YİTİK ÜLKE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YİTİK ÜLKE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Nisan 2019 Cuma
Okudum Bitti- 19: Karton Kanatlı Melekler || Harun Özen
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yine ilk defa okuduğum yazarlardan birine ait. Harun Özen'in Saçmalama Kudret kitabını çok görüp merak etmiştim. Onu da okuyacağım. Farklı tarzlarda olduğunu duydum.
Yazarın anlatımını çok sevdim, hani çizmem de altı çizilesi çok cümle vardı. Duygusal, hatta fazlasıyla hüzünlü bir okuma oldu. Daren'in kalp kırıklıkları güncesi gibiydi. Daren esas oğlan bu arada. Hayatında iz bırakan aşklarını, yaralarını anlatıyor. Süreyya, Selen, Devrim ve Müjgan...
Ben zaten duygusal bir insanım, o yüzden kalbime dokunan bir kitap oldu. Sevmek aslında çok güzel bir şey ama her defasında böyle derin yaralar alan birinin bu cesareti de hem şaşırttı hem her defasında bu defa oldu galiba diye beni bile umutlandırdı. Herkes sevildiği kadar sevse, kimse kimseyi böyle üzmese, kırmasa keşke diye diye okudum.
''Aklına gelmemekten çok, aklına geldiğim halde bir önem arz etmemekten ürktüm.''
''Ben onu tanıdığımda bendim... Yitirmemiştim henüz içimde yeşerttiğim masum düşleri.''
''Gülmek bir insana bu kadar yakışabilir miydi? Yakışıyordu işte.''
''On mutluluk bir acının izini çıkarmaya yetmiyor. Tam geçti, gitti, bitti sanıyorsun... Bazen anlamsız bir obje, bir resim bazen, çoğunlukla bir şarkı kabuğunun altında gizlenen acının genç volkanlar gibi fışkırıp taşmasını sağlayabiliyor. Mutluluk yaşanan ana ait Müjgân, acı ise bütün bir ömre...''
''Hayat tezatlar ve imtihanlarla dolu karanlık bir çukurdan ibaretti.''
''İnsan olmak böyle bir şeydi herhalde. Hiç unutamam sandıklarını yıllar sonra hatırlamakta zorlanıyor, dinmeyecek sandığın acıları yılda birkaç kez hatırlayarak hayata kaldığın yerden devam ediyor, yadırgamadan ve utanmadan gülüp eğlenebiliyorsun. Onsuz yaşayamam dediklerini sonsuzluğa uğurlayıp yaşamaya devam ediyorsun. Nefes alamıyorsun uzun zaman ama yaşıyor, öğreniyor, kabulleniyorsun. Bu da bizim, biz insanların laneti olsa gerek...''
''Her ölüm arkasında yığınla keşke, kucak dolusu acı ve pişmanlık bırakıyordu.''
'' 'Keşke,' diyordun... 'Keşke kimsesizler yurduna bırakılmış olsaydım. Sevdiklerimi kaybetmek ve onların acı hatıralarına tutunarak acı çekmek zorunda kalmazdım.' ''
''Ya gelmemeliydi kimse bana ya da geliyorsa asla gitmemeliydi.''
''İnsan annesini kaybettiğinde ölüyordu çocukluğu.''
''Ona ait olan, ona dokunan, onun dokunduğu, tenine temas etmiş bulunan ne varsa kutsaldı artık benim gözümde. ''
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Baskı Mayıs 2017
330 Sayfa
11 Şubat 2019 Pazartesi
Okudum Bitti-6: Sonsuz Unutuş || Kadir Aydemir
Kitap seven herkese merhaba. Uzun bir tembellik sürecinden sonra yeni kitapla geldim. Aslında arada bir şeyler okuyorum ama buraya yazmaya üşeniyorum sanırım. :)
Öykü okumayı sevdiğimi her fırsatta söylüyorum. Kadir Aydemir'in öykülerini de ilk defa okudum. İncecik bir kitap ve çoğu epey kısa öykülerden oluşuyor. İlginç bir anlatımı vardı. Tam da arka kapakta denildiği gibiydi: '' Rüyayla gerçeğin, uykuyla uyanışın, yalnızlıkla aşkın birbirine karıştığı büyülü, fantastik kısa öyküler...'' Aşk, özlem, ayrılık, kaybediş yani derin mevzuların öyküleri. Hem kısa hem etkili, hem sade hem karışık. Öyle işte. Bir de bazı öykülerin son cümleleri çok etkileyiciydi.
''Uyanmak istemiyorum bu uykudan. Bu koku çıldırtıyor beni.''
''Kavuşmak ölümdür!''
''Aşk buydu, uzaklara doğru bakıp bir şarkı mırıldanmaktı. İnciten bir şarkı.''
''KE KE ME BİR ÖY KÜ
Ay rı lık mı de din o da ne şa ka mı bu ah bir uy ku ol sa u yan sam yan sam a teş te kar ya ğar ken sen gi der ken dü şen taş la ke ke le se göl sus sa rüz gâr o ra da kal sam öy le ce u yan sam ve baş la sa ye ni den uç ma ya kal bim.''
''Burada güneş gözlükleri yok, siyah şallar yok, lüks arabalar yok. Çelenk yok, temiz parlak ayakkabılar yok. Belediyenin ücretsiz verdiği bir minibüs, ölü evinde akrabaların kavurduğu helva ve pişirilen fasulye... Bir marketten alınan ucuz kapalı ayran. Sessizce yenen son yemek. Ve herkes dudakları çizgi halinde, ölümle bir kez daha karşılaşmış olarak evlerine yol alıyor. Böyledir bir gecekondu mahallesinde ölüm töreni. Ölümle uzaklaşmak yoksul insan için çok daha zordur. Çileyle dolu hayat sürerken bir de kayıp vermek, kabul edilemeyecek, kaldırması güç bir şey...''
''Ölen anneyse, ev de yarım kalmış demektir. Ve annelerin ölümü oğulun kalbinde derin bir yara açar. Yerde oluşan küçük göl, gözyaşının açtığı kuyu neyse o da onun içinde boğulur gider. Ne haykırabilir ne de sesli sesli ağlayabilir. Kendi ölümünde bile annesinin yüzü gözünün önünden geçip gider.''
*Yoksul Ölüler İçin Bir Şarkı
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
2. Baskı Aralık 2015
78 Sayfa
21 Eylül 2018 Cuma
Okudum Bitti- 115: Oroonoko || Aphra Behn
Kitap seven herkese merhaba günün kitabı yine ilk defa okuduğum bir yazara ait. 1600'lü yıllarda yaşamış, yazmış yazar için arka kapakta, 'İngiliz edebiyatının yazarak kazanan ilk kadın yazarı', ve 'Köleliğe ilk karşı çıkan İngiliz yazar' denildiğini görünce listemde biraz önce çektim. İlginç bir yazar. Casusluk bile yapmış.
Soylu, cesur, kahraman Oroonoko ile aşık olduğu Imoinda'nın yaşadıklarını okuyabileceğimiz masalsı bir kitap bekliyor sizi. Arka planda da kölelik teması işleniyor. Ama öyle çok detaylı ya da eleştirel değildi.
Daha çok Prens Oroonoko'nun esir düşüp her şeyini kaybettiğini düşünürken verdiği mücadeleyi, başkaldırısını okuyoruz. Kısacık bir kitap, severek okudum ama içimi ürperten sahneler de olmadı değil. Kitabın çevirisi de çok güzel olmuş ki hiçbir zorlanma hissetmeden, sıkılmadan okudum. Kapağını da çok sevdim. Daha ne olsun? :)
'' Değişikliğin olmadığı yerde merak da olmaz...''
''Zaman tüm aşırılıkları hafifletir, dindirir, yerini kayıtsızlığa bırakır.''
''Eğer kalbinin Imoinda'dan sonra başka birini sevebilecek kadar hakikatsiz olduğunu düşünseydi, bir an durmaz, göğsünden söker atardı...''
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
Çeviren: Güneş Soybilgen
1. Baskı Ocak 2018
92 Sayfa
26 Aralık 2017 Salı
Okudum Bitti- 177: Ben Onu Tuz Kadar Sevdim || Banu Conker
Kitap seven herkese merhaba. Bloga yazılmak için epey sıra beklettiğim kitaplardan biri Ben Onu Tuz Kadar Sevdim.
Kapakta da yazdığı üzere bir anlatı. Banu Conker 'in boşanma sonrası hayatını, yaşadıklarını anlattığı günlük gibi kaleme kalınmış bir kitap. Birazcık da kişisel bir kişisel gelişim kitabı olmuş. Hayatın iyi davranmadığı, şanslı doğmamış kadınlardan Banu Conker de, annem gibi. Kendi şansını kendi yaratan, evladı için her şeyi yapan, kendi acılarıyla bile eğlenen, yılmayan, güçlü bir kadın. Kitap da sıcak, samimi. Zaten basılmak için yazılmamış. Gerçek bir iç dökme...
Kendinizden bir şey bulmanız olası. Bazılarınız daha da çok şey bulabilir. Mesela benzer bir boşanma sürecinden geçtiğimiz için beni epey bir maziye götürdü. Bazen affetmek çok zor oluyor ama affedememek gerçekten çok daha zor. Tecrübeyle sabittir. Umarım kimse kalbinizi affedilemeyecek kadar kırmasın, hatta hiç kırmasınlar ya.
Bir de aldatanlar hiç mutlu olamasa keşke...
''Zaman her şeyin ilacı ise, demek ki benim yasım hâlâ bitmedi. Ben bu yası sonuna kadar tutmadan da sonlayamam.''
''Kızılderili olmayı da isterdim. Eğer Kızılderili olsaydım, adım ne olurdu acaba? 'Sıkıntı anında dünyaları yiyen pisboğaz kadın' mı yoksa 'Ay ışığında yanakları ışıldayan güzel' mi? Ya da 'Boynuzlu, kalbi kırık, hıncını kendinden alan kadın' mı? Kim bilir?''
''Bir de Candan Erçetin şarkıları var, çok sevdiğim: Yaaaalllaaaan, başkası yalan, dünyada ölümden başkası yalan... Yalan diyen beni karşısında bulur artık. Eskiden bu şarkıyı karamsar, insanı doğmadan öldüren cinsten arabesk bulurken, şimdi ayrımsıyorum ki her gün ölüyoruz ve her sabah tekrar doğuyoruz. Her yaşadığımız aslında içimizde bir şeyin ölmesine yol açıyor. Verdiğin gülücük, mutsuzluğu öldürüyor. Verdiğin öpücük sevgisizliği öldürüyor. Verdiğin el, yalnızlığı öldürüyor. Eh, ölüm varsa doğum da var. Her şey karşıtıyla olmak zorunda, ne güzel ki...''
''Anladım ki ben değer vermezsem kendime, başkası hiç vermiyor. Anladım ki insan ne yapıyorsa, kendine dönüyor...''
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Baskı Nisan 2013
94 Sayfa
21 Aralık 2017 Perşembe
Okudum Bitti- 171: Eradikasyon || Yunus Bektaşoğlu
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı doğum günü hediyelerimden. Benim seçip ablamın aldıklarından. Yitik Ülke'nin sade ama güzel kapaklarını çok seviyorum. Kitabı hakkında çok bir şey bilmeden attım sepete. Sürpriz bir okuma oldu benim için.
Çok farklı bir okuma oldu benim için. Birçok cümleyi işaretledim, bol bol düşündüm. Hatta kendime not düştüm, sakın bu kitabı kimseye emanet bile verme, ilerde bir daha okursun diye. Anlatım farklı, kurgu daha da farklı. Derin bir kitap oldu benim için, hani yer yer belki boyumu da aşmış olabilir. Ama sevdim. İşaretlediğim cümlelerin bir kısmını paylaşacağım, hepsi çooook uzun olur. :) Bu da arka kapak yazısı:
Bir gece kapına gelecekler ve ellerinde tuttuklarını sana uzatacaklar, ‘Bu senin suçun.’ Hakkın varmış gibi korkacaksın. Bir anlamın varmış gibi titreyeceksin ve kurabildiğin tek cümleyle olabildiğin tek şey olan reddedilmişliğinle itiraz edeceksin, ‘O bir suç değil, ceset.’ İşte o zaman sabırsızlıkla bekledikleri an gelmiş olacak ve seni kelepçeleyecekler.
Sonra da haykıracaklar yüzüne ve bu hakaret senin özün olacak, ‘O zaman neden ölmedin şimdiye kadar?’ Orada duran şey elbette bir ceset değil, o senin geleceğin. Ve sana ne olduğunu unutturmamak için ellerinden geleni yapacaklar. Anlamadın mı hâlâ insan? Bu kadar mı aciz, bu kadar mı güçsüzsün? O zaman sana hepsinin özünü anlatayım: gün gelecek seni yaşadığın için suçlayacaklar.
''İnsan kendine saplanan, kendine batan bir dikenden öte nedir?''
''Bir suçun Tanrı'sı olmakla, bir gerçeğin günahkarı olmak arasında hiçbir fark yoktu.''
''Hatırlıyordu, çocuktu. Hatırlıyordu, çünkü çocuk olmak dışında bir oyuncağı yoktu.''
''İnsan kendiyle cezalandırılan bir suçtu biraz da!''
''Bir cesetten geliyorum; etim, ruhum ölümden yaratılmış. Duyuyorum olmak denilen kanıksamayı, fark ediyorum doğmak denilen maruz kalışı İtilmişim bir ete, canım boşluk çeker. Düşmek kadar bir şeyim; ben efendim, kendimin cehennemiyim!''
''Olmak biraz da olmadığın her şeye biat etmektir!''
''İnsan doğduğu kişide öldürülen bir umuttu biraz da.''
''Sanki birinin kalbine bıçağı saplamışım da neden öldü diye ona öfke duyuyormuşum gibi hissediyorum...''
''İnsan hayata inanıyor gibi davranan bir yalancıdır. Söyler misiniz neden onca yıllık ömürlerimizde tek başarımız sadece ölümdür? Emin olunuz doğmak adım adım gerçekleşen bir intihardır.''
''Her devlet kendi suç olarak belirlediğinden korkar.''
''İnsan kendi kendinin cinayetidir. Çünkü olduğu ne varsa hepsinde azar azar öldürür kendini. İnsan reddedilmiş hiçliktir!''
''Ne büyük bir acımasızlıktır kendi acısından sürgün edilmek.''
''İnsanlar kendi acılarıyla herkesi cezalandırmayı çok seviyor.''
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Baskı Kasım 2017
196 Sayfa
6 Ekim 2017 Cuma
Okudum Bitti- 126: Kabuksuz Salyangoz || Pınar Nurhan
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yine geçtiğimiz aylarda okuduklarımdan. Yitik Ülke Yayınları'nın sade ama güzel kapaklarına bayılıyorum ve genelde hiç bilmediğim yazarlarla tanışma olanağı buluyorum. Çoğu da çok güzel çıkıyor.
Kabuksuz Salyangoz da kısa kısa bölümlerden oluşan bir anlatı kitabı. Güzel bir anlatımı var yazarın ama çok sade değil, derin bir kitap bence. Yazarı Pınar Nurhan felsefe öğretmeniymiş. Başlamadan bunu okuyunca, düşündürücü bir şeyler çıkacağını tahmin etmiştim. Hem hayata karşı hem de yazabilme adına çıplak kalabilme serüveni gibiydi. Belki de adından dolayı da öyle bir çağrışım yapmış olabilir. İncecik bir kitap ama öyle al bir saatte oku bitsin değil. Zor okuduğum, tekrar tekrar okuduğum yerler oldu.
Birkaç tadımlık örnek ile şimdilik veda edeyim:
''Bir bakışın kadrajdaki izdüşümü ile orada bulunan hakikat arasında gölgeler saklanır, o gölgelerden her biri bakışın saklı olasılığıdır... ''
*Bakış
''İçine büzüşüyor, adeta bir virgül oluyor kalbi, eğik ve yalnız, bir sonraki cümlesini bekleyen...''
*Virgül
''Sonsuzluk gibi zaman da insan aklının ve o aklın adımlarını oluşturan dilin icadı kavramlar. Kendini arayış buhranına karşı aklın, bedenin bütünlüğünü korumak için aldığı önlemler dizini... Ah akıl! Önlem almakta üstüne yok senin.''
''İki göz arasındaki mesafe, zamanı yutunca aşk olur.''
''Zamanı yırtıyor gözlerin/ ve kabuğunu söküyor kalbimin/ çekirdeğimde tohumsun/orada birikiyorum/ ne et ne kan bedenim/ sanki zarı gibiyim mayhoş bir meyvenin/ zamanı gözlerine gömen bakışsın/
çekirdeğinde biriktirdiğin.
*Dedi ki Aşık
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Baskı Ekim 2012
92 Sayfa
10 Haziran 2017 Cumartesi
Okudum Bitti- 79 : Kelebekten Sığınak || Kezban Şahin Taysun
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı çok çok sevdiğim yazarlardan biri olan Kezban Şahin Taysun'un son kitabı Kelebekten Sığınak.
Kezban Şahin Taysun'un daha önceki iki kitabını da çok severek okudum. Kafesteki Kalp isimli romanı hakkındaki yazım burada, Aynadaki Göz isimli öykü kitabı hakkındaki yazım da burada.
Değerli yazarımız toplumuzun kanayan yaralarına içimi sızlatan dokunuşlar yapmış yine. Erkeklerin dünyasında ezilen kadınlara, türlü zorluklarla boğuşan maden emekçilerine saygı duruşu niteliğinde öyküler var kitapta. Geçmişe özlem, hatalar, hatıralar, affedilemeyenler... Birçok duyguyu barındıran çok etkileyici bir okuma oldu benim için yine. Sık sık boğazım düğümlenerek okudum. Kendimizden, çevremizden bir şeyler illa bulacağımız, hayattın içinden öyküler... Hatta hayatın ta kendisi...
Kısa kısa öykülerle devasa romanların bile bazen anlatamayacağı şeyleri anlatabilmek ne güzel. O yüzden sevin öyküleri. Henüz kalemiyle tanışmadıysanız yazarın mutlaka okuyun. Bence siz de seversiniz.
''Bir adamın kötü düşüncesinin şamaroğlanı olmuş bir kadınım! Nasıl da çaresizim! Meğer ne kolaymış bir kadının iftiraya uğraması! ''
''... Hayatın size sunduklarının ölçüsü yok! Ya bir şey eksik ya da fazla! Bir gün kederle boğulurken, mutluluktan öldüğünüz bir âna sığınmak zorunda kalabilirsiniz!''
''... Düşünüyorum da! Hayat dediğiniz şey, şaşırmakmış meğer iyiye ya da kötüye!''
*Yüreğime İnen Yumruk
''Kötü yazgı diye bir kadına dayatılan hazır doğru; aslında erkek hükümdarlığının kötü bir oyunu değil de başka neydi? Değişmeyen gerçek ise kadınların karanlığa kolay teslim edildiği bir dünyada, hür bir kadın olmak ancak mücadeleyle mümkün görünüyordu...''
*Kelebekten Sığınak
... ''Acı ve sevgiler iz bırakır.''
*Sisli Günler
''... Yanılmıştım. Suskun aşkların bir tür cinayet olduğunu o gün öğrendim. Doğmuş fakat yaşatılmamış bir aşktı bizimkisi. İkimiz de duygularımızı yok sayıp geçmişte infaz etmiştik.''
''... Şimdi soruyorum: Vatan insanın yüreğinin ve ayaklarının isteyerek gittiği yer mi? Yoksa taşıdığı kimliğe göre kendisine gösterilen adres mi?''
''Koca yeryüzünde alışılan ve mutlu olunan yer olmalı vatan. İnsan birkaç kez ölebilir yaşamında; en sevdiği şeyleri yitirdiğinde... Ülkesinden ayrılmak da bunlardan biri olsa gerek! Zorunlu göç, düşlerden özveride bulunmak demek aslında! Bu durumda giden; yalnızca beden! Arkada bırakılan ise yürek!''
'' Artık barış gelmeli ve güneş gibi aydınlatmalı evreni! Silahlar susmalı. Irklar unutulmalı. Sevenler ayrılmamalı. Doğdukları ya da doydukları yerde konuk olmadan huzur içinde ölebilmeli insanlar!''
''Keşke tüm bunlar gerçek olabilse! Gözlerden yaş akmayıp dudaklar gülmeyi öğrense! Hüznün şarkısı bitip yeryüzünde yalnızca mutluluğun senfonisi duyulsa!''
*Hüznün Şarkısını Dinle
''... Ne çabuk değiştirdin sevdiklerini Kerim! Ben sensiz adım bile atamazken, sen ne kadar kolay çıktın hayatımdan! sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Bahçedeki ağaçlar bana acıyarak baktı. Çok ıssızlaştı ev! Duvarlar içimi üşüttü.''
*Tek Perdelik Bir Kadın Oyunu
''Hâkime gidip, 'Annem gibi ben de babamı boşamak istiyorum,' diye haykırmak istiyordum.''
''Anlamıştım ki kağıt üzerinde boşanmak bir işe yaramıyordu. Bazı babalar eski karılarının hayatlarına burnunu sokmayı kendilerine hak sayabiliyorlardı.''
''Yüreğime daha ne kadar nefret sığdırabilirdim ki? Onu hep özledim. Nefretim çoğalmasın diye uzak durdum ondan. Evladından çok kendisini seven bir baba için başka ne yapabilirdi ki bir çocuk?''
*Servet Bey
''Hak ve özgürlükler yalnızca zalimler için var görünüyordu bu dünyada...''
* Uçamayan Kelebekler
''Görünen ve görünmeyen iki savaş var gibi dünyada. Biri sahip olmadıklarını elde etmek için insanlığı ve doğayı hiçe sayanların yüzyıllardır çıkardığı savaş. Diğeri ise bencillerin dünyasında yok olmamak adına gösterilen direniş.''
* Dört Duvar Arasında
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Baskı Nisan 2017
104 Sayfa
8 Haziran 2017 Perşembe
Okudum Bitti-76: Filler Çapraz Gider || Altay Öktem
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı okuyalı epey zaman geçtiği halde bloga yazılamayanlardan. Çünkü daha alıntılarımı bile bloga yazamadan, üzerinde işaretlediğim kağıtlarıyla emanet alınmıştı. Yeni kavuşunca hemen bloga aktarayım dedim. Okuduğum en ilginç kitaplardan oldu Filler Çapraz Gider.
Yitik Ülke Yayınları çok sevdiklerimden. Okumayı istediğim birçok kitapları var. Şu anda okuduğum harika bir kitap da yine onların öykülerinden. Çok yakında yazarım bloga. Ürün yerleştirme gibi bir sonraki kitabım reklamını yaptım. :)
Filler Çapraz Gider kısacık ama çok hızlıca okudum bitti kitaplarından değil. Biraz özen istiyor. Hak ediyor da. İlginç çünkü bütün erkekler Kerim, bütün kadınlar Leman. Tam hepsi aynı mı derken farklılıklarını gördüğüm derin, dolu dolu karakterle dolu; içinde hem öykü hem de tiyatro barındıran bir kısa roman. Hem kısa hem de upuzun bir roman okumuş tadı veren, biraz kafa karıştıran bir kitap. Yıllar önce basılıp hak ettiği ilgiyi göremediği için ihmal edilenlerden. Yitik Ülke bu yitik hazineyi bulup çıkarmış ben okumak da geç kalmışım ama olsun. Alıntılarımla veda ediyorum, şimdilik. :)
... Anılar da tozlanıyordu zamanla.
... Kızmak saçma bir duyguydu. Ama saçma duyguları da olmasaydı insanların, hayat ne kadar tekdüze olurdu.
... Ne günlerdi onlar... Ama ne kadar zor olursa olsun, günler geçip gidiyordu. Yalnızca anılar kalıyordu geriye. Anıların en güzel tarafı, içindeki acıların bile tatlılaşmış olmasıydı. Zaman, Tanrı gibi bir şeydi. Hangi olaydan geriye ne kalacağını, içindeki sevincin, coşkunun, acının, hayal kırıklığının ne ölçüde geleceğe taşınacağını belirliyordu. Tanrı gibi bir şey değil, Tanrı'nın ta kendisiydi.
... Ölüm, kaskatı olmaktı. Çırılçıplak soyunmak, yıkanmak, karanlığa gönderilmekti.
... İnsanın geçmişi özlemesi gibiydi bir dostu özlemek.
... İnsanların hâlâ savaştıklarını, inançlarından, düşüncelerinden dolayı birbirlerini öldürdüklerini göz önüne alırsak, karakedilerin öldürülmesi devede kulak kalır, diye düşünebilirsiniz; ama yanlış olur bu.
Bir kişinin, yalnızca uğursuz saydığı için kılı bile kıpırdamadan bir karakediyi öldürmesiyle, başka bir mezhepten ya da başka bir düşünceden diye bir insanı öldürmesi arasında pek fark yok aslında.
En kısa zamanda bir karakedi almalıyım eve. Kediden daha iyi dost olmaz. Kediler için nankör denir ama bence sakıncası yok. Varsın nankör olsunlar. Kedilere göre insanlar nasıl acaba? Onlar ne düşünüyorlar insanlar hakkında, eğer düşünebiliyorlarsa? İnsanlar nankördür, diyorlardır herhalde. Kediler nankörmüş. Nankör olsunlar, buna hakları var.
En kısa zamanda bir kedi almalıyım. Ama kapkara bir kedi.
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Başkı Şubat 2014
125 Sayfa
11 Nisan 2017 Salı
Okudum Bitti- 47: Dut Ağacı || Banu Özkan Tozluyurt
Kitap seven herkese yeniden merhaba. Aslında sırada Filler Çapraz Gider kitabı vardı, yine Yitik Ülke Yayınları'ndan. Onu okuyalı epey oldu ama bloga yazamadım henüz. Ama apartman bahçemizdeki dut ağacının dalı kırılmış, buduyorlardı. Ben de o masum yaprakların hatrına (bakınız ikinci fotoğraf) önceliğimi değiştirdim. Dut Ağacı 'nı bu ay içerisinde okudum ve çok sevdim.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kendisinin de ilk kurgu kitabıymış. Bu açıdan da benim için sevindiriciydi. Sürpriz bir okuma oldu benim için. Elimden bırakamadım, merakla okudum. Yazarın anlatımı çok temiz, karakterler çok bilindik, bizden. Öyle ki kitaptaki en sevimsiz karakter bana çok yakından tanıdığım birini hatırlattı. Sami Bey, Cemile Hanım ve çocukları Kamer, Seval ve Nihan'ın hayatlarına misafir olmak tüm burukluğuna rağmen çok güzeldi. Bahçesinde dut ağacı olan o evde yaşamış kadar oldum.
En çok sevdiğim karakter sanırım Sami Bey oldu. Eşine rağmen harika bir baba. Ve kitapta öyle bir an geldi ki Kamer sayesinde gözlerim doldu, boğazım düğümlendi.
Sadece dut ağaçlı ev ve çevresiyle de sınırlı kalmıyor mekanımız. Cengiz ve Nihan'ın peşinden ta Almanya'ya da gittim. Kitap çok kalın değil iki yüz küsür sayfa biraz da bu yüzden tadı damağımda kaldı. Tüm karakterlerin dünü bugünü kısa ama hepsini yeterince tanımamıza yetecek kadar anlatıldığı halde doyamadım. :)
Sarsıcı bir girişle başlayan dolu dolu ilerleyen ve bana dokunan bir kitap oldu. Okuyun bence.
... Nihan ölmüştü. Kalbi atıyordu oysa. Ölüm, illa kalbin durması mı demekti?
... Nefes alabilmek için açtığı camdan atmalı mıydı acaba kendini? Bazı intiharların kaydı tutulmaz diye bir şey okumuştu bir yerde işte tam da bunu yaşıyordu o anda Nihan. Yavaş yavaş başlıyordu çünkü her şey. Kırılmıştı, pişmandı, öfkeliydi, nefret ediyordu ve yavaş yavaş geliyordu ölüm. Konuşamazsın, anlatamazsın ya atlar kurtulursun ya da tek başına bu odada yaşarsın. Aslında ölmüşsündür. İşte bu yüzden bazı intiharların kaydı tutulmaz.
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
1. Baskı Mart 2017
208 Sayfa
4 Aralık 2015 Cuma
Okudum Bitti- 85 : Aynadaki Göz || Kezban Şahin Taysun
Bir sürü ödül almış yazarımız Kezban Şahin Taysun 'un okuduğum ilk ve şimdilik tek kitabı Aynadaki Göz. Yine geç kalınmış bir okuma olduğunu düşünüyorum, benim gibi öykü severseniz çok,çoook seveceksiniz. Henüz yazarın kalemiyle tanışmadıysanız çok şey kaybediyorsunuz.
'' Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla. Zamanla yarışılamayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim. Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.''
Kitabımız Mevlana 'nın bu güzel sözüyle giriş yapıyor. Birbirinden etkileyici, dokunaklı, anlam dolu on beş öykü içeriyor. Kadına, doğaya, sevgiye dair çok şey bulacağınız sayfa sayısı az ama etkisi çok bir kitap.
Kitapta bulunan öyküler :
Leyleklerin Göçü
Gül Güzeli
Aynadaki Göz
Zaman Yüklü Düş Vagonları
Saniye'nin Kayıp Güvercinleri
Gölgelerin Düşleri
Annemin Feneri ve Gözler
Kaldırıma Değen Düşler
Göz Maskeleri
Mutluluk Aşısı
Avcı Recep'in Aynalı Martini
Tüccar Pri
Pendik'te Bir Adsız Kahraman
Yaşamın Ayak İzi
Yitik Gezegenin Son Yaratığı
Hepsi güzeldi ama sanırım en çok sevdiğim Tüccar Pri oldu.
Hem harika öyküler için hem de imzalı olarak okuyabildiğim için Kezban Şahin Taysun 'a çok teşekkür ederim.
... Ah, yaşamak... Daha doğrusu yaşayabilmek; hastalığını bedeninde taşıyarak yaşamayı öğrenmek! İşte bunu, başına gelmeyen bilemez. Bir gün yaşamın üzerinize akbaba gibi çökerek sizi beklenmedik bir acıyla şaşırtacağını hiç kimse kestiremez.
... Yaşam, gün kurtarma ve bir boşluğu doldurma çabasıydı belki de... Ama doldurulamayan, boşlukta kalanlar da oluyordu. Zamanında yaşanmayanlar, bir gün en savunmasız anında bir hançere dönüşüp saplanırdı insanın yüreğine.
*Gül Güzeli
... Bir an mutlu yaşandığında ne kadar sonsuzdu.
* Aynadaki Göz
... Keşke kimsesiz olmasaydı... Sığınabileceği bir kapı olsaydı... Yazgısını bir çırpıda silebilseydi, toz alır gibi.
*Gölgelerin Düşleri
... Ortalıkta sahiplerini arayan, pek çok kaybolmuş vicdan görüyorum. Biri babamın olmalı ama hangisi?
*Annemin Feneri ve Gözler
... Aslında şu bir gerçek ki, başlagıçta kimin ne olduğu anlaşılmıyor. Ancak zor günde öğreniyoruz; kim bir eşek kadar iyi bir dost olabilir? Ya da kim ardından, bir eşeğe hakaret ettirebilecek kadar hain?
*Tüccar Pri
YİTİK ÜLKE YAYINLARI
Mart 2014
120 Sayfa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













