HARUKİ MURAKAMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HARUKİ MURAKAMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Şubat 2018 Pazartesi
Okudum Bitti- 11: Koşmasaydım Yazamazdım || Haruki Murakami
Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı severek okuduğum yazarlardan olan Haruki Murakami 'nin Koşmasaydım Yazamazdım kitabı. Severek okuduğum dedim ama henüz sadece fotoğraftaki beş kitabını ve bir de Sputnik Sevgilim'i okuyabildim ama seviyorum. :)
1Q84 hakkındaki fikirlerim burada ,
İmkânsızın Şarkısı burada ,
Zemberek Kuşunun Güncesi burada ,
Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında burada ,
Sputnik Sevgilim burada .
Adından da belli olduğu üzere Murakami koşma aşkını anlatıyor bu kitapta. Öyle böyle değil, esaslı bir koşucuymuş. Koşarken yaşadıklarından, hissettiklerinden bahsediyor. Bir nevi koşu günlüğü gibi olmuş. Değişik zamanlarda, değişik yerlerde aldığı notlardan oluşuyor.
Diğer kitaplarını severek okuduğum Murakami'yi tanımak için güzel bir okuma oldu.
''Her gün bir iki saat hiç kimseyle konuşmadan koşsam da, dört beş saat masa başında sessiz sessiz çalışsam da, bu beni ne bunaltır, ne de canım sıkılır. Gençlik yıllarımdan beri böyle bir eğilimim vardır. Birileriyle bir şey yapmaktansa, tek başıma sessizce kitap okumayı, kendimi vererek müzik dinlemeyi severim. Tek başına olduktan sonra yapacak bir şeyler bulmak konusunda sıkıntım yoktur.''
''Yürekte açılan yaralar, bir insanın bağımsızlığı karşılığında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok doğal bir bedel.''
''Kabul edelim ki hayat temelde adaletsizdir. Burası kesin. Fakat adaletsiz bir yerde olsanız bile, orada bir tür adalet bulabilme olasılığının varlığına inanıyorum. Bu, zaman ve zahmet gerektirebilir. Belki de harcadığınız zaman ve zahmetin boşa gitmesi sonucuyla karşılaşabilirsiniz.''
''Bir roman yazarı için en önemli nitelik, söylemeye gerek bile yok, dehadır.''
''Kaç plağım olduğu sorulduğunda, 'Bir hayli çok gibi, fakat henüz yeterli değil' diye yanıtlayabiliyorum ancak.''
''Eğer bir mezar taşım olacaksa, oraya yazılacak ifadeyi kendim seçebileceksem, şöyle yazılmasını istiyorumm:
Haruki Murakami
1949-20**
Yazar (ve Koşucu),
En azından sonuna kadar yürümedi.
Şu an için beklentim bundan ibaret.''
DOĞAN KİTAP
11. Baskı Şubat 2017
172 Sayfa
17 Ağustos 2016 Çarşamba
Okudum Bitti- 86 : Sputnik Sevgilim || Haruki Murakami
Herkese merhaba. Bu defa arayı çok açmadan yeni kitapla tekrar buradayım. Murakami önceleri tereddüt ettiğim ama okudukça sevdiğim yazarlardan ama uzun süredir kitaplarını almaya da okumaya da fırsatım olmamıştı. Daha önce okuduğum dört kitabını da paylaşmıştım.
1Q84 burada,
İmkansızın Şarkısı burada ,
Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında burada,
Zemberek Kuşunun Güncesi burada .
Sputnik Sevgilim çıkınca, Kitap Ağacı ailesi de Ağustos kitabı olarak seçince, sepete ekledim ve geç de olsa başladım ve bitti. Zaten ince bir kitap. Merakla başladım, bazı ufak detaylar haricinde keyifle okudum ve yine ucu yarım kalmış bir sonla bitirdim. Murakami 'nin standart öğeleri yine sahnedeydi. Çeşitli marka isimleri, mesela arabalar ; müziğe dair keyifli detaylar. Yolculuğun ikinci ve önemli ayağı bir Yunan adasında geçiyor. İşte rahatsız edici detaylar da burada mevcut. Kazıklı Voyvoda gibi Yunanların bir tarafından kazık sokup ağzından çıkaran biz barbar Türkler (!) , adanın tarihi hakkında bilgi veriliyor ayağına sıkça anılmış. Bu ve benzeri saçma detaylar olmasa kitabı çok daha fazla sevebilirdim. Kırdın kalbimi Murakami !
Sputnik , Sovyetler Birliği'nin 1957 yılında uzaya fırlattığı dünyanın ilk yapay uydusunun adı. Rusça kelime anlamı yoldaş, yol arkadaşı demekmiş. Sputnik 'i duymuştum ama kelime anlamını hiç merak etmemiştim. Öğrenmiş oldum.
Kahramanlarımız iki kadın ve bir erkek. Anlatıcı görevi gören ismi anılmayan K. genç, bekar bir ilkokul öğretmeni. Baş rol oyuncumuz ise K. için çok değerli olan Sumire. 22 yaşında , en büyük hayali yazmak olan ve kendisinden epeyce büyük evli bir kadına aşık olan Sumire, roman yazma sevdası için eğitimini bile yarım bırakır. Sumire'nin aşık olduğu Mui , ona iş verir ve beraber iş seyahatlerine çıkarlar. Tatil için gittikleri Yunan adasında umulmadık şeyler olunca, çok katmanlı bir arama süreci başlar.
Üç karakterin de kendi iç dünyalarındaki sorgulamalar eşliğinde, paralel evrene göz kırpıp, olmazsa olmaz aşk ve cinselliğe hafif temas edip, niye bitti şimdi ya dediğim bir kitaptı. O ırkçılığı yapmasa iyiydi. :( Az kalsın unutuyordum kitapta en sevdiğim şeylerden biri de çok güzel benzetmeler vardı.
... 22 yaşının baharında Sumire hayatında ilk defa âşık oldu. Geniş bir ovada dosdoğru ilerleyen bir kasırganın şiddetine eşti bu aşkın yoğunluğu. Arkasında hiçbir şey bırakmıyordu; yolunun üstüne çıkan her şeyi alaşağı ediyor, tutup göğe savuruyor, akıl almaz bir şekilde parçalara ayırıp un ufak ediyordu.
... Mükemmel olmayan yaşamlarımızda boşa harcanmış zamanların da yeri önemli değil midir? Eğer bu mükemmel olmayan yaşamlarımızdan tüm bu boşa harcanmışlıkları çıkaracak olursak, yaşamlarımız mükemmel olmama özelliğini bile yitiriverir.
... ''Bazen çok tatlı olabiliyorsun. Noel, yaz tatili ve yeni doğmuş yavru köpeklerin toplamı gibi.''
... Bu dünyada sınırsız bir tutku duyduğum şeyler sadece kitaplar ve müzikti. Ve doğal olarak da yalnız bir insana dönüşmüştüm.
... Kafede oturan yaşlılar, uzun mesafe görüş yarışı yapar gibi hiç bıkmadan denizi seyrediyorlardı.
... Anlamak dediğimiz, halihazırdaki yanlış anlamalarımızın bütününden başka bir şey değildir.
... '' Tek başına olmak, yağmurlu bir akşam üzeri, geniş bir nehir ağzında dikilip, suların denize dökülüşünü izleyip durmak gibi bir duygu.''
DOĞAN KİTAP
Çeviren: Ali Volkan Erdemir
1. Baskı Temmuz 2016
224 Sayfa
21 Mart 2016 Pazartesi
Okudum Bitti -34 : Zemberek Kuşunun Güncesi || Haruki Murakami
Herkese merhaba. Uzun bir aradan sonra bir Murakami kitabı okumanın mutluluğunu yaşıyorum. Darısı diğer kitaplarının başına.
Daha önce okuduğum Murakami kitapları şunlar:
İmkansızın Şarkısı tık tık ,
1Q84 tık tık,
Sınırın güneyinde Güneşin Batısında tık tık
Severek okudum ama itiraf etmeliyim ilk kırk sayfa biraz sıkıcıydı sonra yavaş yavaş açılmaya başladı. Kahramanımız Toru Okada , sebepsiz daha doğrusu sıkıldığı için çalıştığı hukuk bürosundaki işinden ayrılıp, evde sıradan, durgun bir hayat yaşamaya başlar. Eşi bu durumu dert etmez, Kemal Sunal 'ın bir filmindeki gibi rolleri değişirler, eşi çalışır , kahramanımız yemek ve ev işlerine adar kendini. Başlarda sıkıntı olmasa da altan alta bir şeylerin ters gittiğini hissedersiniz. Bu arada Toru 'nun karısı Kumiko 'nun kedisi Noboru Vataya ortadan kaybolur.
Toru Okada kayıp kediyi aramak için çıktığı mahalle turunda May Kasahara isimli garip kızla tanışır, bir nevi arkadaşlık kurarlar. Kedi bulunmayınca Kumiko 'nun abisi sevimsiz Noboru Vataya (evet kediye onun ismini vermişler) bir medyumla görüşmelerini önerir. Böylece sahneye Malta Kano ve Girit Kano çıkar. Yetmezmiş gibi bir de eskiden tanıdıkları gizemli bir yaşlı adamın (o da medyumumsu) ölümüyle, onun yardımcısı sayılabilecek bir adamla yazışmaya başlarlar. Bu kısımlar da bolca savaş anısına maruz kalacaksınız.
Tüm bu karakterlerle hışımla uğraşırken, olaylar bir yerden sonra fantastik bir boyut kazanır. Ama gayet normal bir sonla biter. Siyasi, kültürel mesajlar, savaş,işkence, psikolojik baskılar, gizemli olaylar... Neler yok ki ? :) Gerçeklikle fantastik öğeler arasında zihinsel antreman niyetinde, bol karakterli ama sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu.
... Bir insan için bir başka insanı derinliğine tanımak olası mıdır? Birini gerçekten tanımak, hem zaman hem de içtenlikle harcanacak çaba ister, ama gene de özüne ne derece yaklaşılabilir ki?
...Hayaller, âdet görme gibidir: gelince gelir. Kapıda karşılayıp, ''Üzgünüm, şimdi işim var, sonra gelin'' diyemezsin.
...Tüm öğeler, iç boyutlu bir yapboz oyununun parçaları gibi, birbirine karışıyordu. Doğrunun ille de gerçek olmadığı ve gerçeğin de tek doğru olmadığı bir yapboz oyunu.
...Dolabı her açışımda, içinde sıra sıra asılı giysileri, bu içi boş kabukları, kaybolmuş bir varlığın tanıklarını görünce, Kumiko'nun yokluğu beni vuruyordu.
...-Nefret, uzun, kara bir gölgedir. Çok zaman, nefret eden kişi bile nereden geldiğini bilemez. İki yanı keskin bir kılıca benzer. Karşınızdakine şiddetle indirirseniz, kendinizi kesersiniz. Bu da ölümcül olabilir.
... -Sonuçları bir yana, erkeğin en güzel niteliklerinden biridir bu, bir insana böylesine tam güvenebilmek...
...- Cesaret ile merak, bilinmeyen bir bahçeye girildiğinde birlikte işler. Kimi zaman merak, gizlenmiş cesareti ortaya çıkarabilir, kışkırtır. Ama bana öyle geliyor ki, merak çabucak yok oluverir de cesaret uzun bir yol almak zorundadır. Merak, birlikte iyi olunan ama güvenilemeyen bir arkadaşa benzer.
...Genç ve derdi başından aşkın insanlar, ihtiyarları çabuk unuturlar.
DOĞAN KİTAP
Çeviren: Nihal Önol
9.Baskı Şubat 2016
744 Sayfa
7 Eylül 2014 Pazar
Okudum Bitti - 110 : İmkânsızın Şarkısı || Haruki Murakami
Herkese merhaba, okuma şenliğinin sonlanmasına sayılı günler kala listemi tamamlama çalışmalarım son hız devam ediyor. Bu defa bitiremeyebilirim. :( İmkânsızın Şarkısı Murakami 'nin okuduğum üçüncü kitabı.
Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında yorumum burada ,
1Q84 yorumum ise şurada .
Kitaplığımda başka Murakami kitabı yok. Aralık ayına, yani doğum günüme kadar kitap almayı planlamıyorum. (Gelmek üzere yolan birkaç siparişim hariç.) Aralık ayında güzel bir indirim denk gelirse ne güzel olur. Zira diğer kitaplarını da okumayı şiddetle istiyorum. İmkânsızın Şarkısını keyifle okudum .
1960 'ların Tokyo'sunda bol müzik içeren bir yolculuk oldu. Watanabe 'nin (37 yaşında) uçak yolculuğunda dinlediği bir şarkı onu gençlik günlerine götürüyor. Böylece biz de onunla beraber gençliğine uzanıyoruz. En yakın arkadaşı Kizuki ve onun çocukluktan beri sevgilisi olan Naoko ile olan çalkantılı, duygu yüklü ilişkilerini, merakla bazen üzülerek okudum. Yaşadıkları bir yıkımla yolları ayrılan ve tesadüfler sonucu kesişen Naoko ve Watanabe imkânsız aşkı, dönemin detaylarıyla renklendirilmiş. Yani bolca üstü kapalı toplumsal, siyasal, kültürel eleştiri de söz konusu. Hafif dozda otobiyografik izler taşıdığına dair, kitabı almadan önce bir şeyler okumuştum. Bu da daha bir keyifli kıldı sanki. Midori 'yi Naoko dan daha çok sevdim, daha çok detay verip sıkmayayım, Sınırın Güneyi Güneşin Batısı 'ndan çok daha güzeldi. İyi ki onu önce okumuşum. Ama favorim 1Q84.
Muhteşem Gatsby ile Büyülü Dağ kitapları ile bolca Beatles şarkısı eşliğinde , eleştirisel bir zeminde, erotizm de içeren keyifli ama mutlu olmayan bir hikaye.
... - Beni hiç unutmayacağın doğru, değil mi? diye kulağıma fısıldadı.
- Seni hiç unutmayacağım. Seni unutmam imkânsız.
... Kitaplarımı tekrar tekrar okuyor ve ara sıra gözlerimi kapatarak, kokularını derin derin içime çekiyordum. Zaten bir kitabın sadece kokusunu duymak ve sayfalarını karıştırmak bile beni mutlu kılıyordu.
... - En çok sabahı seviyorum, dedi Naoko. Sanki her şey yeniden başlıyor. Ama öğleden itibaren , içime hüzün çöküyor. Ve en çok da akşamdan nefret ediyorum. İşte her gün böyle yaşayıp gidiyorum.
... Onu görememek çok zordu, ama düşünüyordum ki eğer o olmasaydı Tokyo 'da yaşamak daha da ağır gelirdi. Sabahları yatağımda onu düşündüğüm içindir ki, zembereğimi kurma ve olağan yaşamımı sürdürme gücünü buluyordum. Bunu yapmayı kendime borçluydum, onun da yaptığı gibi.
... - Kaderinden yakınma. Bunu aptallar yapar.
/ Nagasava
... - Yaşamın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter.
Birkaç kez başımı salladıktan sonra ona baktım.
- Herhalde pek akıllı değilim , çünkü zaman zaman ne demek istediğini anlayamadığım oluyor....
- Bir bisküvi kutusunun içinde , her türlü bisküvi vardır, sevdiklerin de, pek sevmediklerin de , öyle değil mi? Ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. Ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. İnan bana ,yaşam bir bisküvi kutusu gibidir.
- Buna gerçek bir felsefe diyebiliriz galiba...
/ Midori & Watanabe
... Yaşayarak ölümü besliyoruz. Ama bu , gerçeğin sadece bir parçasıydı. .... Gerçeğimiz ne olursa olsun, sevdiğin birini yitirmenin kederi, onulmaz bir şey. Gerçek, içtenlik, güç,tatlılık hiçbir şey acıyı dindiremiyor ...
... Mektuplar , kâğıttan başka bir şey değil, dedim. Yakılsalar bile , yürekte kalması gereken, kalır, ve yakılmayıp saklansalar bile, kalmayan kalmaz.
DOĞAN KİTAP
Çeviren : Nihal Önol
7. Baskı Şubat 2012
352 Sayfa
Filmi tesadüf eseri televizyonda görünce, izlemek istedim ama kitaba haksızlık olacağı için ertelemiştim. Kitabı bitirir bitirmez sıcağı sıcağına izledim. Oldukça etkili, kitaba çok, çok yakın güzel bir filmdi.
22 Aralık 2012 Cumartesi
Okudum Bitti : 112 - 1Q84 - Haruki Murakami
Epeydir okumak istediğim bir kitaptı 1Q84. Sonunda ablam doğum günü hediyesi olarak alınca senelik okuma hedefime de ulaştığım için bekleyen kitaplarıma rağmen torpil yaptım Murakami'ye. :) Bir başka sebep ise Yazar Ayları etkinliği.
İyi yapmışım, kocaman bir kitap olmasına rağmen 11-12 günde okudum bitti. Aslında çok daha kısa zamanda okunacak akıcılıkta ama ağırlığı ve hacmi elvermedi. Ben genelde evdeysem yatıp yuvarlanıp kitap okuyanlardanım ama ne yazık ki bu kitapla pek mümkün olmadı. Resmen bileklerim ağrıdı. O yüzden genelde fotoğrafta görüldüğü gibi bir şeyler eşliğinde (fıstıklı salep) masa başında okudum.
Daha okumaya başlamadan, arka kapağı duygulandırdı bile beni. Ben okuyacağım kitapların yorumlarını, eleştirilerini kitabı okumadan okumam. Heyecanı kaçsın istemem, ya da başkalarının fikirlerinin gölgesi düşsün istemem kitaplara. Özellikle detay veren yorumlardan kaçarım. Aynı şeyleri sizlere yaşatmamak için her zaman yaptığım gibi yüzeysel olarak yorumlayıp kısaca bende bıraktığı etkiyi söyleyeceğim. Bu ikinci Murakami kitabım. Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında 'yı okurken içerdiği erotizm biraz rahatsız etmişti beni. 1Q84'de daha fazla erotik kısım olmasına rağmen rahatsız oldum diyemem, sanırım yazara alışma sürecimi tamamladım. :) Çok severek, merakla okudum.
1256 sayfa, 3 kitaptan oluşuyor (3 ana bölüm gibi ).
Karakterlere eş zamanlı baktığı için kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Bir bölüm daha okuyup bırakayım diye diye bırakamadım elimden çoğu zaman.
Romantik, fantastik bir macera kitabı. :) Sürükleyici.
Murakami çok fazla detay veriyor ama asla rahatsız etmiyor. Öyle güzel tasvirler var ki kitap sizi içine çekiyor adeta. Bahsedilen mekan en ince ayrıntısına kadar gözlerimin önüne geldi çoğu zaman. Bu kitaba olan okuma isteğim sayesinde bu sene ne zamandır okumayı ertelediğim George Orwell'in 1984 isimli kitabını okudum. George Orwell 'in kitabına gönderme olduğunu duymuştum okurken yabancılık çekmeyeyim diye önce Orwell'ı okudum, çok iyi yapmışım. Çok güzel bir şaheseri bunca yıl ertelemişim ayıp bana dedim.
Yani 1Q84 benim için faydalı bir kitap oldu. :)
Belki başka bir kitapta olsa rahatsız olacağım, çok uzatılmış diyeceğim bölümler hiç gözüme batmadı, bazen tekrarlayan kısımlar da oldu, onlar da rahatsız etmedi. Bu kitabı çok ama çok beğendim. 1256 sayfa değil de 5000 sayfa olsa yine okurdum. :)
Bu arada 1Q84 olmasının sebebi ; Japonca' da 9 rakamının kyu (ku) diye telaffuz edilmesiymiş ve de kitapta bulunan bilinmezlerden yani sorulardan dolayı (Question ).
Dediğim gibi ben çok beğendim , tavsiye ederim. Siz de benim gibi önce George Orwell'ı okuyun. Hem çok güzel bir kitap daha okumuş olursunuz hem de yabancılık çekmezsiniz. Bence ilk defa Murakami okuyacaksanız bu kitap kendinden sonraki kitaplar için hiç iyi bir başlangıç olmaz gibi. Beklentimi yükseltti. Diğer kitaplarını da okuyacağım zamanla yazarın ama bakalım bu kadar etkileyici gelecek mi ?
Herkese keyifli okumalar...
28 Eylül 2012 Cuma
Okudum Bitti:83- Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında - Haruki Murakami
İlk Murakami kitabımı okuyup bitirdim sonunda. Dili sade, akıcı ama gel gör ki çok fazla cinsellik içeriyor, erotik dergi okumuş kadar oldum, bu kısmı biraz rahatsız edici olsa da kitapla ilgili fikrim net değil.
Yüzeysel düşünürsem belirsizliklerle geldi geçti, aklımda sorular kaldı.
Kitabı okumadıysanız ve okumayı planlıyorsanız bu paragrafta yazacağım saçma fikirleri okumadan atlamanızı öneririm. :) Kitap bitince ve Şimamoto'nun durumu belli olmayınca buluşmaları ve diğer detaylar Hacime'nin hayali mi acaba, dedim. Her durumda mantık aranmaz ama Hacime'nin durumuna bakınca uzun, mutsuz, belirsiz, özlem dolu yıllar... Sonradan şans eseri parayı bulunca, eee iyi de bir evliliği olunca boşluğa düşmüştür.
Belki mutlu olması için her şeyi varken mutsuzluğunun sebebinin geçmişe ve Şimamoto'ya olan özlemi olduğu için kendini ve onu öldürmeyi planlayan Hacime'dir. Yazlıktan dönerken intihar edip ölmeyi planlayan bir şizofren haline getirdim adamcağızı. :)
Sonuç olarak çok çok beğendim diyemeyeceğim ama oldukça fazla olumsuz yorum duyduğum için beklentimi çok düşük tutmuştum, bu da hayalkırıklığına uğrama riskimi azalttı.Yani okudum pişman değilim:)
Arka kapak yazısına bakalım ;
'Okuru kıskıvrak yakalayan,akıllardan çıkmayacak bir eser'
The Newyork Observer
Tokyonun varlıklı bir mahallelerinden birinde, sıradan ve sorunsuz gibi görünen bir hayat süren Hacime, hiçbir zaman sahip olduklarından daha fazlasını istememiştir. İyi bir evliliği,iki kızı vardır.Savaş sonrası yıllarda şansı yüzüne gülmüş, şehirde iki caz kulübünün sahibi olarak kıskanılacak bir kariyere sahip olmuştur. Yine de, hayatı ve kariyeriyle ilgili, sinsi bir yetersizlik duygusuna kapılmaktan kendini alamaz. İlk gençliğinde âşık olduğu, akıllı, ancak tuhaf bir yalnızlık duygusu uyandıran güzel Şimamoto'nun anısı, kalbini gölgelemektedir.
Yağmurlu bir gecede, eskisinden çok daha güzel ve etkileyici görünen Şimamoto tekrar karşısına çıkar.
Hacime artık gerçek anlamda bir dönüm noktasında olduğundan emindir.
Kitaplığımda beni bekleyen bir tane daha Murakami kitabım var. İlerleyen günlerde onu da okurum ve umarım 1Q84'ü de okuma şansım olur.:) Herkese keyifli okumalar... Bu arada kitaplarla poz veren mankenim çok yakışıklı değil mi?:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











