Epeydir yavaş okuma günlerindeyim, bunda kitabın da biraz payı var sanırım. Kitabı biraz önce bitirdim , fikrimi söylemek için buraya gelince kısaca ne desem diye epey düşündüm, bu kitap beni çok arada bıraktı , sevdim mi, sevemedim mi emin olamadım, ilk 50 sayfada çok sıkıldım, ilerledikçe sıkılıp sıkılmama arasında gidip geldim tam ben kitabı sevmiştim ki bitti :) Aslında konu ve işleyiş olarak sorun yok ama felsefi yönü sanırım içimi sıktı.Simgesel olarak kalan gizemli kadının akıbetini merak etmedim dersem yalan olur. Birbiriyle beraber işlenen iki ayrı karakter(Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius ve babasının isteğiyle doktor olan Portekizli yazar Prado) üzerinden derinlere dalabileceğiniz bir kitap.
Yayınevini (Kırmızı Kedi) ve çevirmenini (İlknur Özdemir) daha önce söylediğim gibi çok sevdim,seviyorum.
Bir çok yönden zengin bir kitap (dil,tarih,aşk,arayışlar vs. gibi bir çok konuda güzellikler var, detay çok)bu yüzden beğenmedim,kötüydü,sevmedim diyemem, ama gayet iç rahatlığıyla çok sev-e-medim diyebilirim. Yine de okursanız yorumlarınızı zevkle okurum, genelde okumadığım ve okumayı planladığım kitapların detaylı yorumlarını okumuyorum, sadece sevdiğim bloggerların yorumlarında bulunan kişisel beğenileri ile ilgili kısımları okuyorum.Kitabı bitirince biraz sonra yapacağım gibi kim ne demiş diye bakıyorum, o yüzden yorumlayan olursa hemen okuyacaklardanım:)
Arka kapak yazısına da göz atalım ;
Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizli'nin, doktor ve yazar Amadeu Prado'nun izini sürmek üzere Lizbon'a doğru trenle yola çıkar. Tesadüfen eline geçen ve Prado'nun, hayat, aşk, yalnızlık, arkadaşlık, ölümlülük ve ölümle ilgili notlarının bulunduğu kitabın etkisinden çıkamayan Gregorius, dilini bilmediği, ilk kez gittiği bu yabancı ülkede ve bu olağanüstü yolculuğu sırasında Prado'nun hayatının değişik evrelerinde yer almış insanlarla bir araya gelip onun farklı söylencelerle dokunmuş hikâyesinin derinlerine iner. Bir yandan da kendi içsel yolculuğunu sürdüren Gregorius, Diktatör Salazar'a karşı savaşmış Amadeu Prado'nun kişiliğinde kendine ve insana ilişkin pek çok sorunun yanıtını ararken, bir başkası olmanın dayanılmaz çekiciliğine de karşı koyamayacaktır. Lizbon'a Gece Treni, sadece Avrupa'dan değil, kendi zihnimizden ve ruhumuzdan da geçen ve dönüşü belli olmayan bir yolculuğun çok sesli, unutulmaz romanı.
Hepimize keyifli okumalar.

