METİS YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
METİS YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2019 Çarşamba

Okudum Bitti- 22: Factotum || Charles Bukowski






               Ve Bukowski sevenlere özel bir merhaba. Bol bol Bukowski okuma hayallerimiz var. Yavaş yavaş da olsa okumaya devam ediyoruz. Ekmek Arası'ndan sonra Factotum'u da severek okuduk. Okuduk diyorum, çünkü tek başıma okumuyorum. Aynı sebeple Ekmek Arası'nı da ikinci defa okuyup paylaşmıştım. 

        Factotum'u ilk defa okudum. Ve çok tatlıydı. Bukowski ayarında bir tatlılık elbette. Bu kitapta daha bir Fante tadı vardı belki de o yüzden daha çok sevdim. 

         Factotum niteliksiz, vasıfsız işçi demek özetle. Ayakçı da diyor arka kapakta. Bukowski'nin yani Henry Chinaski'nin yirmili yaşlarında evden ayrılıp böyle takıldığı günlerini anlatıyor kitap bize. Kısa süreli işlerde çalışıp ucuz yerlerde kalıp içiyor, içiyor ve yine içiyor. Arada da bol bol kavga dövüş ve kadınlar... Ekmek Arası'nın devamı niteliğinde, onun kaldığı yerden devam ediyor. Babası gibi olmak istemediği için, daha doğrusu onun ideallerini paylaşmak istemediği için farklı bir yol seçip aylak oluyor Henry. Yazar olma hayali de cebinde... Ekmek Arası hüzünlüydü bu kitap öyle değildi. Eğlenceliydi, daha rahat bir Henry vardı.  Güzel toplumsal, insani eleştiriler bile vardı. 

        Bukowski'nin umursamazlığını, eğlenceli anlatımını çok seviyorum. Daha önce de dediğim gibi Bukowski'ye çok şey borçluyum. O olmasaydı Fante'nin Toza Sor'unu almış olmazdım. Almasaydım okuyamazdık... Mutluluk zincirinin ilk halkası. :)  Bukowski'yi sevin.




''İş çıkışıydı. Akın akın insan çıkıyordu metrolardan. Karıncalar gibiydiler, yüzleri yoktu, çıldırmışlardı, üstüme geliyorlardı, gergindiler. Zaman zaman itişip, çarpışıyorlardı; çıkardıkları sesler korkunçtu.''


''Yalnızlıkla beslenen biriydim; yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz. Yalnız kalamadığım her gün gücümden bir şeyler alıp götürür. Bununla övünmüyorum ama önemliydi benim için. Odanın karanlığı güneşti bana...''


''İnsanların ihtiyacı olan şeydi bu: Ümit. Ümitsizlikti insanları cesaretsiz yapan.''



''Samimiyetle söylüyorum, yaşam beni dehşete düşürüyordu. Yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda olduğu şeyler ürkütücüydü.''




METİS YAYINLARI

Çeviren: Avi Pardo
10. Baskı Şubat 2018
158 Sayfa




19 Mart 2019 Salı

Okudum Bitti-15: Ekmek Arası || Charles Bukowski





            Kitap seven herkese merhaba. Tazecik bitirdiğimiz bir kitap hakkında sıcak fikirlerimi söylemek için geldim. Bu ay içinde yeniden okudum Bukowski'nin Ekmek Arası kitabını. Çünkü çok daha seveceğimden emindim. Henüz okumadığım o kadar çok kitabı varken çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki Bukowski hayatımın yazarlarından biri olarak kalacak. Ona kendi adıma çok şey borçluyum. Çok güzel şeylere vesile oldu. Buko olmasaydı Fante'yi o kadar merak edip aynı kitabını iki defa almazdım mesela. O iki kitap o kadar özel ki... Teşekkürler Buko ! :) Duygusallığı bir kenara bırakmazsam buradan Noel Baba'ya da teşekkür ederim bu sevgi dolulukla. :) 

         Umarım başka kitaplarını da severek okumaya devam ederim ama aynı şekilde olsun. Çok yakında Factotum'u okumaya başlayacağız. 2017 yılında da aynı şeyi söylemişim ama işte o zaman yalnız okuyordum, ertelemişim. İyi ki ertelemişim beraber kitap okuyacağınız biri varsa çok daha keyifli olmuyor mu sizce de? 

         Kitabı ilk seferden daha çok sevdim elbe+tte. Konusu hakkındaki fikrim ve ilk okuduğumda beni etkileyen cümleleri merak ediyorsanız tık tık. 



Bunlar da bu defa okurken gözüme çarpan cümleler, önce yazıp sonra kaçı aynı bakacağım. :) Bol okumalı günler dilerim. (Renkli olanlar daha önce de beğendiğim cümleler.) Bu arada daha önce okuduğum kitap 2013 baskısıydı, Metis puntoyu değiştirmiş, daha büyük harflerle okudum. Yalnız Factotum'un yeni baskısının puntosunu da küçültmüş. Kafalar bir karışmış nedense. Biz beraber okuduğumuz için sayfa sayılarının farklı olması hoş olmadı. Ama akıllara zarar şekilde çözdüm. :)) 





''Saatlerce yatakta yatmaya bayılır, bazen gündüzleri de yorganı çeneme kadar çekip yatardım. Güzeldi yatağın içi, hiçbir şey olmazdı orda, insan yok, hiçbir şey yok...''




''Yapmam gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek çok kötü bir duyguydu.''




''Biri bana çirkin olduğumu söyledikten sonra gölgeyi güneşe, karanlığı ısığa yeğler olmuştum.''




''Başka birine güvenmekte hesap yoktu. İş yoktu insanlarda.''



''Başka birinin gerçeği sizin de gerçeğinizse ve o bunu sizin için dillendiriyorsa müthiştir.''



''Hiçbir şey söylemedim çünkü nefret ediyorsan yalvarmazsın...''




''Sorun seçimlerini hep iki kötü arasında yapmak zorunda kalmandaydı ve seçimin ne olursa olsun bir parçanı daha kesiyorlardı. Kesecek bir şey kalmayana dek. İnsanların çoğu yirmi beş yaşında mahvolmuştur. Araba süren, yemek yiyen, çocuk sahibi olan, kendilerine en çok benzeyen başkan adaylarına oy vermek gibi her şeyi yapılabilecek en kötü şekilde yapan g.tlerden oluşmuş bir toplum.''



''Yürürken yalnız değilmişim gibi geldi bana ve değildim. Aç bir sokak köpeği takılmıştı peşime. Zavallı hayvan bir deri bir kemikti. Kaburgaları sayılıyordu. Tüylerinin çoğu dökülmüş, kalan tüyleri yer yer kuru ve düğümlü yamalar oluşturmuştu. Yenik, terk edilmiş, ürkek bir köpekti, homo sapienslerin bir kurbanı.''



''Karamazov Kardeşler'de İvan'ın 'Kim babasını öldürmek istemez ki?' dediğini anımsadım...''


''İyi savaşlar veya kötü savaşlar yoktur. Savaşta kötü olan tek şey kaybetmektir. Bütün savaşlar her iki tarafın da doğru bulduğu nedenlerden çıkmıştır. Ama sadece muzaffer olanın amacı tarihin soylu amacı olur. Kimin haklı veya haksız olduğu değildir mesele, kimin daha iyi generallere, daha üstün bir orduya sahip olduğudur.''


''Mutlu olmayı asla beceremeyecek, asla evlenemeyecek, çocuk sahibi olamayacaktım...''




METİS YAYINLARI

11. Basım Nisan 2018
268 Sayfa



19 Eylül 2017 Salı

Okudum Bitti- 119: Ekmek Arası || Charles Bukowski




             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı tek kitabını okuduğum halde, birçok alıntısına rastladığım için sevdiğimi rahat rahat söyleyebileceğim Charles Bukowski 'nin Ekmek Arası kitabı. İlk olarak Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi 'yi okumuştum. Hakkındaki yazım burada.

          Sanırım bu kitapla başlamış olsaydım Bukowski okumaya çok daha iyi olurdu. Yani okuduğum iki tanecik kitapla ahkam kesmek gibi olmasın ama Bukowski okumaya başlamak için Ekmek Arası doğru bir tercih. Factotum ile devam edeceğim. Sonrasını bilmiyorum, elimde başka kitabı yok. Önerilere açığım. :) 

           Ekmek Arası 'nda çocukluğundan gençliğine kadar olan sürecine şahit oluyoruz Bukowski 'nin. Otobiyografik bir roman. Sevimsiz, despot bir baba ve etkisiz eleman durumundaki annesi ile geçen üzücü çocukluğundan, sorunlu ergenliğine kadar yaşadıklarını üzülerek okudum. Üzüldüm ama Bukowski'nin anlatımı da acıklı acıklı değil  amacı da acındırmak değil. Ne babasının pislik oluşu yüzünden evde yaşadıklarını ne de dış dünyadaki sorunlarını duygu sömürüsü olarak kullanmamış. Şöyle karşılıklı oturup dertleşiyormuş gibi, sade, olduğu gibi anlatmış. İnsanların acımasızlığı, hayatın zorluğu, adaletsizlik, eşitsizlikler sessiz sessiz çarpıyor yüzünüze. Ama tüm bu söylediklerime rağmen üzücü bir okuma olmadı. İlginç bir şekilde eğlenceliydi bile. 

       Bukowski , onun kendine seçtiği isimle Henry Chinaski ile tanışmak güzeldi. Ben sevdim, belki bazı noktalarda kendime yakın bile hissettim. Güldüm, üzüldüm, sinir oldum, kızdım, hatta bazen hissettiğim o insanların çoğundan nefret etme duygumu depreştirdi Bukowski adamım. :) Yine de çevremde dolaşan bir ergen olsaydı hoşlanmayabilirdim. Bazı ergenler çok çekilmez olabiliyor. :)  Kısaca Bukowski okumaya muhtemelen Factotum ile devam edeceğim.





'' Kurbağanın kanatları olsaydı hoplaya hoplaya kıçını eskitmezdi.''



''Yapmam gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek çok kötü bir duyguydu.''



''Başka birine güvenmekte hesap yoktu. İş yoktu insanlarda.''



''Başka birinin gerçeği sizin de gerçeğinizse ve o bunu sizin için dillendiriyorsa müthiştir.''



''Önümde uzanan yolu görebiliyordum. Yoksuldum ve yoksul kalacaktım. Para değildi özellikle istediğim. Bilmiyordum ne istediğimi. Hayır, biliyordum. Saklanabileceğim, saklanıp hiçbir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum. Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu...''



''Yürürken yalnız değilmişim gibi geldi bana ve değildim. Aç bir sokak köpeği takılmıştı peşime. Zavallı hayvan bir deri bir kemikti. Kaburgaları sayılıyordu. Tüylerinin çoğu dökülmüş, kalan tüyleri yer yer kuru ve düğümlü yamalar oluşturmuştu. Yenik, terk edilmiş, ürkek bir köpekti, homo sapienslerin bir kurbanı.''



''  'Neden yemiyorsun Henry? İştahsızsın hep.'
'Yiyemiyor,' dedi babam, 'çalışamıyor, hiçbir şey yapamıyor, hiçbi s..im olmaz bundan!'
'Yemek masasında böyle konuşmamalısın Baba,' dedi annem ona.
'Ama doğru!' 
   İnanılmaz miktarda makarna dolamıştı babam çatalına. Ağzına sokup çiğnemeye başladı. Çiğnerken çatalını köftelerden birine saplayıp ağzına attı, sonra da bir parça ekmek sıkıştırdı oraya.
   Karamazov Kardeşler'de Ivan'ın, 'Kim babasını öldürmek istemez ki?' dediğini anımsadım.''




METİS YAYINLARI

Çeviren: Avi Pardo
Dokuzuncu Basım Kasım 2013
224 Sayfa


10 Eylül 2017 Pazar

Okudum Bitti- 109: Ba || Birhan Keskin



               Şiir seven herkese merhaba. Günün ilk kitabı Birhan Keskin'in okuduğum ilk kitabı Ba. Uzun zamandır Birhan Keskin okumak istiyordum. Eylem ve Mehmet de çok beğendiklerini söyleyince ertelemekten vazgeçtim. Ve iyi ki diyorum. İyi ki okumuşum. Bayıldım, hayran kaldım. Ve ilk fırsatta diğer kitaplarını da almak istiyorum. Zevkleri uyan, güzel kitaplara vesile olan arkadaşlar candır.



               EZİYET

Ağaç duruyor.
Yol da, ot da.

Duran bir şey var bende,
ağaç gibi.
Onu ayaklandırıp, oradan oraya
gitmem zor.

Bende bir ağaç duruyor, bir ot
Eserse arada rüzgâr
Ağacın saçlarını o tarıyor.

Aşk ayaklandırmıştı bir kere
hatırlıyorum, ama...
Şimdi rüzgâr şimdi güz
Ağacın dallarını zorluyor.



KESİF SU

Puslu ve sarı bir çin sabahı gibiyim bazen
Sağım solum kış, şehir,
Üstüne ay mavisi düşmüş bazen uzak nehir...
Dünya bana göre bazen, bazı zehir...



NEHİR MANZARASI


Bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde
gerçeğin ne anlamı var.
Biz bu zırdeli düşün içinde kavrulmuş kurumuş iki fıstık gibi
Yatalım uyuyalım uyanalım kalkalım
Değil mi ki, bir yere kilitlenmiş
Bir küçük iyiliktir aşk,
Değil mi ki, billurdan bir yalan dünya
Bırak ersin o tamama
Gel bak tepeden bir nehir manzarası
göstereceğim sana.


AĞRI

O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. Rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
Limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.

Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
Ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.

Bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
Bıraktın, unuttum, unutuldum.

Seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
Ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.




METİS YAYINLARI 

Sekizinci Basım Şubat 2017
50 Sayfa


 

7 Ocak 2017 Cumartesi

Aşk İçin Ne Yazdıysam || Murathan Mungan





                             Herkese merhaba.  Günün ikinci yazısı da bir şiir kitabı olsun, değil mi ama? Murathan Mungan'ın okuduğum ikinci kitabı. İlki Doğduğum Yüzyıla Veda idi. Yazısı burada . İkinci kitabım tam benlik oldu. Üstelik adıma da imzalı. (Teşekkürler Mehmet.) 



Birkaç örnek şiir vereyim. Hepsi güzel olunca, seçmek zor oldu.



Özenle

Özenle sürdürüyorum seni
Kendimde
Başkalarını severken bile
öylece duruyorsun
çekip gitsen de
Yalnız kalmıyor geride
Özenle, sürdürdükçe
Yabancı gövdelerde bile
Özenle sürdürüyorum seni
İzini sürer gibi yaşadığının
yaşadığım serüvenlerde
Önceden bilmediğim bir aşk biçiminde.
                        (8 Şubat 2005)





En baştan

Ölmedim belki
cismim soğudu yalnızca
tutulduğu aşktan

Aşk kendini hatırlamaktır
baştan, en baştan

unuttuğun, yok saydığın kalbinin taşlarından
                                (1 Ocak 2008)









Eski Sevgili

dipdiri bir eskilikle yaşıyorsun içimde
bir gün uzak bir denizde buluşmaya yeminli
iki dargın nehir gibi
gitgide gitgide

                                  (27 Aralık 2000)





Gece Nöbeti

daha az seviyorum seni
giderek daha az
unutur gibi seviyorum
azala azala
aramızdaki uzaklığın karanlığında


geceler kısalıp, gündüzler uzuyor böyle olunca
daha az seviyorum seni
kendini iyileştiren bir yara gibi
daha az
ve zamanla

sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
uzak dağ kışlalarında
görmüyoruz birbirimizi
usul usul sis iniyor
kopmuş yollara
ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
bir çığ gibi uyuyorsun rüyalarımda
sevgilim sevgilim
yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da

artık daha az seviyorum seni
unutur gibi, ölür gibi daha az
yeniden ödetiyorum kendime
onca aşkın öğretemediğini
kolay değildi
yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben
kaç acı birden imtihan etti beni
bir tek gece vardır insanın hayatında
ömür boyu sürer nöbeti
bu da öyleydi,
iyi ol, sağ ol, uzak ol,
ama bir daha görme beni

                     (30 Aralık 1998)





METİS YAYINLARI

İlk Basım Kasım 2016
155 Sayfa 




30 Nisan 2016 Cumartesi

Okudum Bitti - 46: Geceyarısı Çocukları || Salman Rushdie






                  Herkese merhaba. Günün kitabı bu sene tekrar okuduğum Geceyarısı Çocukları. Bol ödüllü bir kitap. Hindistan temalı kitapları ara ara okumayı seviyorum. Bu Salman Rushdie 'nin okuduğum ilk ve tek kitabı. 


               Hindistan'ın bağımsızlığını ilan ettiği gece doğan ilk çocuk olduğu için özel olan kahramanımız  Salim Sina , hikayesini anlatmaya epey bir gerilerden başlar. Babaannesi ve dedesinden başlar. Ama gözünüz korkmasın, sıkıcı değil. Nasıl ilerlediğini anlamadan okudum , bitirdim. Kendisi gibi olan ' Geceyarısı Çocukları ' ile de iletişim içinde olması, kitabı güzel bir Hint masalına çevirir.


              Salim özene bezene büyütülürken, gün geçtikçe ülkesinde yaşananlara tanık olarak, insan olmanın tüm zorluğunu dibine kadar yaşar. Okurken büyülü gerçeklik etkisiyle Yüzyıllık Yalnızlık kokusu esti burnuma.



           Tek bir kitapla Hindistan'ın mitolojisine, geçmişine, bugününe merhaba demek için okunmalı. Masalsı ama üzecek kadar da gerçekçi. 






... Aslına bakılırsa saat tam geceyarısını vurduğunda... Ben dünyaya gelirken akreple yelkovan saygıyla tokalaştılar.



... Hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur.


... Hepimiz ölüme bir hayat borçluyuz.


... '' Bazı şeyler - hatta insanlar- birbirlerine sızarlar,'' diye açıklıyorum, ''yemek pişirirken tatların birbirine karışması gibi.''


... Gerçek hayat filmlerden bile daha iyi oluyordu, bazen.


... '' Şimdiye kadar kim,'' diye akıl yürüttü sessizce, ''Başka birini her şeyiyle tanımış ki?''  


... '' Gerçek ve doğru her zaman aynı şey değildir. ''



... Parayla bu kadar dolu olan bir kafada Kuran ayetlerine yer yoktu...


... Bir tek hayatı anlayabilmek için bütün dünyayı yutmanız lazım.


... Bir bebek bile kendini  tanımlama sorunuyla  yüzyüzedir.


... Gerçeklik nereden baktığınıza bağlıdır; ne kadar uzaklaşırsanız, geçmiş size o kadar somut ve anlamlı görünür - bugün ise, yaklaştıkça gitgide daha inanılmaz görünmeye başlar.



... Sıcakta en iyi ne yetişir: hayal, mantıksızlık, şehvet.



... İnsanın  kendi fikrini başkalarına kabul ettirmeye çalışması tehlikeli bir şey.



... Geceyarısı çocukları, özgürlük umudunun vücut bulmuş hali olabilirlerdi, işleri bitirilmesi gereken hilkat garibeleri de olabilirlerdi.



... Bir amaç meselesi vardı, fikirlerle nesneler arasında bir savaş.



... Kavgalar başlamıştı ve yetişkin dünyası çocuklarınkine sızmıştı; bencillik, kendini beğenmişlik ve nefret...



... Egzotik gelecek vaatleri bana hep şimdinin hayalkırıklıklarının panzehiri gibi  görünmüştür.



... Düşünce fazlasıyla acı vermeye başladığında eylem en güzel devadır...



... Büyük adamlar hep küçük adamların insafına kalmışlardır zaten.



... Suçluluk karmaşık bir mesele, bir bakıma hepimiz bundan sorumlu değil miyiz? Herkes layık olduğu şekilde yönetilmez mi?



... Siyaset, çocuklar: En iyi tarafından bakıldığında pis bir iştir.



... İyimserlik bir hastalıktır.



... Korkarım kusurların gölgesiyle yaşamak zorundayız.




METİS YAYINLARI

Çeviren: Aslı Biçen
492 Sayfa