15 Haziran 2018 Cuma

Okudum Bitti- 78: Genç Bir Doktorun Anıları || Mihail Bulgakov






                  Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yıllar önce Köpek Kalbi kitabını okuduğum Mihail Bulgakov'un yazdığı Genç Bir Doktorun Anıları. Modern Klasikler 'i almaya ve okumaya karar verdim. Yavaş yavaş başladım. Bu kitap arkadaşımın hediyesi. Hediye kitap okumak daha bir keyifli oluyor, sizce de öyle değil mi? :) 


            Genç bir doktorun, devrim zamanında Rusya'nın ücra bir kasabasında yaşadıklarını anlatıyor kitap. Okuldan yeni mezun olmuş, eğitimine ve bilgilerine güvenen ama hiçbir tecrübesi olmayan genç doktor, bir anda kendisini riskli vakalar, ölüm kalım meseleri, ciddi cerrahi operasyonlar içinde bulur. Üstelik yerel halk da son derece geri kafalı, batıl inançlıdır. 

            Doktorumuzun anıları farklı başlıklar altında hikaye gibi anlatıldığı için çok daha sevdim. Üstelik Bulgakov kendisi de Tıp Fakültesi'ni bitirir bitirmez anlatılana benzer bir hastanede çalışmış. Yani ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu sanırım hayal gücümüze kalmış. Tüm bu zorlu sürecin arka planında devrim ve toplum üzerindeki etkisine de hafifçe değinilmiş. Yer yer eğlenceli bir anlatımı olsa da hüzünlendiren yönleri de vardı. Bulgakov okumaya devam etmeliyim. 


İYİ BAYRAMLAR HERKESE !!!



''Hayır. Asla, uykuya dalarken bile olsa artık beni hiçbir şey şaşırtamaz demeyeceğim böbürlenerek. Hayır. Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.''



''Frenginin buralarda kimseyi ürkütmeyişinin, frenginin kendisinden daha korkutucu olduğuna inanmıştım.''


''Akıllı insanlar mutluluğun sağlığa benzediğini çok önceden fark etmiştir: Mutluyken fark etmezsiniz; ama yıllar geçtikçe, geçmişte kalan mutluluğunuza ilişkin anılar, ah, anılar!...''



TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

Çeviren: Tuğba Bolat
9. Baskı Kasım 2017
158 Sayfa




13 Haziran 2018 Çarşamba

Okudum Bitti- 77: Kinyas ve Kayra || Hakan Günday






                          Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Hakan Günday'dan geçtiğimiz aylarda okuduğum Kinyas ve Kayra. Aslında sona bırakacaktım ama dayanamadım. Blog yazımı bitirince gidip bir kahve yapıp Daha'ya başlayacağım. Filmi izlemedim elbette, henüz. :) 


 Daha önce okuduğum Hakan Günday kitapları:

Piç , hakkındaki yazım burada ,
Az, hakkındaki yazım burada ,
Zargana, hakkındaki yazım ise burada .


       Yeni kitap gelmeden elimdekileri bitirir miyim dersiniz? Umarım.


            Kinyas ve Kayra çok farklı bir okuma oldu benim için. Kinyas'ı da Kayra'yı da günlük hayatımda asla tanımak istemezdim, hatta kimsenin tanımasını istemeyeceğim tipler. İkisi de tam 'kötü çocuk'. Amaçsızlık, boş vermişlik ruhlarına işlemiş. Öte yandan bazı anlamsızlıklara, sahteliklere verdikleri tepkiler bana da nokta atışı gibi gelmedi değil. İkisinin beraber oldukları ilk bölümü çok daha sevdim. Ayrı oldukları 'Kinyas'ın Yolu', 'Kayra'nın Yolu' bölümlerinde ise hep diğerinin yokluğunu hissettim. Birbirlerine çok iyi gelmeseler de, zıt yönleri daha çok da olsa beraberlerken dediğim gibi daha güzeldi... Bütün hayatlarını, ailelerini geride bırakıp bir nevi hiçliğe doğru çıktıkları karanlık bu yolculukta onlara eşlik etmek zorlu, karanlık, sert, bazen yorucu ama yine de güzeldi.


          Kinyas ve Kayra, Hakan Günday'ın yazdığı ilk romanmış. Ben kitap hakkında duyduklarımdan sonra tanışma kitabı olarak okumaya çekinmiştim. Okuduğum en farklı kitaplardan biriydi. ''OMNES VULNERANT ULTİMA NECAT!: Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür!'' diye harika bir giriş yapan kitabı okumaya başlar başlamaz daha fazla neler olabilir ki, diyorsunuz ama oluyor. :) 






''Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!''



''Taşırlar insanları. Kundaktayken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı...''



''Gerisini düşünmeye gerek yok. Mucizeler bitti. Doğmak yeterince mucizevi. Başka bir tane daha beklemek aptalca. Ölmek de ikincisi. Bunların arasında da hiçbir şey yok. Kimse beklemesin...''


''Yalan ancak ayrıntılarla gerçek olur. Birini kandırmanın en iyi yolu ayrıntılardır...''


''Provizyonu bitmiş bir kredi kartı kadar geçersiz bu dünya! ''


'' 'Seni anlıyorum' demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz bu dünyada... Var olan en sağlam zırh insan vücududur. İçindekileri en iyi saklayan kasa odur. Koridorlarında birikenlerin kokusunu bile yaymaz dışarıya. Deliliğinin kokusunu, anormalliğinin kokusunu duyamazsın yanında gazete okuyan adamın, otobüs durağında. Sadece gördüklerin vardır...''


''Medenileşmenin bedeli. Yerde yatanlarla ilgilenmemeyi öğrenmek...''


''Dinlemek ve inanmak en zorudur. Anlatmak ve uydurmaktan daha zor. .olağanüstü bir saflık ister. Kulak ve beyin arasında tertemiz bir yol ister.''


''İlkellik mıknatıs gibidir. Dev bir mıknatıs. Biz istemesek de, vücudumuzdaki demir ona gider. Beynimize işlenmiş bir ilkel insan dövmesiyle doğarız. Yemek, uyumak, bağırsaklarımızdakileri çıkarmak dışında yaptığımız her şey fazladandır. Üremek dahil. Geriye kalan her şey uydurulmuştur.Dünya uydurulmuştur! Caddeler, evler, giysiler... Her şey. O üç eylem dışındaki her şey! Aşk, siyaset, tıp, savaş. Bunların hepsi insanoğlunun boynuna astığı aksesuvarlardır. Teker teker hepsinden kurtulunur ve üç ana eyleme dönülürse insanlık kendini hatırlayacaktır. Bunların yerine getirildiği dev bir yatakhane olmalıydı dünya...''



''Kolay değildir yalnızlık. Öğrenilmesi gerekir.''


''Bir fahişe ile bir rahibenin, bir cani ile bir polisin yan yana yattığı mezarlıklar bana, hayattaki tek gerçek, tek yalansız manzara olarak görünürdü...''


''Dünyanın en yüksek ve sağlam duvarı, televizyon ekranı!''



''Bir yerlerde insanları hapse atıyor olmalılar, başkalarını öldüresiye üzdükleri, derin mutsuzluklara ittikleri için. Belki cinayetlerin değil ama intiharların azmettiricileri oldukları için cezalandırılması gerekir birilerinin. Ama daha keşfedilmediği için, bunu yapmış olanları saptayacak bir makine, kandaki alkole benzemediği için kötülük, bıraktılar beni de...''



''Afrika'yı anlamak için dört rengi bilmek yeter. Sarı! Sıcağın rengidir. Yeşil! Her yeri kuşatmış ormanın rengi. Siyah! Karşında oturan benim derimin rengi. Ve kırmızı! Üzerinde oturduğunuz toprağın sahibi olabilmek uğruna dökülmüş kanın rengi...''



''Oysa hayat, her bölümde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi...''




''Hiçbir insanın tamamen dürüst olamayacağını bilecek kadar tanıyordum kendimi...''



''İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun, yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider.''




''Pollyanna, benim yanımda eroinman bir orospu kadar umutsuz kalırdı!''




''İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır. Ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklardır. Aşklar, alkol, nikotin, ahlaki değerler, uyuşturucular... Hepsi de birer pranga olabilir her an, insanın ayağına...''





DOĞAN KİTAP


30. Baskı Şubat 2003

532 Sayfa




9 Haziran 2018 Cumartesi

Okudum Bitti- 76: Bir Cesur Kadın Halide || Yeşim Demir & Fatih Özcan





                   Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı geçen ay okuduklarımdan. Halide Edib okumayalı yıllar oldu. Bütün eserlerini de okumadım henüz. Bir Cesur Kadın Halide de kurgusal kısımların da olduğu bir 'Halide Edib Adıvar Romanı'. 

           Halide Edib hakkındaki bilgilerimin çoğu ya kulaktan dolma ya oradan buradan parça parça okuduğum şeylerden ibaret. O yüzden kurgusal detaylar da olsa kitabı görünce heyecanlandım. Kaynakça olmasa da hakkında birçok şey öğrendim. Kurtuluş mücadelesinde olan katkıları yüzünden, kadının sesi olduğu için hayran olduğum ama bazı tutumlarını şahsen çok hoş görmediğim bir 'kahraman' Halide Edib. Hakkında okuduklarımla ve bu güzel kitap sayesinde de bende bıraktığı etkilerden biri imrenmek ve hatta kıskanmak. Düşünsenize Atatürk'e o kadar yakın olabilmek, aynı ortamlarda bulunmak, fikir alışverişinde bulunabilmek. Ne şans, ne şeref. 




           Ne zor zamanlardan geçip bu günlere geldiğimizi bir kere daha düşündüren, kıymetini bilmemiz gereken ne çok şeyin olduğunu hatırlatan bir okuma oldu benim için. Her ne kadar bir Halide Edib Romanı olsa da ben en büyük kahramanımız Mustafa Kemal Atatürk'e satırlarda dahi olsa rastladığım için çok mutlu oldum. 






''Düşmanları veya sevmeyenleri de çoktu Atatürk'ün. Ve hatta katıldığı savaşlardaki düşmanlardan daha çoğu kendi vatandaşları arasından çıkıyordu.''



''Genç Halide, Osmanlı döneminde ilk kez roman yazan Fatma Aliye Hanım'dan sonra ikinci kadın Türk yazar olarak tarihe geçmişti.''



''Yunanlılar bir maşaydı. Onu kırıp atmak kolay olacaktı ama perdenin arkasındakileri ezemediğiniz sürece yeni maşalar bu memleketin başına bela olmaya devam edecekti.''


''Mübarek cuma günü açılmasına karar verilen meclisin açılısına Ankaralılar büyük ilgi gösterdi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan cuma namazı sonrası yeni meclis binasına geçildi. İstanbul'un, halkı kendi safına çekmek için uyguladığı sinsi planlardan biri de milli hareketin dinsizler tarafından yönetildiğiydi.''



''Keşke sadece sevdiklerini, değer verdiklerini hatırlayabilseydi insan. Ne güzel olurdu. Gariptir ki acılar, mutluluklardan daha çok yer ediyordu insan beyninde. 'Ne zaman güldünüz?' diye sorsalar hatırlamazdı insan. Ama 'Ne zaman ağladınız?' diye sorsalar tek tek anlatabilirdi.''




DESTEK YAYINLARI

1. Baskı Nisan 2018
420 Sayfa



8 Haziran 2018 Cuma

Okudum Bitti- 75: Kör Baykuş || Sadık Hidayet





                      Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı ikinci defa okuduğum Kör Baykuş. Daha önce Yapı Kredi baskısını okumuştum. Hakkındaki yazım burada.



           Nora Kitap baskısı da her yönden gayet başarılıydı. Baskı kaliteli, kapak güzel, çeviri sorunsuz. Yine depresif ruhumu derinlere çekmeyi başardı Sadık Hidayet. Kitabı ilk okuduktan sonra başka kitaplarını okumaya çekinmiştim. Bakalım, belki yakında. :) 




''Hayatta bazı yaralar vardır, ruhu inzivadayken cüzzam gibi yavaş yavaş yer, kemirir. Bu acıları kimseye anlatamazsın. Çünkü insanlar, genelde inanılması zor olan bu tür acıları seyrek ve tuhaf olaylar görmeye alışkındır.''


''Kendimi daha doğru dürüst tanımamışken ölüp gidivermekten korkuyorum yalnızca.''


''Hayat dediğin zaten hikâyelerden ibarettir.''



''Kendi kendime düşündüm: 'Herkesin gökyüzünde bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki uzak, karanlık ve değersiz olmalı. Belki de hiçbir zaman yıldızım olmadı.!' ''


''Geri dönülmez bir şekilde tüm düşüncelerimize eziyet eder ölüm.''



''Aşk nedir? Bütün o it kopuk sürüsü için hovardalık, gelip geçici bir eğlence.''



NORA KİTAP

Çeviren: Baran Zeylan
1. Baskı Mayıs 2018
96 Sayfa



7 Haziran 2018 Perşembe

Okudum Bitti- 74: Unutmanın Genel Teorisi || Jose Eduardo Agualusa





              Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı geçen ayın favorilerinden Unutmanın Genel Teorisi. Jose Eduardo Agualusa da ilk defa okuduğum yazarlardandı. Böyle ilk okuyuşta hayran kalınca da pek mutlu oluyorum.


          Kitap, 2017 Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü'nü kazanmış. Aynı ödüle 2003 yılında da Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı isimli kitabı layık görülmüştü. Böylece aynı ödülü kazanan iki kitabı da okumuş oldum. Çok güzel kitaplar da var listemde aynı listeden. Bu kitap liste dışı sürpriz okuma oldu. 



           Angola'nın bağımsızlık mücadelesinin tam göbeğinde, Ludo isimli kadın kahramanımız kendisini her şeyden soyutlar. Öyle ki evinin kapısına bile duvar örer. Yaklaşık otuz yıl süren bu seçilmiş ev hapsinde köpeği Fantasma ile yaşar. Isınmak için evdeki eşyaları yakar, yiyeceği bitince terasına bir şeyler eker, güvercin avlamayı bile becerir, duvarlarına yazılar yazar. (Kendime yakın hissettiğim anlar oldu :) ) Sonra çok çok kötü bir durumdayken davetsiz bir küçük misafir hayatına dokunur. Sabalu isim çocuğun gelmesiyle artık Ludo'nun hayatı değişmeye başlar. 

          Ludo ve Sabalu'nun dostluklarının yanı sıra farklı hayatlara da tesadüfi dokunuşlarla konuk oluyoruz. Gerçek bir öyküden kurgulanan kitabı çok severek okudum. Çok çok detaylı olmasa da Angola'nın özgürlük mücadelesine de değinmesi güzeldi. Yakın zamanda yazarın Bukalemunlar Kitabı'nı almak istiyorum.




''Kendimi dışarıdaki insanlardan çok köpeğime yakın hissediyorum.''


''Geçecek hepsi yoldaş, kötülük bile dinlenmeye ihtiyaç duyar.''


''İnsanlar bulutlara baktığında gerçek biçimlerini göremiyorlar, - ya da zaten bir biçimleri yok, çünkü her an değişim halindeler. İnsanlar, kalpleri neyin özlemini duyuyorsa onu görüyorlar.''


''Savaş sona ermişti. Portekiz, Brezilya, Güney Afrika, İsrail, Çin'den gelen iş adamları Luanda'daki otellerde dirsek dirseğe çalışıyorlardı. Hepsi, çılgınca yeniden inşa edilme sürecindeki bir ülkede kolay para kazanmanın derdindeydiler.''



''İyi bir hikâyesi olan insan neredeyse kraldır.''



'' 'Annem ben çocukken öldü. Terk edildim. Onunla konuşuyorum, ama onun beni koruyan ellerinin yokluğunu hissediyorum hâlâ.'
'Sen daha çocuksun.'
'Büyükanne, annemin kollarından uzakta nasıl çocuk olabilirim?' ''



''Bazı insanlar sevdikleri tarafından unutulmaktan korkarlar. Bu patolojiye atazagorafobi denir...'' 



'' Tanrı, fakir insanlar mutlu olabilsinler diye müziği yarattı...''




''Tanrı ruhları bir terazide tartar. Bir yanda ruh, diğer yanda onlar için ağlayanların gözyaşları vardır. Kimse ardından ağlamazsa, ruh cehennemin dibine gider. Eğer yeterli gözyaşları varsa ve yeteri kadar içten dökülmüşlerse ruh gökyüzüne yükselir. Ludo buna inanıyordu. Ya da inanmak istiyordu. Sabalu'ya şöyle dedi:
   'Başkaları tarafından özlenen insanlar cennete giderler. Cennet, başkalarının kalbinde işgal ettiğimiz yerdir. Büyükannem eskiden böyle söylerdi...''




TİMAŞ YAYINLARI

Çeviren:  Sevcan Şahin
1. Baskı Nisan 2018
268 Sayfa






6 Haziran 2018 Çarşamba

Okudum Bitti- 73: Bir Aklın Savaşı || Kazuaki Takano




                   Kitap seven herkese merhaba. Günün Kitabı Japon bir yazardan. Üstelik kapağı da çok tatlı. Kazuaki Takano'yu da ilk defa okudum ve sevdim. 

        Washington'da yapılan üst düzey bir toplantıda başkan, tüm insanlığı tehdit edeceği öne sürülen bir tehlikeye karşı uyarılır. Bundan otuz sene önce bir bilim insanının yazdığı rapordan hareketle yeni bir canlı türünün ortaya çıktığı ve bunun da insan ırkı için kötü olduğu sonucuna varılır. Ve Amerika'nın üstün yapıcı politikasıyla hemen bir kurtarma operasyonu başlatılır.

           Operasyon dahilinde Kongo ormanlarına gönderilmek için paralı askerlerden oluşan küçük bir ekip oluşturulur: Mikihiko Kashiwabara, Scott Meyers, Jonathan Yeager ve Warren Garrett. 

            Hepsinin operasyona katılmak için kendince sebepleri var ama Johattan Yeager'ın  ölümcül bir hastalığın pençesinde olan küçük bir çocuğu var. Zamana karşı yarışın her sayfada hız kazandığı, ara ara nokta atışı eleştirilerin de olduğu çok severek okuduğum bir kitap oldu. Amerika, Irak, Japonya ve Afrika'da birbirinden heyecanlı, bazen de hüzünlü anlara tanık olurken; insan ırkının kötülüğünü bir kere daha fark edip gücü elinde tutanların, yönetenlerin yanlış kararlarının nelere yol açabileceğini düşündüm. Ve hatta acaba gerçekten kitaptaki bazı olaylar gerçek mi olsa dedim. Çünkü insanların kötülüğünü düşündükçe sık sık, 'Batsın bu dünya' derken buluyorum kendimi. :) 


         Keşke yazarın başka kitaplarını da okusam.




''Burayı istila eden ülke ideolojik sebeplerle bölgede olduğunu söylemesine rağmen asıl amaçları barizdi; Irak topraklarının altında yatan geniş petrol yatakları.''



''Diğer ırklara karşı nefretlerini ifade etmede hiçbir sorun görmeyen insanlar, çok da kışkırtılmadan canavarlaşıp diğerlerini öldürebilirdi.''


''Aslında Beyaz Saray gerçekten mafya gibiydi. Bir problemleri olduğunda çözüm olarak gördükleri seçeneklerden biriydi cinayet.''



''Sadece hem cinsellik hem de yemek konusunda karnı tok olanlar dünya barışından bahsediyordu. Ama açlıktan ölselerdi o zaman o insanların gerçek yüzü ortaya çıkacaktı. Çinli filozof Xunzi'nin milattan önce üçüncü yüzyılda dediği gibi insanlar, 'bir konuda eksik olduklarında sürekli savaşan yaratıklardır.' ''



''İnsanlar dünyada kendilerinin cehennemlerini yaratabiliyor ama asla bir cennet inşa edemiyorlardı.''



''Anne sevgisi barışın temelidir.''




PORTAKAL KİTAP

Çeviren: Perihan Sevde Nacak
1. Baskı Ekim 2017
476 Sayfa



             

3 Haziran 2018 Pazar

Okudum Bitti- 72: Kafes || Andrew Gross






              Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı daha önce iki kitabını okuduğum Andrew Gross'un yazdığı Kafes. Ty Hauck ile Gizemli Sular ile güzel bir tanışma faslımız olmuştu. Hakkındaki yazım burada. Bu kitap da Dedektif Ty Hauck serisinin ikinci kitabı. Bence bağımsız da okunabilir ama ilk kitapta tanışınca daha da bir pekişiyor haliyle. Üçüncü kitap Kıskaç da kitaplığımda bekliyor. Yakın zamanda okuyacağım. 

     
           Ty Hauck, kızıyla çıkacakları tatil öncesi ufak tefek bir şeyler almak için bir benzincide durur. Tam kasada sıra beklerken benzinci saldırıya uğrar. Bir anda her yer toz duman olur. Kırılan camlar, yıkılan raflar, bağırış çağırış... Yaşanan kaosun ardından bir ceset kalır. Saldırı kime yönelikti, amaç neydi derken soruları çözdükçe yeni sorular, yeni sorunlar ortaya çıkar. 

           Merakla, keyifle okudum. Ty Hauck'u seviyorum sanırım. Ben üçüncü kitabı okuyana kadar dördüncü de çevrilir belki. :) 




''Hauck silahlı adamın gözlerine bakmıştı. O anı düşündüğü her seferde aklına aynı soru geliyordu: Kim bu kadar korkunç bir intikam almak isteyebilirdi?''


''Planlar yapılmış ve hayat ölüm kartını çıkarıp onlarla dalga geçmişti, evet, olan kısaca buydu.''


''Sonuçta her şey ve herkes satılıktı.''




ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Esra Yüksel
1. Baskı Mayıs 2018
470 Sayfa



2 Haziran 2018 Cumartesi

Okudum Bitti- 71: Jules || Didier Van Cauwelaert






                Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı görür görmez kesin okumalıyım dediğim Jules. Didier Van Cauwelaert tarafından yazılan tatlı bir kitap. Yazarı ilk defa okudum. Kapaktaki güzellik beni çekti elbette. Yazarın adını bir yerlerden hatırlıyor gibiydim, yok canım futbolcu adına benzettiğin için öyle gelmiştir, dedim kendi kendime. Sonra bakınca Goncourt Ödülü kazanmış yazarın daha önce dilimize çevrilen bir kitabı daha olduğunu öğrendim. :) 


             


Kahramanımız Jules, görme engellilere kılavuzluk etmek için eğitilmiş özel bir köpek. Sahibi Alice ile birlikte çıkacakları bir uçak yolculuğu öncesi makaron almak için Zibal'in çalıştığı yere uğrarlar. Sonrası Zibal için ilk görüşte aşkın ardında kalan bilinmezliklerle dolu olur.


Sonra mı ne olur? Jules ve Zibal, Alice' e kavuşmak için sıkı bir ekip olurlar. Bu arada Alice'nin nasıl kör olduğunu, Jules'un hayatına kattıklarını, Zibal'in bir çöp kovasında başlayan hikayesini de bazen hüzünlenerek bazen hayranlıkla okuyacaksınız. Benim gözlerimin de dolduğu yerler oldu. Ama ben zaten ağlama potansiyeli yüksek insanlardanım. Keşke Jules sinemaya da uyarlansa, ne tatlı olurdu. 


Hayvanların sevgi dolu kalplerine sahip olamayan ne çok insan var. İnsanlarda bu sevgi doluluk, vefakarlık, sadakat normal olmayan, karşılaşınca dikkat çeken özellikler gibi sanki. Hani 'iyi insan' olmaya çalışıyoruz ya; hayvanlarda doğal olarak var o iyilik, saf sevgi. Jules da bu saf sevginin hikayesi. Çok severek okudum. Ve kalbinde hayvan sevgisi olan insanlardan olduğum için bir kere daha ne kadar şanslı olduğumu hissettim. 





''Köpeğimi özlüyordum. Hem de çok fena.
Benim sıkıntılarımı anlayan, derdimi hisseden, neşemi arttıran, kendi neşesi yapan sadece oydu.''


''Hayvan yalana, adaletsizliğe, ihanete karşı aşırı derecede hassastır...''



DOMİNGO YAYINLARI

Çeviren: Duygu Dalgakıran
1. Baskı Nisan 2018
260 Sayfa



30 Mayıs 2018 Çarşamba

Okudum Bitti- 70: Masaldan Adam || Nisa Dede





                     Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı İnstagram üzerinden tatlı bir grupla beraber okumaya başladığımız 'Masaldan Adam'. Ne yazarı daha önce duydum ne de kitabı. Hal böyle olunca biraz çekinerek başladım. Beğenmeme korkusu diyelim. Yazarın ilk kitabıymış. Okuyup bitirdikten sonra, öykü yazdığını ve yeni bir romanı daha olacağını öğrendim. Özellikle öyküleri merak ediyorum. Çünkü kitabı hiç ummadığım kadar çok beğendim. Benim için sürpriz bir kitap oldu yani.

          Birden çok hayata konuk olup hepsinin acılarına, korkularına, kayıplarına yakından tanık oluyoruz. İçimi sızlatan, burnumun direğini sızlatan yerler, anlar bile oldu. Gece başladım, ufak bir mola harici elimden bırakamadan okudum bitirdim. Çok da ince bir kitap değil, iki yüz elli altı sayfa.

         Yaşadığı kötü bir olaydan sonra adı yarım akıllıya, deliye çıkan güzeller güzeli Senem'in hikâyesiyle başlıyor her şey. Ailesinin durumu yüzünden eğitimine devam edemeyen ama ne bulsa okumaya devam eden, kitaplara olan aşkı sayesinde gerçek aşkı da öğrenen Senem'in yaşadıkları öyle üzüyor ki okurken köyüne koşup onu bulup sarılmak istediği uyandırdı bende. Senem'den sonra oğlu Adem ve çocukluk aşkı Aslı'nın hayatlarına dalıyoruz. Oradan oraya sürüklenirken hep bir yarım kalmışlık hissi de peşinizden geliyor. 

     Ben severek, hüzünle okudum. Devamı da olur gibi gelmişti ama dediğim gibi yazarımızın sırada bir öykü kitabı ve şu an yazmakta olduğu yeni romanı varmış. 

      Güzel şarkılar ve Metin Fidan'ın zamanında çok sevdiğim Ayrıntılar köşesindeki 'Severim' bölümünü de hatırlamak güzel oldu benim için.





'' Gülen adamdan zarar gelmez. Kafasının içinde ne varsa okunur yüzü gülen insanların, ya hiç gülmeyenler öyle mi? Ne fenadır onların içi; geceden karanlık. Hiç kestiremezsin ne zaman ne yapacaklarını. Susarlar öyleleri, bir konuşsalar dökülüvereceğini sanırlar içlerinde barınan kötülüklerin; susarak gizlenirler. Kötü insan rengini belli etmez, öfke dahil bütün duyguları gölgelenmiştir kötülüğün karanlık perdesinde.''



''Derin sularda nefesini tutup da su yüzüne çıkınca aldığım ilk nefes gibiydi onu sevmek; öylesine güçlü, öylesine zaruri...''



''Büyümek ne çirkin bir şeydi, hissizleştiriyordu insanı...''




''Eski eşyaları tavan arasına kaldırmak kadar kolay olsaydı keşke bazı anıları unutmak.''




''Ölüm kurtuluş oldu onlara, bizim gibi olmayan herkese nasıl da güzel yakışıverir ölüm. Kanserli hastaya, özürlüye, deliye, meczuba, eşçinsele. Onlar ölünce kurtulur, kurtuluştur çünkü onlar için ölüm,ikram gibi, hediye gibi, özlenip istenilen, arzu edilen bir emel gibi; elde edilince de herkesi sevindiriverir. Yaşamak normal olanların hakkıdır. Ancak onlar ölürse üzülür, ağlarız...''




''Geçmişi geride bırakamıyorsa insan eğer, neden kaçmakta ısrar eder?'





PENGUEN YAYINLARI


1. Baskı Şubat 2018 
256 Sayfa



28 Mayıs 2018 Pazartesi

Okudum Bitti- 69: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat || Stefan Zweig





         Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı geçen ay okuduklarımdan. Zweig'ın kaleminden Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat. Okuduğum diğer kitapları gibi (henüz çok az okudum ama okuyacağım zamanla) kısacık ama bu kısalığına rağmen derin, yoğun. En sevdiğim kitabı değildi. Şimdilik favorim Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu.


          Bir otelde tatilde olan bir grup insanın gündemi, aralarından birinin Madam Henriette'nin ortadan kaybolmasıdır. Evli ve çocuklu kadın, her şeyi göze alıp henüz tanıştığı genç adamın büyüsüne kapılıp çekip gitmiştir. Herkes tüm acımasızlığıyla kadını eleştirirken anlatıcımız ve Mrs. C derin bir sohbete girer. Bundan sonrası da kitabın adı gibi Mrs. C'nin yaşamından yirmi dört saattir, yirmi yıl öncede kalmış bir yirmi dört saat. 


      Zweig'in kadının kalbini, iç dünyasını böyle güzel anlatabilmesine hayranım. Ara ara okumaya devam edeceğim. Modern Klasikler Serisi'ni çok seviyorum.






''İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlık gösterirler. Böylelikle normalde nadiren görülen tepkilerini ölçüsüz ve abartılı denebilecek bir sertlikle telafi etmiş olurlar.''



''Belli bir amacı olmayan her şey yanılgıdan ibarettir.''



''Yalnızca tutkunun  ne olduğunu hiç bilmeyen insanlar, nadiren bu duyguyu tattıklarında, belki de bu kadar çığ gibi ani, kasırgaya benzer tutku patlamaları yaşıyorlar: O anda yaşanmamış yıllar, kullanılmamış güçlerin biriken öfkesiyle  birlikte insanın göğsüne yumruk gibi iniyor.''



''Ama sonuçta zaman her şeyin ilacı, alınan yaşın da tüm duygular üzerinde özel ve hafifleştirici bir etkisi var...''



''Yaşlanmak, geçmişten artık korku duymuyor olmaktan başka bir şey değil zaten.''




TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

Çeviren: Mahmure Kahraman
10. Basım Kasım 2017
72 Sayfa




24 Mayıs 2018 Perşembe

Okudum Bitti- 68: Yıldızları Yeniden Yazalım Seninle || Clare Swatman






                Kitap seven herkese merhaba. Okunmuşlar yine birikti. Geçmek bilmeyen bir tembellik var üzerimde. Havalardandır geçer diyorum. Bir umut. Üstelik son beş gündür de çok okuyamıyorum da. Umarım sizin keyfiniz yerindedir. 

         Yıldızları Yeniden Yazalım Seninle 'nin tanıtım yazısını okuduğumdan beri merak ediyordum. İlk gördüğümde yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. (O nasıl oluyor demeyin, oluyor işte.) Çünkü konusu çok sevdiğim bir arkadaşımla aramızda sık sık konuşulan bir şey. Belki pişmanlıkların çokluğundan, belki kaybedilenlere duyulan özlemden...

         Aralarının pek hoş olmadığı bir dönemde kocasını kaybeden Zoe'nun acısını, vicdan muhasebesini çok iyi anlıyorum. O da henüz kaybını kabullenememişken bir sabah kendisini geçmişinde bulur. Yani sabah uyandığında üniversiteye başlayacağı, Ed ile tanışacağı ilk güne dönmüş bulur.  Her şeyi hatırlayarak yeniden aynı şeyleri yaşayacağını bilmek hem güzel hem de çok korkunç. Belki de ufak dokunuşlarla kadere boyun eğdirebilir... Umut işte... 

          Çok ilginç, benzersiz bir kitap değildi belki ama güzeldi. Hiç sevmediğim kararları, davranışları da vardı çiftimizin elbette. Sevdiği birini kaybeden herkes, keşke bir kerecik daha görebilseydim, diyordur eminim. Zoe'nun Ed ile olan ikinci ilklerini okurken siz yine de sevdikleriniz yanınızdayken kıymetlerini bilin. Böyle ikinci şanslar ne yazık ki gerçek hayatta olmuyor. 




       

''Müziğin diğer her şeyden çok daha kolay bir şekilde geçmişi hatırlatması tuhaftı.''  



ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Murat Kızılkaya
1. Baskı Mart 2018
366 Sayfa