Casusluk bile yapmış. 


               


     Soylu, cesur, kahraman Oroonoko ile aşık olduğu Imoinda'nın yaşadıklarını okuyabileceğimiz masalsı bir kitap bekliyor sizi. Arka planda da kölelik teması işleniyor. Ama öyle çok detaylı ya da eleştirel değildi. 

       Daha çok Prens Oroonoko'nun esir düşüp her şeyini kaybettiğini düşünürken verdiği mücadeleyi, başkaldırısını okuyoruz. Kısacık bir kitap, severek okudum ama içimi ürperten sahneler de olmadı değil. Kitabın çevirisi de çok güzel olmuş ki hiçbir zorlanma hissetmeden, sıkılmadan okudum. Kapağını da çok sevdim. Daha ne olsun? :) 



'' Değişikliğin olmadığı yerde merak da olmaz...''


''Zaman tüm  aşırılıkları hafifletir, dindirir, yerini kayıtsızlığa bırakır.''


''Eğer kalbinin Imoinda'dan sonra başka birini sevebilecek kadar hakikatsiz olduğunu düşünseydi, bir an durmaz, göğsünden söker atardı...''




YİTİK ÜLKE YAYINLARI

Çeviren: Güneş Soybilgen
1. Baskı Ocak 2018
92 Sayfa


18 Eylül 2018 Salı

Okudum Bitti- 114: Bunker Tepesi Düşleri || John Fante





                Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı canım Fante'nin Arturo Bandini dörtlemesinin son kitabı Bunker Tepesi Düşleri. Geçen ay okuyup bitirdik. 

Bahara Kadar Bekle, Bandini hakkındaki yazım burada,

Los Angeles Yolu hakkındaki yazım burada,

Toza Sor ise burada

       Kitapları bitirince en çok hangisini sevdiğimize dair konuşmuştuk kendi aramızda. Benim için çok zor. Hepsinin kendine göre bir özelliği var. Toza Sor bizim için serinin başlangıcı olduğu için (aslında üçüncü kitap sayılsa da) özel, Bahara Kadar Bekle, Bandini sürpriz olduğu için ve daha duygulu geldiği için özel, Los Angeles Yolu başlı başına özel ♥ ve bu kitap Bunker Tepesi Düşleri ise  hüzünlü gelmişti bana (çünkü okuyunca Bandini ile vedalaşacaktık) ama yine severek, ara ara eğlenerek okudum. Fante ile tanıştığım için çok ama çok mutluyum.




             Bandini bu defa Bunker Tepesi'nde bir pansiyonda kalıyor. Yazma denemelerine yine devam ediyor. Senaryo yazarlığıyla eline para geçmeye de başlar. Bu arada kadınlarla ilginç ilişkileri de devam ediyor. Arada güldüren girişimleri de oluyor. :)  Kitaplarla ilgili bir şeyler ararken, Fante'nin bu kitabı şeker hastalığı sebebiyle görme yetisini kaybettikten sonra eşine dikte ettirdiğini okumuştum. Belki de o yüzden bu kitap alıştığımız Fante'den biraz daha uzak geldi. Sanki eşi biraz kadın duygusallığı karıştırmış gibi geldi bana. 
    
           Ya da tüm bunlar aslında Bandini'nin kendi çaresizliğinden. Çaresizlik olduğunu da beraber okuduğum canım söyleyince fark ettim. Beraber kitap okumanın en güzel yanlarından biri. Belki bir gün yeniden okuruz özlersek Bandini'yi. Gerçi diğer Fante kitaplarını da okumaya başladık. Ne yazık ki elimizde üç tanesi var. Biri bitti, biri okunuyor. Kalan son kitabı da Fante'yi özleyince okumak için saklayacağız. 

             Özetle Arturo Bandini ile tanışın bence. Aslında sadece bizim olsun isterdim ama siz de okuyun yine de. Seri, dörtleme falan denildiğine de bakmayın adam zaten tutarsız yazmış, hangisinden başlasanız okunur, eksikliğini hissetmezsiniz. 





''Kadınlar! Hiçbir şey bilmiyordum kadınlar hakkında. Mümkün değildi onları anlamak...''


''Bağırmak geldi içimden, havaya sıçrayıp bağırmak, susması için yalvarmak...''


''İçimdeki zavallılık hissi kayboldu birden. Hayat sürüyordu, daktilo vardı, kağıt vardı, onları görmek için göz vardı, onlara hayat verecek düşünceler vardı.''





PARANTEZ YAYINLARI

Çeviren: Avi Pardo
3. Baskı Aralık 2016
136 Sayfa



15 Eylül 2018 Cumartesi

Okudum Bitti- 113: Walden || Henry David Thoreau





                       Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Walden. Yine ilk defa okuduğum bir yazar. Beni zorlayan bir okuma oldu. Durup düşünüp, tekrar okuduğum cümlelerle doluydu. 

                Henry David Thoreau 'nun Walden Gölü kıyısında modern hayattan, insanlardan uzak bir şekilde geçirdiği iki yılda edindiği deneyimlerini anlattığı; çeşitli başlıklarda fikirlerini belirttiği dolu dolu bir kitaptı. Bahsettiği gibi bir hayatı yaşamak ister miydim şimdi emin değilim. Ama insanlardan uzak, doğa  ile iç içe bir yaşam bana da çekici gelmiyor değil. Daha uygulanabilir, daha basit versiyonu denebilir belki. Hatta çok da isterdim ama öyle dağ tepede değil de korunaklı mini bir çiftlikte. Bir sürü engelli hayvanla beraber. Cennet gibi bir hayat olabilirdi. Ama şu noktada teknolojinin varlığı çok mühim bence. :) Adam postayı bile kendince haklı nedenlerle gereksiz görüyor. Ben hala heyecanla mektup okuyorum oysa ki... :) 

         Thoreau dayatılmış tüm alışkanlıklara kafa tutuyor. Bunları anlatırken siz de kendi yaptıklarınızı, yapabileceklerinizi, yapamadıklarınızı düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Tam anlamıyla ben bu kitabı çok iyi anladım demek için ilerde belki tekrar okuyabilirim. 




     ''İlkel aşamada her aile neredeyse en iyiler kadar iyi olan, sıradan ve basit ihtiyaçlarına yetecek bir barınağa sahiptir. Ancak gökyüzündeki kuşların yuvaları, tilkilerin delikleri ve ilkellerin de çadırları varken, modern ve uygar toplumda ailelerin yarısından fazlasının bir barınağının bulunmadığını söylerken haddimi aşmadığımı düşünüyorum.''


''İnsan doğada gelip geçicidir.''


''Neden bu kadar acele içinde yaşayıp hayatı zindan ediyoruz?''


''Klasikler insanın kaydedilmiş en soylu düşüncelerinden başka nedir ki?''


''Zamanın büyük çoğunluğunda yalnız olmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Birileriyle beraber olmak, en iyileriyle bile olsa, kısa bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hal alır. Yalnız olmayı seviyorum. Yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmedim.''

(Bu ne kadar da Mehtap gibi bir bakış açısı )



'' Cennetten bahseden sizler, dünyayı utandırıyorsunuz!''



''Kusur arayanlar cennette bile kusur bulurlar.''





ZEPLİN KİTAP


Çeviren: Aykut Örküp

5. Baskı 2018
294 Sayfa


       


14 Eylül 2018 Cuma

Okudum Bitti- 112: Sandık Odası || Sezgin Kaymaz



           
                  Kitap seven herkese tembel Mehtap'tan merhaba. Günün kitabı canım Sezgin Kaymaz'ın geçtiğimiz ay okuduğum kitabı Sandık Odası. Sezgin Kaymaz'ın bütün kitaplarını okuyacağım. Ben külliyatı tamamlayana kadar yeni kitap da yazar belki. Ne güzel olur. Çünkü ne yazarsa okuyacağım. Sezgin Kaymaz'ın romanları da öyküleri de çok güzel.

       Bu kitapta da birbirinden güzel on sekiz öykü var.

Yazarın daha önce okuduğum kitapları şunlar:

Bugün Bize Kim Geldi yazısı burada,

Bakele yazısı burada,

Ateş Canına Yapışsın yazısı burada ,


Lucky yazısı burada ,

Farfara yazısı burada ,

Kün yazısı burada ,


Uzun Harmanlar'da Bir Davetsiz Misafir yazısı burada.




        Çok eğlenceli öyküler olduğu gibi, hüzünlüler de var. Hayatın kendisi gibi Sezgin Kaymaz'ın kalemi. Her şeyden biraz var ve çok etkili, gerçek, samimi, çok tatlı. Gülerken hüzünleniyor, tedirginlikle okurken şaşırıyorsunuz. Çok güzeldi. Hepsini severek okudum. İşte anlat desen anlatılmaz öyle bir şey. Okuyun mutlaka. Bu kitabı olmasa da Sezgin Kaymaz ile mutlaka tanışın. Pişman olmayacaksınız.





   ''Giysiler kefen, dünya mezar. Toprağın içinde ol veya dışında, ne fark eder? Sonuçta, dünya üzerinde bir yerde olacaksın.''
      

'' İstediğin yere gidiyorken uzar hep yollar!''


*Çok Oldu Kız Gideli 



''Geçmişteki kötü tecrübelerin, geleceğine ipotek koymasına izin vermeyeceksin. 'İnsanoğlu kötüdür. Suistimal eder. Yüz verirsin, astarını ister,' dedin miydi, unut insanlığı. O kötülerden de kötü biri olup çıktın sen! 'Ben iyilik yaptım, kaldırdım denize attım!' diyebiliyor musun? Ne mutlu!



''Bir gece aslında o kadar uzun zaman dilimini ifade ediyordu ki! ''



''Sen bana umut verdin, sonra da elimden aldın onu. Daha kötü ne yapabilirdin ki?''


*Bakar Mısınız?  




İLETİŞİM YAYINLARI 

3. Baskı 2013 
358 Sayfa




7 Eylül 2018 Cuma

Okudum Bitti- 111: Yalnız Anlaşıldık || Songül Ünsal






                    Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı çok kolay okunanlardan biriydi. Dur bir bakayım diye başlayıp bitirdiklerimden oldu. 

             Kitap aslında öyle güle eğlene okunacak bir şey değildi. Bildiğiniz aşk acısının kağıda mürekkebe dönüşmüş haliydi. Hafif kişisel gelişim tarzında öğütler veren, biraz yazarın kişisel çıkarımlarından oluşan bir kitaptı. Aşk acısı çekiyorsanız (umarım çekmiyorsunuzdur) daha anlamlı gelecektir. Katılmadığım bazı yerler oldu. Zaten katılmak zorunda da değilim. Eden bulur olgusuna pek inancım kalmadığı için, iç sesim kitaba epey bir itiraz etti. Zaten ünlü düşünür Mustafa Sandal'ın dediği gibi : 'Benim aşka inancım kalmadı hiiiç !'

            Başka bir çok sevdiğim özel düşünürün de dediği gibi: ''Aşk gerçekten insanlara hiç yapmayacağı şeyleri yaptırıyor. Üstelik zevkle yaptırıyor. Ne kadar korkunç değil mi?'' :) 

           Evet. O yüzden aşkı bulduysanız kıymetini bilin. Kaybetmeyin, kırmayın, üzmeyin. Aşk acısı çekiyorsanız da geçiyor zamanla her şey. Kitapta bol bol çizimler de vardı. Bazı sayfalarda deneme gibi kısa yazılar, bazılarında da aforizma gibi kısa kısa sözler vardı.




''Ağır geliyor yaşanılanlar belki ama zamanı gelince iyi ki yaşamışım diyeceksin. Yeter ki ders almasını bil. Yeter ki düştüğün yerden zamanla kalkmasını bil.''


''Ne kadar üzülsek de güzel sevmekten hiç vazgeçmedik.''


''Özlüyorum.
Hatta sana kırgın olduğumu bile unutuyorum. Adının geçtiği yerlerde yüzümü öne eğiyorum. Gizliden gülümsüyorum. Hissedersin zannediyorum kırgınlıklarımı. Kızmıyorum merak etme.
Zararsız bir şekilde özlüyorum sadece.
En olmadık anda.
Bir kahkahanın ortasında.
Gecenin köründe.
Sabahın üçünde.''


''Öyle unut demekle unutulmuyor hiçbir şey. İnsan her şeyi unutsa da, hak etmediği yaşanmışlıklarını unutamıyor.''



''Hayatında iyiliklerden anlamayan insanlar var diye iyilik yapmaktan vazgeçersen, ne farkın kalır ki diğerlerinden?''


''Kabul et çocuk değilsin ve çocuk gibi sevme artık kimseyi...''



OLİMPOS YAYINLARI

1. Baskı Mart 2018
160 Sayfa


Okudum Bitti- 110: Masallar Gerçek Olsa || Kristan Higgins





               Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yine ilk defa okuduğum bir yazara ait. Kristan Higgins'in kaleminden Masallar Gerçek Olsa. Arkadya Yayınları'nın kitapları hep keyifle ve kolay okunuyor. Bu kitabı da severek okudum ama Rachel'in olduğu bazı bölümlerde sinir olup, ya bir git diye bıraktım kitabı. :) 

           Şimdi kitabın ismini çok sevdim öncelikle. Severek de okudum. Rachel'e rağmen diyeceğim ama Jenny de beni sinir etti. Niye mi? Jenny boşandığı eşi ve onun yeni eşiyle arkadaşlık yürütmeye çalışan, harika gelinlikler tasarlayan bir tasarımcı. Adam senin kalbini kırmış bir şekilde, o nasıl bir affedicilik, kabulleniş?! Neyse... Kardeşi Rachel de üçüz kız bebekleri olan, mutlu bir evliliği olduğunu düşünen bir kadın. Pislik kocası da onu aldatacak kadar karaktersiz. Rachel da onu affetmeyi deniyor. Herkes ikinci şansı hak eder, nasıl olsa değil mi? Hayır etmez işte, etmemeli de. İşte bu yüzden çok sinir oldum ona. :) 



            İki kardeşin hayatlarına kısa kısa bölümlerle misafir olup benim gibi sinirlenerek, arada tebessüm ederek, üzülerek okumak isterseniz kaçırmayın. Beni tüm kitapta en çok etkileyen yaşlı köpek Loki'ydi. En sevdiğim de sahibi Leo. Tüm bu sinirli söylemlerime rağmen kitabı çok severek okuyup bitirdim. 





'' Kız kardeşinin kocası ona ihanet ediyor, kendi kocan seni terk ediyor, annen yalnız bir dul ama sen hâlâ aşka inanıyorsun, öyle mi? Hem de bir genç kız gibi en kelebekli, kalpli hâliyle?''



''Yüzü tıpkı İngiltere'nin meşhur havası gibiydi. Kâh güneşli kâh yağmurlu...''


''Erkekler aldatmasalar bile, bir şekilde kalbini kırmanın ve kendini yoktan yere suçlu hissetmenin bir yolunu mutlaka buluyorlar. Ama durup sana cevap verecek vakit de bulamıyorlar çünkü çoktan yeni bir aşka yelken açmış oluyorlar. Sense caddenin ortasında öylece kalakalıp nasıl olup da kocanın seni sevmekten vazgeçtiğini anlayamadığının hesabını soruyorsun kendine.''




ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Bahar Yaldız Çelik
1. Baskı Temmuz 2018
526 Sayfa


5 Eylül 2018 Çarşamba

Okudum Bitti- 109: Evcil Hayvanlar || Bragi Olafsson





            Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı son iki aydır okunup bloga yazılmayı bekleyenlere inat sıcağı sıcağına okuyup bitirdiğim Evcil Hayvanlar. Adı ve kapağı listemde öne almama sebep olmuştu. İzlanda Edebiyat Ödülü Finalisti'ymiş. Farklı ülke edebiyatlarından bir şeyler okumayı da seviyorum. 

              Kitabın arka kapak yazısını okuyunca, adı ve kapağın da etkisiyle bahsi geçen hayvanların aktif rol oynayacağını düşünmüştüm. Onlar da kendi aralarında konuşacaklar, hatta işi ilerletip insanlarla da iletişime geçecekler falan zannettim ama öyle olmadı. Bu beğenmediğim anlamına gelmesin. Severek okudum. Kedi Ratty, albino kobay faresi Moby, tavşan Dick ve on dokuz yaşındaki iguana Ahab kahramanımız Emil ve Havard'ın geçici bir süre bakıcılık yaptıkları hayvanlar. Onlardan kısa süreli bahsediyorlar. Asıl olan piyangodan iyi para kazanan Emil'in seyahat dönüşünde yaşadıkları. Size de olur mu bilmiyorum ama bazen eve gelen birilerine kapıyı açmak istemezsiniz ya işte Emil de Havard'a kapıyı açmıyor. Ama o benim kadar şanslı değil. :) Havard içeriye girmenin bir yolunu buluyor. 


         Kendi evinde, yatağının altında saklanıp kitap boyunca eve giren çıkanları oradan gözetlemek zorunda kalan Emil'i okudukça benim sırtım ağrımış, elim ayağım uyuşmuş kadar oldum. :) Eğlenceli bir anlatımı vardı kitabın. Yazar aynı zamanda Björk'ün solistliğini yaptığı grubun bas gitarcısıymış. Başka kitapları olsa okurdum. 



''Bazen insanlar ve nesneler dünyada belli bir yere adeta delibozuk birinin heveslerine uymak için konmuş gibidirler; sanki yukarıdaki birisi tüm sağduyunun aksine bizi dilediği gibi yerleştirerek kendini eğlendiriyor. Bazen, birisi ensemden tutmuş ve beni farklı durumlarda ya bir felaketten kurtarmak ya da  - korkarım daha sık olduğu gibi- kasten başımı belaya sokmak için hareket ettiriyormuş gibi hissediyorum.''



''Belki uzun süredir uzakta değildim ama eve gelmeyi iple çekecek kadar uzundu; kitap, CD ve video koleksiyonuna sahip olduğunuzda ve oturma odasındaki müzik setini açmaya can attığınızda bu tuhaf değildir.''




ZEPLİN KİTAP

Çeviren: Özge Çakmak
1. Basım 2018
224 Sayfa


4 Eylül 2018 Salı

Okudum Bitti- 108: Los Angeles Yolu || John Fante





                Kitap seven herkese yeniden merhaba. Günün en özeli John Fante 'den Los Angeles Yolu. Serinin, daha doğrusu dörtlemenin diyeyim, ikinci bizim okuduğumuz üçüncü kitabı. Kitap benim için çok değerli. Yangında ilk kurtarılacaklardan. :) 

           Bu kitapta da Arturo'nun babasının ölümünden sonraki süreçle başlıyor. İşin garibi iki erkek kardeşi yerine bu kitapta bolca çekiştiği bir kız kardeşi var. Değişmeyen tek şey Arturo'nun varlığı. Varlığı sabit ama her kitapta biraz daha farklılaşan bir Arturo okuduk. Toza Sor'dan sonra, Bahara Kadar Bekle Bandini'yi okyunca bu ara kitapta nasıl yazar olmaya karar vermiş onun cevabını bulacağımızı düşünmüştük. Eh kısmen de öyle oldu. Kitap seri içinde benim için en özeli olmasının yanı sıra en çok güldüreniydi de. 

            Los Angeles Yolu'nda bolca Nietzsche, Shopenhauer okuyan, ve yine dinle arası pek hoş olmayan bir Arturo var. Dolaplara kapanıp dergi okumaktan geri kalmayan, garip zevkleri olan ama her şeye rağmen pek  sevdiğim Arturo. Greve teşvik edecek kadar asi ruhlu ama yengeç katliamı yapacak kadar da pislik. Her kibrit gördüğümde seni anacağım Arturo. :) Ben bunu yazarken son kitabı çoktan bitirmiş durumdayım ama Los Angeles Yolu bitince Bandini ile olan yolculuğumuz bitecek diye son kitabı içim cız ederek okudum. Çok yakında Fante okumaya devam edeceğiz.  






''Jim'in Yeri'ne girdim. Jambonlu yumurta söyledim. Ben yerken Jim konuşmaya başladı.

'Çok kitap okuyorsun,' dedi. 'Hiç kitap yazmayı düşündün mü?'
Bu yetmişti bana. O anda yazar olmaya karar verdim.''


''Ne kitap! İstiyordum o kitabı! Tanrım, elimde tutmak, öpmek, göğsüme bastırmak istiyordum, sayfalarda hâlâ sıcak parmaklarının izleri vardı belki. Kim bilir? Kitap okurken parmakları terliyordu belki. Harikulade! O zaman parmak izleri kalmıştır mutlaka.  Sonsuza kadar beklerdim o kitap için...''



''Hep yaptığım bir şeydi, ağır bir fısıltıyla kendi kendime konuşurdum.  Genellikle hoşuma giderdi çünkü doğru cevapları mutlaka bulurdum.''



''Zaman daha çabuk geçiyordu hayal kurduğunda...''





PARANTEZ YAYINLARI


Çeviren: Avi Pardo

İkinci Baskı Ocak 2017
184 Sayfa


3 Eylül 2018 Pazartesi

Okudum Bitti- 107: Fil'in Sorusu || Leen Van Den Berd& Kaatje Vermeire






                    Kitap seven herkese merhaba. Günün ilk kitabı okuduğum en tatlı çocuk kitaplarından biri olan Fil'in Sorusu. Leen Van den Berg yazmış, Kaatje Vermeire de resimlemiş. Harika olmuş. :)

            İnsanlar ve hayvanlar her yıl olduğu gibi bir toplantı yaparlar. Her toplantıda belli soru ve sorunlar konuşulur. Bu defa toplantının yıldızı fil. Çünkü çok tatlı cevaplar okumamıza sebep olacak bir sorusu var. 

''Birini sevdiğinizi nasıl anlıyorsunuz?'' 





      Çok güzel, çok tatlı bir kitap. Hem hikayesi hem çizimleri çok güzeldi. Beni en etkileyen cevap yaşlı kadının cevabıydı. Ama ne olduğunu yazmayacağım. Sevgi hep var olsun kalbimizde. Kimse karınca gibi sevgisiz kalmasın. Bu kitap da benim için çok özeller listesinde yerini aldı.






FİNAL KÜLTÜR SANAT YAYINLARI

Çeviren: Nurşen Kaya
2018


28 Ağustos 2018 Salı

Okudum Bitti- 106: Beden ve Bedel || Sevde Nur Unat





                   Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı bayram boyunca okuduğum, daha doğrusu okuyamadığım Beden ve Bedel. İki kitaplık bir serinin ilk kitabıymış. Yazarının da ilk kitabı. Çok tarzım olan bir kitap değil ama arada değişiklik de lazım. 



               Mutsuz bir hayatı olan Dora'nın daha da mutsuzluğa sürüklenmesinin hikayesi. Hayatına giren erkeklerin hepsinden, babası da dahil zarar gören, bu yüzden de ağır travmalar yaşayan Dora'nın Türk dizilerini aratmayan maceralarını okumak isterseniz bakın derim. Aşk, macera, şiddet, her şey vardı. Wattpad üzerinden de yayınlanmış ama ben oradan hiç kitap okumadım. 


   


     '' 'Bu dünyada verilebilecek en güzel şey ne?' diye sordu.
Yanağımı ıslatan yaşı elimle silerek, 'Güven.' dedim. ''


''Yüzlerce hayattan geçmiştim. Yüzlerce acı solumuştum ve hepsinde de kaybolmuştum.''


''Bir şeye karşı kaybetme korkusu yaşadığın an, o şeye alıştığın andır, canım.''


'' O benim için 'Her şey güzel olacak,' cümlesinin bir tanımıydı. Çünkü her şeyin onunla güzel olmasını istiyordum.''


''Hayat size istemediğiniz şeyleri yaptırabilir.''




UĞUR TUNA YAYINLARI

1. Baskı Temmuz 2018
332 Sayfa



24 Ağustos 2018 Cuma

Okudum Bitti- 105: Bahara Kadar Bekle, Bandini || John Fante





                     Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı kitaplığımın en en en özellerinden biri. Toza Sor 'u okuduktan sonra (ki aslında en özelinin o olması gerekiyor, karar veremiyorum Bandino'nun olduğu bütün kitaplar artık kıymetlim) filmini de izledik. Sonra bakınırken aslında Fante'nin Bandino'yu yazdığı ilk kitabın aslında Bahara Kadar Bekle, Bandini olduğunu öğrendik. 


Toza Sor hakkındaki yazım burada.

    İkinci kitap Los Angeles Yolu da bu gece bitecek ne yazık ki. (♥) Sonra dördüncü ve son kitap olduğunu düşündüğümüz Bunker Tepesi Düşleri 'ni okuyacağız.


            Bahara Kadar Bekle, Bandini 'de, Arturo'nun ailesini tanıma fırsatı buluyoruz. Ergen Arturo ile tanışmak da güzeldi. Kar kış yüzünden işsiz kalan baba, duvarcı ustası Svevo Bandini (Bandini denilince aklıma Arturo geldiği için, babaya Bay Bandini demek Arturo'ya haksızlık gibi geliyor), yaman bir anneanne, dindar ve fedakar bir anne, birbirinden çok farklı iki küçük erkek kardeş... İşte Arturo'yu Arturo yapan en önemli kişiler. 


             Yine Arturo'ya özgü sevme biçimi gülümsetti beni. Rosa'ya duyduğu aşkı, sonrasında yaşadığı hüzün. Çok sevdik biz Arturo'yu. O kadar çok sevdim ki her çatal gördüğümde de gülümsüyordum, bu kitapta gülümseten objeler listeme yenileri de eklendi. Hem ona hak vermiyor da değilim... :)


            Svevo'nun karısı Maria'ya yaşatıkları, kadının adım adım çöküşü, yine de umutla beklemesi sinirimi bozmadı değil. Svevo sayesinde İtalyanca bir kelime de öğrenmiş oldum.


            Özetle John Fante artık kıymetlimdir. Hem sade hem etkileyici bir anlatımı var. Aynı anda hem sevip hem sinir olacağınız karakterle dolu bir kitaptı. Hani bazen çok sevdiğiniz birinin sevdiği şeyleri, ailesini, sevdiklerini de merak eder, seversiniz ya işte bu kitap benim için öyleydi. Toza Sor'da tanıdığım, sevdiğim Arturo'nun ailesini de onun yüzünden sevdim. Çocukluk anılarını dinlemiş, evini ailesini görmüş gibi oldum. Kitabı sevmemin en önemli nedeni de yalnız okumamış olmam. ;) Çeviri de çok tatlı.






''İnsanın ruhunda çektiği acıdan daha büyük acı var mıydı dünyada?''



''Onun yerine oturdu ve titredi heyecandan. Ellerini tahtanın üzerinde gezdirdi, Rosa'nın kitaplarını koyduğu küçük rafın içinde gezdirdi. Bir kurşun kalem buldu parmakları. Dikkatle inceledi: Rosa'nın dişlerinin izi vardı üzerinde, çok silik. Öptü. Rafta bulduğu kitapları öptü; hepsi özenle kaplanmış, mis kokulu.''



''Arturo Noel'den nefret ediyordu, çünkü ona hatırlatılmadıkça yoksul olduğunu unutabiliyordu. Her Noel aynıydı; mutsuz, aklının köşesinden bile geçmeyen şeyler arzulayıp sahip olamamak. Arkadaşlara hiçbir zaman sahip olamayacağı armağanlar alacağına dair yalanlar söylemek. Zengin çocukları için harikuladeydi Noel. Diledikleri gibi atabilirlerdi, inanmak zorundaydın.''



''Mukaddes ve tavizsiz olabilirdin, ama herkesin acı çekmesi pahasına değil.''



''Ona sokulup kendini kollarının sıcak şefkatinde kaybettiğinde parmak uçları bile ağlıyordu sanki.''





PARANTEZ YAYINLARI


Çeviren: Avi Pardo

3. Baskı Mart 2016
176 Sayfa


18 Ağustos 2018 Cumartesi

Okudum Bitti- 104: Sıra Dışı İşaret || Larry D. Sweazy




                 
              Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı bir polisiye. Malum sıcaklardan dolayı beynim buharlaştığı için, aynı Şirin gibi pek mutlu geziniyorum evin içinde. Mutluluğumu taçlandırmak için kolay, keyifle okunan bir şeyler seçeyim dedim. Kitap güzeldi ama sıcak hava hiç öyle değil. En çok kışı özlemekle geçiyor ömrüm. :)

                1964 yılında işlenen bir cinayetle başlıyor kitap. Yataklarında boğazları kesilmiş olarak bulunan Lida ve Erik'in cinayeti araştırılırken, katilin Erik'in avucuna bıraktığı gizemli bir tılsım yüzünden Şerif, öldürülen çiftin de komşusu olan Marjorie'ye danışır. İndeksleme işiyle uğraşan, sıkı bir araştırmacı olan ve yatağa bağımlı kocasına bakmak zorunda olan Marjorie tılsımın İskandinav mitolojisine ait olduğunu keşfeder. 
             O kısımlara epey yabancı kalsam da neyse ki çok sıkmadı. :) Marjorie'nin araştırmaları devam ederken katil de öldürmeye devam eder. Kim, neden diye düşünürken zaten çok da kalın olmayan kitap bitti. Bana da moral oldu. :)



               

''Hank'in başına gelen kazadan sonra hayatın komik dönemeçlerinin olduğunu anladım.''


''Kitaplar normal hayata yolculuk ettiğim büyülü halımdı ve aynı zamanda benim akıl sağlığım...''


''Az bilgi çok tehlikeliydi.''



OLİMPOS YAYINLARI

Çeviren: Azime Kennedy
1. Baskı Mayıs 2018
300 Sayfa

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Okudum Bitti-103: Eğlenilecek Erkek || Tunç İlkman





                  Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı tazecik bir Yayınevi olan Flora Kitap'ın ilk kitabı Eğlenilecek Erkek. Tunç İlkman'ın daha önce Parla kitabını da okumuştum. Hakkındaki yazım burada

         Bu defa çok farklı bir kitap yazmış Tunç İlkman. Oldukça eğlenceli, komik bir kitap. Duyunca da şaşırmıştım.  Okurken de şaşırdım. Kötü anlamda demiyorum ama. Şikago'nun ağzından onun yalnızlığını okuyup eğleniyoruz. Yalnızlık eğlendirici olmayabilir de onun ki öyle... Alttan alta da hüzünlenmedim değil haline. Fazla yalnızlık da iyi olmuyor demek ki. :) Kızsızlık üzerine eğlenceli bir okuma oldu diyebilirim. Aslında çok sık rastlanan bir karakter olsa da, işte her zaman bir sapın iç dünyasına misafir olamıyoruz. 

      Her gördüğü kızı avlamaya çalışmaktan kaçınmayan, yürümenin kitabını yazan ve azminin ekmeğini yiyemeyen Şikago ile tanışmak güzeldi. Ama uzaktan. :) Sanırım hepsi Pınar yüzünden.




''Bu benim özgürlük savaşım, bu benim kimliğimi geri kazanmak için vereceğim en büyük mücadele , bu benim ona karşı iştahla tadına bakacağım son intikam yemeğim. Bazıları buna kız peşinde koşmak da diyor ama öyle söyleyince utanıyorum ben ya...''



''Bir kadında ilk baktığım yer her zaman gözleridir. Çünkü asıl bakmak istediğim yerlere bakabilmek için öncelikle beni katiyen görmediğinden emin olmam gerekir.''



''İnsan nereye giderse gitsin, yalnızlığını da beraberinde götürüyormuş. Her yere tek kişilik bilet aldığım hâlde, kaçak yolcu olarak yalnızlığım da otobüs, uçak, tren dinlemiyor ve benimle beraber geliyormuş.''




FLORA KİTAP

1. Baskı Temmuz 2018
128 Sayfa



13 Ağustos 2018 Pazartesi

Okudum Bitti- 102: Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı || Ferit Edgü





             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Ferit Edgü'den. Hakkari'de Bir Mevsim'i okuduktan sonra, yazarı okumaya devam etmek istediğim için rastgele bir kitabını seçtim. Diğer kitaplarını da alıp okuyacağım inşallah. :)

Hâkkari'de Bir Mevsim hakkındaki yazım burada . 


            Çok güzel ve farklı bir okuma oldu benim için. Üç bölümden oluşan minik bir kitap Eylül'ün Gölgesinde Bir Yazdı. Çakır'ın Öyküsü, Ara ve Su Testileri isimli bölümler. Çakır'ın Öyküsü'nde fotoğraflar olmadan fotoğrafları inceleyip, 'Çakır'ın Fotobiyografik Öyküsü'nü okuyoruz. Öncesinde anlatıcı Çakır'ın Öyküsü'nü yazma sürecinden bahsediyor. Fakir, kambur, kimsesiz Çakır'ın en büyük sevgisi atlara karşı ama benim aksime insanları da çok seviyor. Anlatıcımızın çocukluğunun bu farklı kahramanının hiç fotoğraf çektirmemiş olması onu bu fotoğrafsız fotoromanı oluşturmaya teşvik eder. Böylece onun tabiriyle bu masalsı hayata hayali bir dokunuş yapma şansı buluyoruz. 


           'Ara' isimli bölüm de ise Çakır'ın Öyküsü'nün gerçek çıkış noktasını öğreniyoruz. Şaşırmak serbest. :)  Vapurdaki yaşlı adamın anlatacak başka öyküleri de var üstelik. Bu kısa aradan sonra 'Su Testileri' isimli bölümde de Esat ve Kıni'nin dostluklarına tanık oluyoruz. Bütün karakterlerin söz hakkı olduğu bu bölümü daha da severek okudum. Bazı eksik cümleler de bizim hayal gücümüze bırakılmış. 

          Farklı, çok güzel bir kitaptı. Sanırım bundan sonra okuduğum bütün Ferit Edgü kitapları hakkında aynı şeyi söyleyeceğim.

 



''Tanrı herkesi kör, topal, kambur yapmadığı gibi, şair ve yazar da yapmıyordu.''



''Çakır ellerini ensesinin altında kenetlemiş, saman döşeğinin üzerine uzanmış; tepesinde, tavandan sarkan bir gemici feneri. Gözleri tavanda bir noktaya dikili. Kuşkusuz, bir düş kuruyor. Bilmiyorum, geçmiş günlerin mi, yoksa gelecek günlerin düşü mü bu? Yoksa ne geçmişin, ne geleceğin düşü mü bu? Kim bilir, belki bir düş de değil. Yalnızca tavanda bir noktaya dikilmiş bir bakış:
'Hayat dedikleri demek buymuş.' ''



''Nerden geldiklerini, niçin geldiklerini bilmeyenler, nereye gittiklerini de bilmezler.''



SEL YAYINCILIK

3. Baskı Eylül 2015
110 Sayfa