KIMBERLEY FREEMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KIMBERLEY FREEMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2018 Perşembe

Issız Kar Taneleri || Kimberley Freeman (Okudum Bitti-179)




              Kitap seven herkese merhaba. 2017 okuduklarımı henüz yazıp bitiremedim. En kısa zamanda bilanço yazımı ve yıl favorilerimi paylaşmayı düşünüyorum. İnstagram'da paylaştım bile. 

       Kimberley Freeman 'in daha önce fotoğrafta görünen dört kitabını okudum. Hepsi güzeldi. Yormayan, tatlı kitaplar.

Esir Şarkılar Vadisi hakkındaki yazım için burada ,

Zümrüt Şelaleleri hakkındaki yazım burada , 

Kır Çiçeği Tepesi hakkındaki yazım burada

Deniz Feneri Koyu hakkındaki yazım burada



              Sovyetler Birliği'nde yaşayan Sofi, kuzenleri Natalia ve Lena 'nın hayatlarına konuk oluyoruz bu defa. 1970'lerin ikinci yarısında Leningrad'da anne ve babası ile mutlu mesut yaşayan Sofi'nin hayatı kuzenlerinin gelmesiyle değişmeye başlar. Hem odasını hem ailesinin sevgisini bölüşmek zorunda kalır. Kardeş gibi beraber büyürler, hepsinin hayalleri farklıdır ama hayalleri uğrunda ortak hareket etmeye karar verirler. Aldıkları bu karar hepsinin hayatı değiştirir. Vatanlarından uzakta kurdukları yeni hayatlarıyla hepsi farklı farklı yönlere savrulurlar.  Kitabın kalınlığına bakmayın merakla hemencecik okunuyor. Aklım hep Roy Creeedy' de kaldı okurken. :)  

          Sofi en sevdiğim karakter oldu. Lena'yı da sevmiştim ama sonradan sinirimi bozdu. Natalie 'ye ise baştan sona gıcık oldum. 


        Bol kitaplı, çok sağlıklı, mutlu bir yıl olsun 2018.




''Mutluluk bir rüya gibi, bir kez yaşadığı ve bir daha asla geri gelmeyen bir şey gibi geliyordu.''



''İlişkileri bir çömlek kadar güçlüydü. Yıllar geçtikçe çömlekte bazı çatlaklar belirmiş fakat asla büyük hasarlar olmamıştı...''



'' 'Peki, körkütük âşık mıydın? Yoksa bir aptal ben miyim?'
   Büyükbaba genç kadının saçlarını okşayarak, 'Aşk başlı başına aptallıktır,' diye yanıtladı...''



ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Dilek Parsadan
1. Baskı Kasım 2017
694 Sayfa


23 Mayıs 2017 Salı

Okudum Bitti-71 : Esir Şarkılar Vadisi - Kimberley Freeman





                 Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Arkadya Yayınları'nın son şekeri : Esir Şarkılar Vadisi. 

            Kimberley Freeman 'in daha önce üç kitabını okumuştum. Hepsi de kolay okunan, tatlı kitaplardı.

Zümrüt Şelaleleri yazısı burada

Kır Çiçeği Tepesi yazısı burada

Deniz Feneri Koyu yazısı burada




       
         Esir Şarkılar Vadisi 'nin çıktığını görünce ve sekiz yüz küsür sayfa olduğunu öğrenince epey merak ettim. Bu kadın bunca sayfa ne yazdı acaba diye sabırsızlandım ve kitap elime geçer geçmez üç gün önce okumaya başladım. Aslında çok daha önce biterdi çünkü kitabı bıraktıkça hep aklım kitapta kaldı.

        Heyecanını kaçırmadan , kitaba dair önemli bir ipucu vermeden (spoiler demeyi sevmeyen okur) biraz bahsetmeye çalışayım. :)

     Ellie Frankel ve Penny Bright 'in hayatları şaşırtıcı bir şekilde kesişir. İkisinin bilinen ortak yönleri müziğe duydukları ilgi ve yetenekleridir. Elbette ilk etapta daha önemli olan ise görsel olarak birbirlerine çok benzemeleridir. Şöhret basamaklarını hızla tırmanan, karanlık ve zorlu bir geçmişten gelen Penny Londra'nın yıldızı parlayan pop şarkıcısıdır. Şu anki konumunda olmasının en önemli sebebi başarılı, hırslı menajeri George Fellowes 'tır. George onun için hem bir kurtarıcı hem de patron gibidir.
    Ellie ise Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşayan, klasik müziğe tutkun bir kızdır. Küçüklüğünden beri babasının titiz çalıştırmaları sonucu en büyük hayali bir opera sanatçısı olmaktır.  

       Yaşanan bazı olaylar yüzünden , benzerlikleri sayesinde kızlardan biri diğerinin yerine geçer. (Türkan Şoray'ın Şenlik Var filmi gibi mi yaa?! ,diyebilirsiniz. Ben ilk başlarda dedim bile.) Önce kısa süreli bir iş olarak, George'un isteğiyle başlayan bu süreç umulmadık sonuçlar doğurur. Yirmi yıl boyunca devam eden, birçok hayata silinmeyecek izler bırakan bu macera, bazen hüzünlendirecek, bazen gerilmenize sebep olacak arada da tebessüm etmenizi sağlayacak. Yani yok yok. :) 



             Karakterlerin bugünleri, geçmişleri dolu dolu işlenmiş. Hepsinin hayatlarına tanık olmak hüzünlü olsa da güzeldi. İngiltere, Almanya, İspanya, Avustralya, Yunanistan... Nerelere gitmedik ki... 

             Sekiz yüz sayfanın nasıl bittiğini anlamayacaksınız. Kimberley Freeman 'in tatlı anlatımını zaten daha önceki kitaplardan biliyordum. Diğerlerine haksızlık olmasın ama en sevdiğim kitap bu oldu.






... Geçmişi unut geleceği kucakla... Bu artık George Fellowes'un yeni mantrasıydı...


... Yakın birinin ölümünden sonraki gün boşluk demekti. Zaman ve mekân önemini yitiriyordu. Dakikalar saatlerin içinde, geride kalan kişi de yas denizinde eriyordu.


... Ellie hayatının dizginlerini eline almaya karar verdi. Malum, bu hayatta bir şeyi çok iyi öğrenmişti; fakir insanların yas tutma gibi bir lüksü yoktu.


... ''Birini çok seversen içinde her daim onu kaybetme korkusu taşırsın.''


... Belki demek bu hayatta her şeyin mümkün olduğunun ve umudu elden bırakmamanın göstergesiydi.



... Hayat acımasızdı, zaman geçiyor ve kaybedilen şeyler bir daha geri gelmiyordu. 


... Penny ve Ellie bir kelebeğin kanatları gibiydi; hem çok aynı hem de çok farklıydılar...


... ''Ben seni senden vazgeçecek kadar çok seviyorum...''


... Sahnede rolün hakkı veriliyordu, hâlbuki gerçek hayatta rol insanın hakkından geliyordu.




ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Esra Yüksel
1. Baskı Mayıs 2017
814 Sayfa


30 Temmuz 2016 Cumartesi

Okudum Bitti - 81 : Zümrüt Şelaleleri || Kimberley Freeman





                     Herkese merhaba. Uzun bir aradan sonra tipinin şekerliğiyle kalbimi çalan Arkadya Yayınları 'nın bir kitabıyla buradayım.


Kimberley Freeman 'in daha önce iki kitabını okumuştum:

Kır Çiçeği Tepesi (yazısı burada), 
Deniz Feneri Koyu (yazısı şurada).


İkisini de sevmiştim. Zümrüt Şelaleleri'ni okuyalı biraz oldu , bazı işlerimden dolayı evden uzak olunca blog ile ilgilenemedim. Benden önce yine annem hızlı davrandı okudu, o da oldukça sevdi kitabı. Bu tarz kitaplar bazı dönemlerde bana ilaç gibi geliyor.


    1926 yılında hasta annesine destek olmak için Zümrüt Kaplıca Oteli 'nde çalışmaya başlayan Violet ile tanışıyoruz önce. Biraz uçarı bir karakter olan Violet, yasak olmasına rağmen otelin zengin bir müşterisiyle yakınlaşır. İlişkileri karmaşık bir hal alır ve geleceği de etkileyecek izler bırakır. 

    2014 yılında ise Lauren ile tanışıyoruz. Kardeşinin uzun süren hastalığı yüzünden hayatını yaşayamayan Lauren, onun vefatından sonra hayatını kurmak için evden ayrılır Ve Zümrüt Kaplıca Oteli 'nin yakınlarında bir kafede çalışmaya başlar ve bir gün tadilat halinde olan otelde geçmişten kalan aşk mektupları bulur. Bu mektuplar geçmiş ile günümüz arasında bir köprü görevi görüp, sırların ortaya çıkmasına sebep olur. Her iki hikayede de güzel detaylar var. Geçmişte geçen kısımlara daha fazla ağırlık verilmiş. Kızdığım, sinir olduğum kısımlar oldu. Akıcı, kolay okunan, türünü sevene tavsiye edebileceğim bir kitaptı. 





... Birini bu kadar çok sevmek ve onun kendini yok edişini seyretmeye mahkûm olmak ne korkunç şeydi.



... Sam gülümsedi. O an sanki güneşten bir parça kopmuştu. Violet neye uğradığını şaşırmıştı. Şaşkınlıkla nefesini tutmuş bile olabilirdi.


... Aşkın aklı başında, kurallı ve yavaş yavaş gelişen bir şey olması gerektiğini düşünmek ne büyük cehaletti. Aşk hiç beklenmedik bir anda, tüm gücüyle insanın tepesine inen bir yıldırımdı. Hep var olan ve ebediyen var olacak bir şeydi. Aşk dünyanın gündelik kabuklarını soyup, altında çarpan sıcacık kalbi gözler önüne seriyordu.


... Aşık olmak, aşkına karşılık bulmak, saf mutluluğun ta kendisiydi.





ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Duygu Parsadan
Temmuz 2016
472 Sayfa






27 Şubat 2015 Cuma

Okudum Bitti-22 : Deniz Feneri Koyu || Kimberley Freeman






                              Herkese merhaba , yine keyifle okuduğum , hem göze hem kalbe hitap eden bir kitapla daha buralardayım. 




                               Kimberley Freeman 'ın daha önce yine Arkadya Yayınları 'ndan çıkan Kır Çiçeği Tepesi isimli kitabını (tıktık)severek okumuştum. Yine duygu yüklü , gizemli bir kitapla daha bizimle buluşmuş oldu yazar. Deniz Feneri Koyu elime geçer geçmez okumaya başladım , geçmişle günümüzü beraber işleyen kitapları okumak daha bir keyifli oluyor. Zamanda yolculuk yapmış gibi 1900'lü yıllara gidip tekrar 2011 'e  hızlı dönüşler yapacağınız , merakla okuyacağınız, hoş bir kitap. 



                            Zengin bir ailenin gelini olan Isabella , kuyumcu olan kocasının ,kraliçeye hediye olarak yaptığı çok değerli altın asayı Avustralya parlamentosuna teslim etmek için çıktığı gemi yolculuğuna katılır. Isabella yakın geçmişte bebeğini kaybetmiş, mutsuz bir kadındır. Yolculuk kocasının kısıtlamaları,aşağılamaları yüzünden zaten berbat geçerken , fırtınaya yakalanırlar ve gemi batar. Kurtulan sadece Isabella olur, sırlarla hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kalır. Hikayenin bu kısmı geçmişe ait. 


                             Günümüzde ise Libby 12 yıldır Winterbourne şirketi için çalışmaktadır ve patronu Mark ile yasak ilişki yaşamaktadır. Libby'nin doğup büyüdüğü ve kötü bir şekilde ayrılıp, yirmi senedir gitmediği adanın , Isabella 'nın sığındığı yer olması  ve Mark'ın Winterbourne ailesinden olması geçmişle günümüzün kesişme noktası olur. Mark 'ı aniden kaybetmesiyle , Deniz Feneri Koyu'na dönen Libby , hem kendini bulacak , hem de bu arayış ve sorgulama içindeyken gizemli günlükler sayesinde kayıp Winterbourne hazinesinin gizemini çözecektir.



                            İki farklı kadının duygusal çalkantılarla dolu hayatlarına tanık olurken , hep bir bölüm sonrasında ne olacağını merak ederek okudum . Isabella 'ya ait bölümler favorim oldu. Hem kapağı , hem ayracı , hem içeriği güzeldi. Kendi adıma tek olumsuza yakın bulduğum şey bazı yerlerde karakter adlarının peş peşe çok kullanılmasıydı. Bol kitaplı günler. Ufak bir sürprizim olacak , takipte kalın.






... Mark defnedilmişti. Libby 'nin eski hayatı ve yeni hayatı arasındaki çizgi, iki metrelik toprakla çizilmişti. Mark ile hiç yapmadıkları, Mark 'ın yapmak isteyip, kendisinin reddettiği şeyleri düşünmemeye çalışıyordu. Artık yalnız olduğuna göre onları kendi başına yapması gerekiyordu. Artık hayatın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunun son derece farkındaydı.




... '' Böyle bir keder insanı sadece yaralayıp,sonra da yavaş yavaş unutulup gitmez, '' dedi Bay Harrow nihayet.
     '' Harap eder. Eskiye dönmenin tek yoluysa taşları tek tek yerine koyarak yeniden inşa etmektir. Bazen insanın bunu yapacak takati ya da isteği yoktur ve kalıntıların ortasında öylece oturup bir şeylerin değişmesini bekler. Oysa tekrar ayağa kalkıp taşları toplamaya başlamadığımız sürece hiçbir şey değişmez.''  




...  Isabella kendisinin küçüklüğünü, dünyanın ise büyüklüğünü hissediyordu. Tanrı'nın sessizliğini ve kayıtsızlığını hissediyordu. Okyanusun gücünü ve kendi zayıflığını hissediyordu.




... Mark 'ı düşünmek ansızın bastıran bir yağmur gibiydi.



... Çocukken kabuslar genellikle canavarlar içerirdi. Yetişkinlerin kabusları ise çok daha sıradan şeylerdi. Kırık kalpler, parasızlık endişesi ,ailevi problemler...



... ''Bazen hayatının nasıl gittiğini merak ettim , ama kendimi öyle suçlu hissediyordum ki ... '' Libby 'nin sesi titriyordu . Ağlamamak için derin bir nefes aldı.
     '' Kendimi onu unutmaya zorladım.''




...  Ayrı yataklarda yatıyoruz. Bu Mark 'ın masallarından biriydi.Muhtemelen her aldatan aynı masalı anlatıyordu.












                                  
    




     

                                                                        ARKADYA YAYINLARI

                                                                     Çeviren : Duygu Parsadan
                                                                                   Şubat 2015
                                                                                     486 Sayfa

20 Şubat 2015 Cuma

Kitap Tanıtımı : Deniz Feneri Koyu || Kimberley Freeman || Arkadya Yayınları






              Bilemeyiz, belki de karanlıklardır bizi ışığa kavuşturan ve o ışığa tutunmamızı sağlayan…


            “Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…”
Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella’dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini… 



                  Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu’nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…
Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu’nda saklı.   



“Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor.”   Publishers Weekly

13 Ekim 2013 Pazar

Kır Çiçeği Tepesi - Kimberley Freeman | YORUMUM | Okudum Bitti -97




                                       Blog turumuz devam ederken ; yine severek okuduğum bir kitapla daha sizlerleyim. Her zaman bıkmadan söylediğim gibi kapak , punto , püskküllü ayracıyla gönlüme taht kuran ARKADYA YAYINLARI ' nı çok seviyorum.


                 
                                     Kitabımıza  dönecek olursam ;


                     1920'li yılların Glasgow 'una gidin. Maddi zorluklar içerisinde olan ailesine destek olmak için çalışan genç, güzel Beattie  , çalıştığı kulüpte tanıştığı Henry ile yasak bir ilişki içindedir. Çünkü Henry ,  sevmediğini söylediği bir kadınla evlidir ve hamile kalarak evden kovulur.  Önceleri Henry 'den destek göreceğini umarken , ses soluk çıkmaz. Böylece Beattie , bir arkadaşının yardımıyla İngiltere 'ye , kendi durumunda olan genç anne adaylarının , gizlice bebeklerini doğurup , evlatlık verebileceği bir eve sığınır ve ummadığı bir anda tekrar hayatına giren Henry ile büyük umutlarla  Tazmanya 'ya kaçar.  Bir kızları olur ve Henry baş belası bir koca haline gelir , kızını alıp kaçan Beattie , Kır Çiçeği Tepesi adı verilen bir evde iş bulur , kendi ayakları üzerinde durmaya çalışır.  Beattie'nin  öyküsü çok dokunaklı , çok güzel ama yürek parçalayıcı cinsten.





       
                   Sadece Beattie ' nin değil torunu Emma 'nın da onun kadar olmasa da üzücü bir hikayesi var. Geçmişle günümüzün beraber işlendiği romanlardan.  Emma 2009 Londra 'sında başarılı ,tanınan bir balerindir ve bir kaza sonucu artık eski balerin olmak zorunda kalır ve ailesinin yanına Avustralya'ya döner. Bundan sonra almak zorunda olduğu kararlarla hem kendi duygularıyla , hem de  büyükannesinin geçmişiyle yüzleşir. Onu sürprizler beklemektedir. Emma ' yı Beattie  kadar sevemedim . Patrick kalbimde yer etti. Charlie ise bambaşkaydı. Okuyunca beni anlayacaksınız. Resmen ağlattı beni bu kitap.


                  Farklı yerlerde , farklı kuşakların yaşanmışlıklarını böylesine etkileyici kaleme aldığı için yazara teşekkür ediyorum ama kızmadım da değil. Sonu beni doyurmadı , devamını yazmalı bence :)


Ben severek , ara ara kızarak okudum. Konusu ,işlenişi çok güzeldi. Okuyun derim :)




.... ' Kırık kalp' lafını daha önce yüzlerce kez duymuş olmalıydım. Fakat şimdi, o lafın gerçekte ne anlam ifade ettiğini her hücremde hissediyor ve tüm benliğimle anlıyordum...


... Bir iç çekerek parmaklıklara yaslandım. ''Hoşça kal, hoşça kal '' dedim Londra 'nın gökyüzüne , nehre, arabalara, insanlara ve hayallere...







     Küçük Kız ' ın Dream Cast çalışması için buraya  ,


    Kördüğüm Hayallar 'in yorumu için oraya ,

 
    Kitap Aşığı ' nın yorumu için  şuraya   uğramayı unutmayın.



      




ARKADYA YAYINLARI ' na  teşekkürler .