MARTI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MARTI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2017 Salı

Okudum Bitti- 163: Ve Bir Americano || Gülay Hüseynova




           Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Gülay Hüseynova 'dan Ve Bir Americano. Bir oturuşta okunan kitaplardan oldu. Benim için bir yatışta diyelim. :)  Malum yatar-okur olduğum için. 




        ''Ve bir Americano.. bitti derken başlayan, başladı  derken biten bir aşkın hikayesidir; umudun eksilmediği..''

       Tam da böyle denildiği gibi. Yaya 'nın bitişi başlangıcı iç içe olan aşkının eğlenceli anlatımını okumak keyifliydi. Zaten dediğim gibi hoop bir yatışta okudum. İllüstrasyonlarla zenginleştirilmiş. Word sayfası görünümlü kısımlarda Yaya'nın yazdığı kitap taslağını da okuma şansımız oluyor. Yaya ve arkadaşı Sofi ile pijamalarla oturup dertleşiyormuşuz, aşk yaralarımızı ortaya döküyormuşuz gibi okudum. 

      Bu arada 'Pistanthrophobia' da geçmişteki kötü tecrübeler yüzünden yeni insanlara güvenememe korkusuymuş. Eh oluyor o kadar, sonuçta hangimiz sevmedik çılgınlar gibi? :) Son sayfada da güzel bir müzik listesi var. Son üç şarkı benim de çok sevdiklerimden. 

Erkin Koray - Seni Her Gördüğümde
Ahmet Kaya - Vakit Tamam
Mehmet Erdem- Hep Sonradan 




''Aşk müdahale edilemez bir hastalık. Tek doktoru da insanın kendisi. Geçmesini beklemekten başka çaremiz yok...''


''Ne garip, bazen bir rüya aylarca kendinden sakladığın gerçeği bir tokat gibi yüzüne vurur. Anlarsın ki sen onu çok özlemişsindir.'' 



''İnsan âşık olunca gerçekten de komik oluyor. Saçmalığın dibine vuruyor iyice.''



'' 'Kendine iyi bak' nasıl ağır bir cümle. Belki de gerçek bir veda sözcüğü.''



''Gerçi aşkta zafer diye bir şey de yok ki. Bugün kazandığını yarın çok kolayca kaybedebilirsin.''



''Üzülüyordum. İnsanlar birbirini kolayca aldatıyor, kolayca ihanet ediyorlar.''



''Her şeyin başı güven duygusuymuş. Güven bir kere bitti mi, sevgi de, aşk da orada müsade isteyip gider. Hiç fark etmez, az mı sevmiştin, çok mu. Öyle bir biter ki o aşk, kendin bile hayret edersin yüreğinin gücüne.''



''Seni üzen insanları ilk  sen terk edeceksin, abi! Yok öyle ikinci şans, mikinci şans diye bir şey. İlkinde yaralayan, ikincide öldürür, o kadar!''



''Metehan da bir nevi Marlboro'nun R'si gibiydi bende. Her ne kadar yoksa, bir o kadar da derinlerde bir yerlerde vardı aslında.''




''Kusursuz kasları vardı. İnsanın içten içe güven duyacağı omuzları vardı. 'Ben seni bir ömür bırakmam, sen yeter ki bana sarıl' türünden...''



''Keşke kimse üzülmeden, yıpranmadan, kahrolmadan direkt doğru kişiyle karşılaşsa. Sevincini de, kederini de aynı kişiyle paylaşsa. Güzel olmaz mıydı?''





MARTI YAYINLARI


1. Baskı Ekim 2017

240 Sayfa


          





5 Eylül 2017 Salı

Okudum Bitti- 107: Hayalevinin Son Kapısı || Robert Liparulo




                   Kitap seven herkese iyi geceler. Bu gecelik benden bu kadar. Serinin son kitabıyla veda ediyorum size. Her yaşta okurun severek okuyacağı bu seriye bir şans verin bence.

        Çeşitli maceralara atılan King ailesi artık annelerini bulmaya iyice yaklaşmışlardır. Artık sadece  annelerini kurtarmakla yetinmeyeceklerdir, Taksidian'ı alt edip dünyayı ve geleceği kurtarmak zorundalar. Atlantis'e yolculuk yapmak ayrı bir keyifliydi. Hızlı akan macera filmi gibiydi. Daha küçük yaşta okurlar için gerilim, korku unsurları da barındırabilir. Ama her şey kararında. Severek okuduğum bir seriye daha veda etmenin buruk sevincini yaşıyorum.  




''Taksidian'dan sonra ? Gerçek bir çıngıraklı yılanı bile yere atıp uykuya geri dönerim.''


''Hayat kötü insanlarla geçirilmeyecek kadar kısaydı.''




MARTI YAYINLARI

Çeviren: Taner Tanrıöver
1. Baskı Kasım 2013
352 Sayfa


Okudum Bitti-106: Kayıp Kıtanın Kâşifleri || Robert Liparulo





               Kitap seven herkes sıkın dişinizi son iki kitap kaldı. Seriyi severek okuduğumu söyleyip, şöyle bir bahsedip son kitabı da yazıp kaçacağım. :) 

            Sanırım serinin en heyecanlı kitabı buydu. King ailesinin annelerini kaçıran adamın sesinin, küçük kardeşlerinin oyuncak ayısına kaydediliğini fark ederler ama bu sese bir anlam veremezler. Farklı bir dildedir. Biraz araştırınca bunun kayıp bir dile ait olduğunu öğrenirler. Böylece şaşırtıcı bir macera daha bizi bekliyor. Kayıp Kıta'ya bir uğrayıp geleceksiniz. :) 

         Taksidian ile mücadele de hız kesmeden devam ediyor. Nasıl bağlanacak diye sabırsızlıkla okudum ve son kitaba  geçtim. 



''Babası, şüphe dolu bir ifadeyle ona baktı. Sonunda, dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. 'Shakespeare , mertçe alınmış bir yara onurludur, demiş.' Omuzlarını silkti. 'Onun gibi bir şey...'
      
       Xander başını ovuşturdu. 'Bence, mertçe alınmış bir yara acıtır diyorum.' ''


''Heyecanlanırım tabii, diye düşündü. Tarih değişti. Her şey az önce iyileşti ve bunu neredeyse hiç kimse bilmiyor.''



MARTI YAYINLARI

Çeviren: Taner Tanrıöver
Ağustos 2016
336 Sayfa




Okudum Bitti- 105: Zamanın Ötesine Yolculuk || Robert Liparulo





           Kitap seven herkese aynı gecede üçüncü defa merhaba. Merhaba demediğim günlerin acısını çıkartıyorum. 

        David ve Xander azimle annelerini aramaya devam ederler. Tam bir pislik olan Taksidian 'ın sırlarını öğrenmeye de. Bu kitabın en tatlı kısmı büyük büyük amcalarının çocukluk zamanına yaptıkları yolculuktu bence. Böylece evin neden ve nasıl inşa edildiğini de öğrenirler. Hem geçmişe hem de geleceğe yolculuk var. Çok da keyifli.




''Ölümden dönmeler çoktu.''


''Sıradan şeyleri onlardan uzak kalana dek gerçekten takdir  edememek ne garipti.''


''Bazen iyi insanların başına kötü şeyler gelir.''




MARTI YAYINLARI

Çeviren: Taner Tanrıöver
1. Baskı Nisan 2013
300 Sayfa




 

Okudum Bitti- 104: Gizemli Kapının Muhafızları || Robert Liparulo




                Kitap seven herkese yeniden merhaba. Hayalevi Kralları'nı peş peşe paylaşıp tamamlamaya karar verdim. Malum durdukça unutabilirim. Ve kitapları bekleyen çok tatlı biri var. :) 

          Üçüncü kitap da ilk ikisi gibi merakla, keyifle okundu. King ailesine musallat olan gizemli yabancı Taksidian'ı ve amacını yavaş yavaş iyice öğreniyoruz. Öyle sıradan biri de değil. Bir yandan onunla uğraşırken ailemiz annelerini aramak için tehlikeli yolculuklara devam ederler bu defa büyük büyük amcalarının sürpriz ziyaretinin sayesinde bir tık daha güçlü sayılırlar ama... Amasını uzatmayayım düşman zorlu, kayıp önemli. Tatlı bir sürprize de hazır olun.





''Bu yer ve yaptığı şeyler her zaman... Onu kendi kötü niyetleri için kullanmak isteyen yabancıları, buraya ait olmayan insanları çekmiştir.''


''Babası eski çağlarda suçluların taşlanarak öldürülmesinin her zaman onlara atılan taşlardan olmadığını söylemişti. Bazen de, bir mahkûm sırtüstü yatırılır ve üstüne bir tahta yerleştirilirdi. Sonra toplanan ağırlık kurbanın ciğerlerinin genişlemesine izin vermeyip boğulmasına neden olana dek insanlar bu tahtanın üstüne taş yığarlarmış. King ailesinin sorunları da böyleydi işte... Ezilerek ölmek gibi.''



''Üç gün önce Marguerite Rousseau çocukken ölmüştü, Alman savaş makinesinin bir kurbanı olarak. ama iki gün önce sen onu kurtardın. O da büyüyüp, dünyamızı çiçek hastalığından kurtaracak aşıyı geliştirdi.''




MARTI YAYINLARI

Çeviren: Taner Tanrıöver
1. Baskı Ocak 2013
301 Sayfa

4 Eylül 2017 Pazartesi

Okudum Bitti-103: Ormanın Esrarengiz Gözleri || Robert Liparulo




                   Kitap seven herkese merhaba. Gecenin ilk kitabı Hayalevi Kralları serisinin ikinci kitabı Ormanın Esrarengiz Gözleri. 

    İlk kitap, Karanlık Gölgeler Evi hakkındaki yazım burada

    Yine kolay okunan, keyifli, tatlı bir kitap olmuş. Seriyi tamamladım. Diğer kitapları da peş peşe okudum bile. Aslında ilk kitabı ayrı yazmamış olsaydım seriyi tek bir yazıyla aradan çıkarırdım ama haksızlık olmasın, dedim. :) 

      King ailesi kaybolan, daha doğrusu kaçırılan annelerini aramak için gizemli dünyalara açılan kapıları denerler. Bu arada günlük hayatlarına da devam etmek zorundadırlar. Çünkü dikkat çekip de işlerin büsbütün sarpa sarmasını istemiyorlar haklı olarak. Evlerini satın almak isteyen gizemli bir yabancı da başlarına adeta bela olur. Daha fazla bir şey demiyorum, okuyun gitsin. Güzeldi. Basit ama eğlenceli. Merak da ettiriyor.







''Delirmek için her türlü sebebi varken sakin olmaya çalışıyordu sadece.''



'' 'Neyi bilmiyorlar?' diye sordu hemşire. Onu hafifçe salladı. 'Jesse, neyi bilmiyorlar?'
   'Katili,' dedi yaşlı adam. 'O hâlâ orada ve onları o evde istemiyor.' ''



''Düşüncelerden kurtulamazsanız, yastığınızın ne kadar yumuşak olduğu kimin umurunda?''



''Anneleri gitmişti, zaman ve mekânı karıştıran bir evde yaşıyorlardı. Geçmişte yaşananların geçmişte kalması gerekirdi... Ulaşılmaz, değiştirilemez. Ancak burada,tarih kitaplarına ait şeyler de banyo kadar ulaşılabilirdi.''




MARTI YAYINLARI

Çeviren:  Taner Tanrıöver
1. Baskı Ekim 2012
296 Sayfa



15 Nisan 2017 Cumartesi

Okudum Bitti-50: Bu İş Burada Biter || Marieke Nijkamp




     
        Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı dikkat çeken sunumuyla elime ulaşan Bu İş Burada Biter. 

       Gerçek hayatta da (sanırım özellikle Amerika'da) sık sık duyduğumuz bir konuyu işliyor kitap. Öğrencilerden biri okuldakileri rehin alıp, terör estiriyor. Epey kanlı bir kitap, bol karakterli ve her karakterin iç dünyasına bakış atma fırsatı buluyoruz. Olayın duyulmasıyla da sosyal medya tepkileri de kısa kısa verilmiş, twitter yazışmaları, blog yazıları şeklinde. 

     Tüm bu gerilim dolu olaylar yaklaşık bir saatte yaşanıp, bitiyor. Sylv, Claire, Tomas ve Autumn 'un yaşadıkları kendi bakış açılarıyla anlatılmış, arada geri dönüşler de var. Yani çok anlatıcılı bir kitap. Bu yüzden daha da çabuk okunuyor. Mücadele, gerilim, fedakarlık her şey var. Kolay okunan, hemen bitecek, hani şu 'okuyamama dönemlerine' ilaç gibi gelecek fındık fıstık gibi kitaplardan.






... İç çekişler ve ağlayışlar ve çığlıklar duyuyordum. Sırt çantaları ve ders kitapları her yere dağılmıştı. Kurşunlardan biri hedefini şaşıp konuşmacılardan birine saplandı. Ama her şeyin ötesinde, burada ölüm vardı, insanlar ölüyordu ve her yer kana bulanmıştı.



...''Şimdi bu muyuz biz? Haberlerdeki bir hikâye miyiz?''



... Cesur olmanın bu kadar korkutucu olabileceğini hiç düşünmemiştim.



... Ölüm yaşamı, yaşam ölümü yanında taşıyordu.




MARTI YAYINLARI

Çeviren: Eylül Başak Şen
1. Baskı Şubat 2017
302 Sayfa


23 Mart 2017 Perşembe

Okudum Bitti-37 : Dönüş Yok || Aslıhan Yayla




        Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı sosyal medyadan aşina olduğum bir ismin, Aslıhan Yayla 'nın kitabı Dönüş Yok.

      Bu ay içinde Türk yazarlara ağırlık vermeye karar verdiğim için, elime geçince  ilk yarım kitabımı bitirir bitirmez başladım ve bir oturuşta okuyup bitirdim. Bolca karşılıklı konuşma, aralarda da günlüğe alınmış iç döküşlerle bezeli akıcı bir kitap olmuş. Aslında biraz daha detaylandırılabilirdi, çabucak bitti. Bir de kitapta biraz yazım hataları vardı. Onun dışında çiçeği burnunda yazarımızın anlatımını sevdim. Umarım başka kitaplarını da okumak nasip olur. 


        Öykü kardeşini öldürme suçundan hüküm giyer. Güvendiği , sevdiği herkesin ihanetiyle sarsılır. Hapis yattığı uzun yıllar boyunca sıkı intikam planları yapar. Ve onun özgürlüğü düşmanları için hiç de iyi olmaz. Ne yapacak, nasıl yapacak derken, biraz daha okuyayım bırakır yatarım diye diye bitirdim. Biraz dediğim gibi hızlı geçilmişti ama acımasız bir intikam filmi tadındaydı. Hak vermedim dersem yalan olur.

     Biraz Kill Bill biraz Punisher (Cezalandırıcı) eser miktar da  ve Yakışıklı Johnny tadındaydı. 





... Düşmanını seçemezsin. Ve beklemediğin bir anda yapılan saldırıya karşı koyamazsın. Bir söz var bununla ilişkili. Mario Puzo'nun kitabından ama aslen bir Çin atasözü olarak tarihe geçmiş bir cümle! 
''Dostuna yakın ol ama düşmanına daha yakın.''
  Bu benim hayat felsefem. Bu cümlenin her bir kelimesinin hakkını vereceğim.



...Artık beni yaralayabilecek hiçbir şey kalmadı.



... Ben bir yaşayan ölüyüm sadece hareket ediyor, yemek yiyor, uyuyup insan öldürüyorum. İntikam beni yaşatan tek şey!



... Çekmeyen insan bilemez senin ne yaşadığını... Dost bildiklerin sırtında bir yara açar ve o yaraya dokunabilmeye onu iyileştirebilmeye ne kadar çabalasan da o yara da ha çok kana bürünür. İhanet sizce nedir? Tolkien'ın bir sözü var aklımda dönüp dolaşan... Der ki, ''Yol karardığında elveda diyen kişi haindir!''




MARTI YAYINLARI

1. Baskı Mart 2017
272 Sayfa



7 Mart 2017 Salı

Okudum Bitti-33 : Anna Karenina || Lev Tolstoy




               Kitap seven herkese merhaba. Geçen sene Dostoyevski külliyatını tamamlar Tolstoy 'a  tekrar başlarım diyordum. Diyordum ama yalan oldu. Ecinniler beni zorlayınca Delikanlı 'ya hiç başlayamadım. Bakalım bu sene Dostoyevski okuyabilecek miyim? Madem dostum Dosto 'yu askıya aldım, Tolstoy okuyayım arada dedim ve ne zamandır kitaplığımda yatışta olan Anna Karenina 'yı seçtim. Tam metin, çağdaş çeviri olması da seçimimi kolaylaştırdı.

           Martı Yayınları 'nın World Romance Classics serisinden birkaç kitabım var. Hepsi olsa fena olmazdı. Çeviri konusunda okurken epey soru aldım beni rahatsız eden bir şey olmadı. Okuma bütünlüğüme zarar verecek bir şey yoktu yani. Severek okudum. 940 sayfa, isimlerinin uzunluğuna ya da tuhaf kısaltılıyor olmalarına rağmen hiç sıkılmadan okudum ki Rus edebiyatında isimler konusunda dertliyim. :) Biraz bilek gücü istiyor, Benim gibi yatarak okumayı seviyorsanız ağır gelebilir. Oturmakta fayda var. :)


        Kitabı uzun uzun anlatmayacağım . Mutlaka okuyun. Anna Karenina asla sadece bir aşk romanı değil. Döneminin hem de hem zengin kesiminin hem de köylülerinin yaşantısını anlatan dolu dolu bir kitap. Benim kitabı bu ara okumama sebep Kirpinin Zarafeti kitabı oldu. Yazısı için tık tık.  Levin ve Kiti 'yi (tamam özellikle Levin'i) çok sevdim. Zaten Tolstoy Levin 'de biraz biraz kendisini anlatmış bize. 

    Şahane bir cümle ile başlıyor kitap:

'' Mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz ailelerin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.''



     Birçok karakter var kitapta. Hepsinin hayatlarına, iç dünyalarına değinilmiş. Özellikle kadın karakterlerin bu denli gerçekçi, etkileyici anlatılmış olmasına ayrıca hayran kaldım. 

      Bir de okurken dikkatimi çeken bir şey oldu : Kurgu da olsa Rusya'da Kocasını aldatan ne kadar çok kadın varmış. Anna 'nın kocası bir sayfa da kendi dahil sekiz, dokuz kişi saydı. 

     Ve daha da acı olan yaşanan yasak aşkın erkek için bir aşağılayıcı etkisi olmazken kadına 'kötü, düşmüş' gözüyle bakılması. Ne acı. Ayıpsa, yasaksa herkese öyle. Gerçi çoğunluğun Müslüman olduğu ülkemizde de sanki kadına günah, erkeğe değilmiş gibi davranılmıyor mu? Neyse uzatmayayım. 


       Anna Karenina unutulmaz kadın karakterlerden. En az bir kere okunması gerek. Filmi de henüz izlemedim. Bu hafta izlemeyi planlıyorum. Bol okumalı bir hafta olsun.







... Levin aşıktı ve Kiti'yi her yönden kusursuz bulduğu için onu her türlü dünyevi varlıktan üstün görüyordu. 


... Yüreğini sıkıştıran sevinç ve korku onun orada olduğunu gösteriyordu. Pistin karşı tarafındaki bir kadınla konuşuyordu. Ne elbisesinde ne de tavırlarında göze batan bir çekicilik vardı. Ama Levin için o kalabalık içinde onu fark etmek, ısırgan otlarının arasındaki gülü fark etmek kadar kolay olmuştu. Çevresindeki her şeyi aydınlatıyordu.



... Sanki kız güneşin ta kendiymiş gibi bir süre ona bakmaktan kaçınarak, ama bakmadan da güneşin varlığını hisseden insanlar gibi onun varlığını hissederek yürüdü.


... ''Medeniyetin  amacı da bu değil midir? Her şeyi bir eğlenceye dönüştürmek değil midir?

''Şey, amaçladığı buysa ben hayatıma bir yabani olarak devametmeyi yeğlerim.'' 


''Yabanisin zaten. Siz Levinler, hepiniz yabanisiniz.''





... ''Zaten mutluluk bir nevi delilik gibi bir şey. ''


... Anna ile Vronski pusulalarına bakıp yanlış yola gittiklerini anlayan ama bunun önüne geçemeyen iki yolcu gibiydi.




... ''Ancak onurlu  bir erkek ve onurlu bir kadın hakarete uğrar, hırsıza hırsız olduğunu söylemek sadece gerçeğin onaylanmasıdır.''


... ''Ne olmuş yani, ölümü düşünmeyi bırakmadım hâlâ,'' dedi Levin. ''Doğrusunu istersen ölmeyi çok isterdim, gerisi boş. Gerçeği söylüyorum. Evet, fikirlerime ve işime oldukça değer veriyorum, ama bir düşün; şu bizim dünyamız küçük bir gezegen, evren üzerinde bir küf lekesi kadar. Halbuki biz çok büyük şeyler elde edebileceğimizi düşünüyoruz; fikirler, işler... Ama hepsi aslında toz ve kül kadar.''


...Aile hayatında her türlü zorluğun altından kalkabilmek için eşler arasında ya tam bir uyuşmazlık ya da sevgiye dayalı bir ahenk olması gerekir. Fakat eşler arasındaki ilişkinin temeli belirsiz ve bu iki koşuldan hiçbiri geçerli değilse, hiçbir sorunun altından kalkamazlar.



... Aşkın bittiği yerde nefret başlıyor.



... ''İyiliğin nedenleri varsa o, iyilik olmaktan çıkıyor. Sonuçları, yani ödülü varsa o zaman da iyilik olmaktan çıkıyor. Böylece iyilik dediğimiz şeyin neden sonuç zincirinin dışında kaldığını görüyoruz. ''





MARTI YAYINLARI

Çeviren: Zeynep Yeşiltuna
Şubat 2015
940 Sayfa





25 Kasım 2016 Cuma

Okudum Bitti- 131: Jane Austen'la Çay Saati || Kim Wilson




             Herkese merhaba. Gecenin kitabı tanıtımını gördüğümden beri fotoğraflarını çekmeyi heyecanla beklediğim Jane Austen'la Çay Saati. Danteller, örtüler biraz işe yarasın , değil mi? :) 


                    Jane Austen ile çay içmek ister miydiniz? Ya da hangi yazarlarla ne içmek isterdiniz? Saymakla bitmez benim için. 


              Bu senenin en zarif kitabı benim için açık ara farkla bu kitap oldu. Kapağı, sunumu, içindeki detaylar, çizimler, görseller... Hepsi çok tatlı. 





             Çay hakkında yazılabilecek en tatlı kitabı yazmış Kim Wilson. Çaya dair birçok ilginç bilgi, her bölümde güzel tarifler... Yok yok kitapta. Jane Austen ve ailesinin çay kültürü, Austen kitaplarından da başka kitaplardan da çaya dair alıntılar. Severek okudum, son çayımı daha bir saygı duyarak içtim. :) 







... Jane Austen'ın en sevdiği şairlerden biri olan William Cowper'ın ''The Task'' adlı şiirinde, akşam çayı içmenin insanda yarattığı hoş duygu şu sözlerle anlatılır:


Şimdi ateşi harla ve kapak kepenkleri, 
Perdeler yere değsin, döndür sediri,
Semaverden çıkar ıslık sesi ve su kabarcıkları,
Buhardan bir yol oluştururken, çay fincanları
Pek mutludur halinden; ama etmez sarhoş
Bekleyelim ve tadını çıkaralım akşamın pek hoş.



... ''Çay! Çay! Her derde deva çay!''
     ÇAY ve SAĞLIK

Çay! Çay! Her derde deva çay!
Siyahı, yeşili, karışığı, sertiyle güzel çay!...
Sinirleri gevşetip kalbimi yumuşattığından,
Düşünemem bir an olsun ayrı kalmayı ben ondan...
Ve ölüm bir gün gelip kapıma dayandığında,
Karşılayacağım onu bir fincan sert, leziz çayımla.

(On dokuzuncu yüzyılın başlarında söylenen 'The Tea' adlı şarkıdan)



... Jane Austen 'ın zamanında çay insanların hayatının o kadar önemli bir parçası haline gelmişti ki insanlar içinde gerçek çay yaprağı olsa da olmasa da demleyebildikleri her tür yaprağa ''çay'' demeye başlamışlardı. Yüzyıllar boyunca Britanyalılar bitki yapraklarını kaynatmışlardı (ve bu içeceklere çay manasına gelen ''tisane'' ismini vermişlerdi), ancak Çin çayının ülkelerine gelmesiyle birlikte bu eski adı kullanmayı bırakıp her şeye ''çay'' demeye başladılar.



... Öğleden sonra ''beş çayı'' modası, Victoria döneminde akşam yemeklerinin giderek daha geç saatlerde yenilmesiyle başladı. Tarih kitaplarında beş çayı alışkanlığının 1840'lı yıllarda 7. Bedford Düşesi Anna'yla başladığı yazar. ''Bayılacak gibi hissetmekten'' şikayetçi olan Anna, saat beşte çay içip atıştırmalıklar yemeye başladı. Anna genelde kendi seçtiği arkadaşlarını da çaya davet ederdi ve böylece bu gelenek sosyetik kadınlar arasında yaygınlaştı.



... Hizmetçilerin arka kapıdan kullanılmış çay yapraklarını sattıkları bir dönemde, ev sahiplerinin hizmetçilere taze çayı emanet etmeleri elbette olanaksızdı. Çayı genellikle evin hanımı yapardı; ancak bazen de bu görevi kızına ya da evin başka bir kadın bireyine teslim edebilirdi.






MARTI YAYINLARI

Çeviren: Nihan Çevirgen
1. Baskı Ekim 2016
176 Sayfa





14 Kasım 2016 Pazartesi

Okudum Bitti- 127: Kaplan Yürekli Çocuk || Linda Coggin







                         Herkese merhaba. Gecenin kitabı Kaplan Yürekli Çocuk. Çıkar çıkmaz okumak istediğim kitaplardandı. Torpil yapıp daha fazla ertelememeye karar verdim. 


             Kitabın, ''  Vahşi doğada büyümüş bir kızla kaplan yürekli bir çocuğun özgürlük hikayesi,'' olduğunu öğrendiğim zaman bu kitabı kesin severim ben, demiştim. Kurtların büyüttüğü Tarkan 'ı da çok severim ben. (Kartal Tibet ♥) Benim gözüme, gönlüme göre onun eline su dökemese de maymınların büyüttüğü Tarzan da var. Bir de köpekler tarafından büüyütülen Nona 'yı okuyayım dedim. 


             Nona'ya bakan, onunla ilgilenen adam ölünce, suçlamalardan kurtulmak için kaçan Nona ve oldukça akıllı ayısının yolu  Caius ve Jay (Kaplan Yürekli Çocuk) ile kesişir. İkisi de oldukça ilginç tipler. Böylece bir araya gelen dörtlü birlikte maceraya atılırlar. Bu anlamda kapak harika olmuş. Hepsini kapakta görmek çok hoşuma gitti. 


         Yaşadıkları yerde doğa esir edilmiş, hayvanlar yok edilmiş durumdadır. Yani insanoğlunun bitmeyen zulmünden nasibini almış bir ortamda sürekli  ışıklarla aydınlatılmış olarak yapay bir hayat sürerler. Kenar isimli yasak bölgede ise her şey olması gerektiği gibidir. Oraya ulaşmak için harekete geçerler. 

        Sade ve akıcı bir şekilde ilerleyen kitap  devamı gelecek şekilde bitti, ya da gerisi sizin hayal gücünüze kalmış da demiş olabilir yazar. İncecik, bir oturuşta bitirdiğim kitaplardan oldu. 






... Thomas, eğer onu bulurlarsa Disville'e götürüp koruma altına alacaklarından söz etmişti. Daha da kötüsü muhtemelen onu bir obje gibi merakla gözlemleyip sorguya çekecekler ve üzerinde çalışacaklardı. Vahşi köpekler tarafından büyütülmek nasıl bir şeydi? Kendisini insan gibi hissediyor muydu?
  Annesi ve babası kimdi?
  Bu sorulara nasıl cevap verebilirdi ki?
 O küçük bir çocuktu.



... Yerde , tıpkı yan yana dizilmiş kupalar gibi hayvan cesetleri yatmaktaydı.

Altı Bengal kaplanı.
Sekiz dağ aslanı.
Bir panter.
Bir çita.
Üç maymun.
Dört kurt daha.
Bir de leopar.

Bu hayvanlar muhtemelen türlerinin son örnekleriydi. Otoriteler tarafından vahşi kabul edilen her hayvan, yaşam alanları yok oldukça kendilerine karşı tehdit oluşturacağı gerekçesiyle öldürülüyordu. Bu, Disville'deki yeni kurallardan biriydi.



... Nona, şapkasının kürküne batmış yüzünün altından homurdandı. ''Şunlara bir bak. Hepsi de ölü gibi öyle değil mi? Suratları çok solgun. Hem şu çocuklara niçin tasma takılmış?''

''Şişşt!'' dedi Jay alçak sesle. ''Sessiz ol. Bu bir kanun. Yedi yaşın altındaki tüm çocuklar dizginlenmek zorunda.''



... ''Bu çocuklara zalim olmaları değil, iyi ve nazik olmaları öğretilmeli.''




... ''Otoriteler asla gerçek insanlarla iletişim kurmaz. Onlar duvarların arkasında oturup kanunları yapar. Babam, insanların kafasına korku sokarsan onları yönetmek daha kolay olur, derdi.''






MARTI YAYINLARI

Çeviren:  Çiğdem Köfüncü
1. Baskı Haziran 2016
224 Sayfa