29 Mart 2017 Çarşamba

Okudum Bitti-40: Ölüm Defteri || Kevin Brooks




         Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yine bir GO! Kitap güzeli : Ölüm Defteri. 


     Grip ve migren izin verseydi bir oturuşta biterdi ama öyle olmadı. Neyse ki şu an her iki sevimsiz durumdan da kurtuldum. Kitap gayet merak uyandırıcı, etkileyici ve hızlı okunacak cinsten.

    Linus bir süredir sokaklarda yaşayan 16 yaşında bir genç. Babası oldukça varlıklı ama o evden kaçıp türlü zorluklarla boğuşarak orada burada yatıp kalmayı tercih etmiş durumda. Bir gün görme engelli gibi davranan bir adama yardım etmeye çalışır ve kendine geldiğinde kaçırılmış ve hapsedilmiş olduğunu fark eder.


                        



   Tam da bu çizimdeki gibi bir kapalı alandadır. Uyandığında tek başınadır ama bulunduğu yerdeki her şey 6 kişi için hazırlanmıştır. Neden kaçırıldığını, kimin kaçırdığını elbette bilmiyordur. Bir süre sonra diğer kurbanlar da gönderilmeye başlanır. Gönderilmek dedim çünkü uzaktan çalıştırılan bir asansör ile baygın ya da yarı baygın ve bağlı halde 5 kişi daha gelir ve kadro tamamlanmış olur. Bir kadın, küçük bir kız çocuğu, yaşlı bir adam, müptela ve oldukça iri yarı bir tip ve kendini beğenmiş şişman bir adam. 

    6 kişinin hayatta kalmak için kurallara uymaları gerekir ama nereye kadar? 
Hepsinin kullanmaları için baş uçlarında birer siyah deri kapaklı defter ve kalem de vardır. Bizim okuduklarımız bu deftere Linus 'un yazdıklarıdır. Arada yukarıdaki fotoğrafta benim de benzerini yaptığım gibi çizimler de var. 

    Sürekli kameralarla gözetlendikleri kapalı bir alanda olmaları beni bile gerdi. Banyo ve tuvalette bile kamera var. O yaşanan belirsizlik zaten resmen ruh emici. Testere filmi gibi, okurken de geren, bitirip düşününce de geren cinstendi. Neredeyse bahsedilen tatları,kokuları alacaktım. 
Devamı olup olmadığını bilmiyorum ama olmalı gibi.



... Kör adam nerede?
Kim bu adam?
Ne istiyor?
Bana ne yapacak?
Ben ne yapacağım?
Bilmiyorum.



... Hiçbir anlamı yok. Bir neden yok.
Kaçırılma olayı değil.
Öyleyse bunun anlamı...
Ne?


... Umursanmamak çok zor.
Seni ağlatmaya yetecek kadar zor.


... Tüm bildiğim bugün günlerden çarşamba da olabilir, pazartesi de perşembe de. Ama dediğim gibi bunun ne önemi var? Pazartesi, salı, çarşamba... Bunlar yalnızca birer kelime, gerçekte hiçbir anlamları yok. Burada yalnızca burası var. Bir gün yalnızca bir gün. Zaman ise şimdiki zaman. Bu kadar.


... Korku bir amaca hizmet eder.
    Yalnızca ürkütücü filmler izlemek veya lunapark trenlerine binmek için orada değildir. Orada olmasının bir nedeni vardır.
  Bizi hayatta tutar.




GO! KİTAP

Çeviren: Hilal Dikmen
297 Sayfa
2017



27 Mart 2017 Pazartesi

Okudum Bitti- 39: Dokunmadan || Nermin Yıldırım




        Kitap seven herkese merhaba. Hep Kitap 'tan okuduğum ilk kitap. Nermin Yıldırım 'ın da okuduğum ilk kitabı. Daha önce sanırım Unutma Dersleri kitabını almayı düşünüp ertelemiştim. Alınacaklar listesi Çin Seddi uzunluğuna yaklaşınca da unuttum. 

        Son kitabı Dokunmadan elime geçer geçmez başladım ve hemencecik bitti. Niye kendimi yazarın kaleminden mahrum etmişim diye üzüldüm. Çok güzeldi. Hem eğlenceli hem zarif bir anlatımı var yazarın. 

    Dokunmadan, yirmi dokuz yaşındaki Adalet 'in geçmişiyle yüzleşmek için yaptığı bir yolculuğun hikayesi. Ölümcül bir hastalıkla mücadele ederken, yaptıklarından belki biraz da yapamadıklarından kendini suçlar. İlk günahını bulmak için düşünür düşünür ve çocukluğunda yaptığı bir hata yüzünden kötü şeylerin başladığına karar verir. Çocukken komşu apartmanın kapıcısının gariban oğlu Mahsun'un sahip olduğu tek oyuncağı , tek gözlü ayısı Muhlise 'yi elinden alır. Yıllar sonra bunun vicdan azabıyla Mahsun'u  bulmak için yollara düşer. Yanında da biricik arkadaşı Hülya ile. Bu yolculuk da Hızır gibi imdadına yetişen Sadi Seber de onlara eşlik eder.

       Ben de onlarla beraber heyecanlanıp, üzülüp, hayal kırıklığına uğradım, tebessüm ettim. Acaba ne olacak, ya ben bir şeyler tahmin etmiştim de tam olarak böyle değildi diye bitiriverdim. Benden sonra annem de okuyup bitirdi, o da çok sevdi.  Nermin Yıldırım okumaya devam edeceğiz. Bu arada bölüm başlarında da çok hoş alıntılar var.






... Yaşamaya çalışmak; biz ölümlülerin ekseriyetle yaptığı bu.


... Yaşarken hayatı sevdiğimden haberim yoktu. Bir ayağımın çukurda olduğunu öğrenince anladım, meğer seviyormuşum. Ya da ne bileyim, biraz daha vaktim olsaymış sevecekmişim. Hani sanki tam ben sevecek gibi olmuşum da öleceğim tutmuş.


...Kaçamayacağınızı anladığınız gerçekler karşısında sarıldığınız bayrak bu, teslimiyet bayrağı. Damarlarınızı umut zehrinden arındırmışsanız, o bayrağın altında az da olsa teselli bulabiliyorsunuz.


... Günahkâr Adem'in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin isimlerini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayallerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşamamak nasıl aşka teşvik ederse, vuslat da günü geldiğinde unutmaya azmettirir.



... O zamanlar kendimi sevilmeyen, istenmeyen biri gibi hissediyordum. Sanırım hâlâ biraz öyle hissediyorum.
   Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor. Bazı yaralar hiç kapanmıyor. Bazı eller bazı saçları okşamayınca, bu minicik aptal, önemsiz şey yaşanmayınca, bazı hayatlar geri dönüşsüz biçimde tarumar oluyor. Belki siz bunu bilmiyorsunuz. Umarım hiç öğrenmezsiniz. Bazı durumlarda sadece bilmeyenler yaşamayı beceriyor. Hayatta kalmak yaşamayı becermekle aynı şey değil.



... Geçmişe özlem duymak, asla dolmayacak boşlukların, kovuklarını belli etmek ister gibi zonklamasına neden olsa da, bir yanıyla bana hep iyi gelirdi. Vaktiyle var olmuş bir yokun nazikçe kendini anımsatmasıydı neticede bu sızı. Özlenmeye hak kazanacak denli mutlu etmiş bir lütuftan geriye kalana, sızı bile olsa, teselli diye bakardım.



... Yakınlaşmak için ve uzaklaşmak pahasına tanışıyorduk işte. Sonunda ölmek için yaşayan herkes gibi.



... ''Herkes kendininkini tekmiş gibi yaşasa da aslında bütün aşklar, hatta bütün âşıklar birbirine benziyor, biliyor musun?'' diye umursamadan devam etti Sadi Seber. ''Gelecek mi, arayacak mı hezeyanları, her kapı sesinde, telefon zilinde kalbinin yerinden fırlaması, bütün şarkıların sana onu hatırlatması, uykusuz geceler... Sadece aşıkların bildiği şeyler var hayatta. Mesela adının harflerinden hangi kelimelerin yazılabileceğini insan kendi bile bilmez, ona âşık olan bilir. Ne zaman nerede ne giymişti, boynunu hangi açıyla nereye çevirmişti, ayaklarını yere nasıl basmıştı... Onun bulunduğu şehirde şimdi hava kaç derece, meteoroloji haftalık tahmini nasıl veriyor, arkadaşları efendi tipler mi, içlerinden bazıları ona baygın mı bakıyor... Yıldızlar ne zaman yanar, şafak ne vakit söner, sokak lambaları saat kaçta söner...''



... Dışarısı çirkinleştikçe, bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış, ne de dışarı çıkabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle.



... Zamana ve sancıya dayanmanın en basit yolu, sonunda muhakkak geçeceğini unutmamak. Evet, her şey geçiyor. Sevmek bile, acı çekmek bile, kanamak bile, yaşamak bile, dünya bile, azalmayı dahi beklemeden bitiveriyor. Ağrı diniyor.






HEP KİTAP

1. Baskı Mart 2017
316 Sayfa



23 Mart 2017 Perşembe

Okudum Bitti-38: Kâhya ve Klara || Patrick Dewitt




        Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı  bol ödüllü , henüz okumadığım Sisters Kardeşler kitabının yazarı Patrick Dewitt 'in son kitabı Kâhya ve Klara. 

       Öncelikle kapağına bayıldığımı söyleyerek başlamak istiyorum. Kadife gibi dokulu. Okşama isteği uyandırıyor. :) Yazarı ilk defa okuyacak olmanın heyecanıyla başladım ve yine çok kısa sürede severek okuyup bitirdim. 

       Bury köyünde annesiyle yaşayan Lucien papazın yardımıyla epey uzaklardan bir iş teklifi alır. Von Aux Şatosu 'nda kahya yardımcılığı yapmak üzere yola çıkar. Yolculuğuna başlamadan ona üzülmeme, hatta sevmeme sebep olacak bir talihsizlik yaşar. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmaz. Hoş yalan söylediği için kızmak mümkün değil ona.  Yani kısaca kitap daha başlar başlamaz Lucy'i çok sevdim. 


        Yeni hayatına adım atmak için çıktığı yolculukta önce hırsızlarla, sonra garip silahlı birliklerle ve en nihayetinde Kâhya olan Bay Olderglough ile tanışır. Şato deseniz tam bir gotik harabe. Baron ortalarda yok, Barones zaten terk-i diyar eylemiş. Aşçı olarak çalışan Agnes 'in yemekleri berbat. Kendinden önce aynı işi yapan adam gizemli bir şekilde ölmüştür. Koca Delik 'e atlayarak intihar ettiği söyleniyor ama muamma. Koca Delik de neyin nesi mi ? O kadarını okuyunca görün, absürd gelişmelere hazır olun. 


 '' Büyük Budapeşte Oteli ve Alice Harikalar Diyarı'nda yı düşünün, kabaca doğru yoldasınız. Yetişkinler için Kafkaesk bir peri masalı... tuhaf biçimde komik.'' * TIMES

    İşte tam da arka kapak da dediği gibi.

    Ve en önemlisi Lucy Klara ile tanışır. Hırsız Memel 'in kızı Klara. Çetrefilli bir aşk, neredeyse ölümüne bir aşk bekliyor sizi. 

    İlk iş tecrübesinde tanık olduğu ilginç ötesi eğlenceler, gizemli intihar, cinayetler, hırsızlıklar... Dolu dolu şaşırtıcı bir kitap yazmış. Bazı sahneleriyle aklıma kazınan bir kitap oldu. :)







... ''Keşke'ler hayal kırıklığının geçmiş zamanıdır...''



... Bir insanın, bir başkasının utancıyla ilgili yorum yapmasından daha acımasızca bir şey olabilir miydi?



...''Nasıl gidiyor Myron?''
    ''Eh, yuvarlanıp gidiyorum işte efendim.''
    ''Hep aynı mı?''
    ''Hayatın hengamesi.''
    ''Melankoli ne durumda, sorabilir miyim?''
    ''İnatçı ve ısrarcı, maalesef.''
    ''Keşke mütevazı saadet de böyle azimli olsaydı ha?''
    ''Çok doğru dediniz efendim.''





DOMİNGO YAYINLARI

Çeviren: Kıvanç Güney
1. Baskı Mart 2017
386 Sayfa


Okudum Bitti-37 : Dönüş Yok || Aslıhan Yayla




        Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı sosyal medyadan aşina olduğum bir ismin, Aslıhan Yayla 'nın kitabı Dönüş Yok.

      Bu ay içinde Türk yazarlara ağırlık vermeye karar verdiğim için, elime geçince  ilk yarım kitabımı bitirir bitirmez başladım ve bir oturuşta okuyup bitirdim. Bolca karşılıklı konuşma, aralarda da günlüğe alınmış iç döküşlerle bezeli akıcı bir kitap olmuş. Aslında biraz daha detaylandırılabilirdi, çabucak bitti. Bir de kitapta biraz yazım hataları vardı. Onun dışında çiçeği burnunda yazarımızın anlatımını sevdim. Umarım başka kitaplarını da okumak nasip olur. 


        Öykü kardeşini öldürme suçundan hüküm giyer. Güvendiği , sevdiği herkesin ihanetiyle sarsılır. Hapis yattığı uzun yıllar boyunca sıkı intikam planları yapar. Ve onun özgürlüğü düşmanları için hiç de iyi olmaz. Ne yapacak, nasıl yapacak derken, biraz daha okuyayım bırakır yatarım diye diye bitirdim. Biraz dediğim gibi hızlı geçilmişti ama acımasız bir intikam filmi tadındaydı. Hak vermedim dersem yalan olur.

     Biraz Kill Bill biraz Punisher (Cezalandırıcı) eser miktar da  ve Yakışıklı Johnny tadındaydı. 





... Düşmanını seçemezsin. Ve beklemediğin bir anda yapılan saldırıya karşı koyamazsın. Bir söz var bununla ilişkili. Mario Puzo'nun kitabından ama aslen bir Çin atasözü olarak tarihe geçmiş bir cümle! 
''Dostuna yakın ol ama düşmanına daha yakın.''
  Bu benim hayat felsefem. Bu cümlenin her bir kelimesinin hakkını vereceğim.



...Artık beni yaralayabilecek hiçbir şey kalmadı.



... Ben bir yaşayan ölüyüm sadece hareket ediyor, yemek yiyor, uyuyup insan öldürüyorum. İntikam beni yaşatan tek şey!



... Çekmeyen insan bilemez senin ne yaşadığını... Dost bildiklerin sırtında bir yara açar ve o yaraya dokunabilmeye onu iyileştirebilmeye ne kadar çabalasan da o yara da ha çok kana bürünür. İhanet sizce nedir? Tolkien'ın bir sözü var aklımda dönüp dolaşan... Der ki, ''Yol karardığında elveda diyen kişi haindir!''




MARTI YAYINLARI

1. Baskı Mart 2017
272 Sayfa



21 Mart 2017 Salı

Okudum Bitti- 36: Yediler'in Efsanesi Üç Kapı || Korhan Cankur




             Kitap seven herkese merhaba. Okunmuş kitap kulem hızla yükselişe geçince artık tembelliği uzatmamaya karar verdim. Kışa veda partisi olarak uzun soluklu gribin pençesinde ve migrenli olunca , tembelliğim hoş görülebilir, değil mi ama ? :) 


     Bu ay İnstagram üzerinden #martayındaTürkyazarokuyorum etkinliğine katıldım. Maksat okunmamış kitaplarımı sevindirmek. Hal böyle olunca , daha önce hiç okumadığım yazarlara öncelik vermek istedim. Hem de fantastik bir kitap olunca daha da merak ederek başladım Yediler 'in Efsanesi Üç Kapı kitabına. Şaşırtıcı derecede sevdim. Beklentimin çok üstünde çıktı. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum hatta. 

          Koruyucu Kavim adlı gizli teşkilatın lideri Darius Bratt öncülüğünde seçilen 7 kişi (Marty Wright, Tore Tocchet, Gisela Lasson, Kisho Matsuo, Eloi Regnault, Florina Robben ve Atilla Tunç)  sıkı bir eğitime tabi tutulur. Uzun ve zorlu eğitimlerinin sonunda gizli bir görev için Türkiye 'ye gelirler. Bir efsaneyi araştırmak için en fazla yirmi dört saat süreceğini düşündükleri bir yolculuğa başlarlar. Sırlarla dolu mağarada yolculukları öyle umdukları gibi kısa ve kolay olmaz. 

         Uzun uzadıya anlatıp heyecanını kaçırmak istemiyorum. Firavun Büyücüleri 'nin Musa Peygamber'e karşı yenilgilerini fırsat bilen bir grup büyücüden başlıyor olaylar, düşünün artık. Arka kapak yazısını bile okumadan başladım kitaba ben. Bu tarz konuları işleyen filmleri severek izlerim , hatta bu kitaptan uyarlama bir film olsa ne hoş olurdu. Heyecanlı, keyifli, sürprizli... Ben çok sevdim.





... Darius Bratt ile vedalaşırken basit bir mağaranın içine girdiklerini düşünüyordu. Ama mağaranın içinde mağaralar, galeriler, tüneller, geçitler ve hatta dağların bulunabileceği aklının almayacağı şeylerdi.



... Nasıl bir yerdeydiler? Yeşil yaratıklar, Mounalar, ateşten bir adam...



... ''Aşağıda Algonlar var, Muhafızlar var, Gardiyan, Golmar ve ismi hatrıma gelmeyen bir sürü değişik yaratık var. Hepsinin de ortak derdi biziz. Orada korkunç bir savaş sürüp gidiyor...''




MİNVAL YAYINLARI

1. Baskı Haziran 2016
430 Sayfa


Kitap Alışverişi : Odakitap.com




                Hediye kitap almam gerekince şöyle bir bakındım alacağım kitaplar en ucuz nerede diye. :) Daha önce kullandığım ve memnun kaldığım sitelerden bile daha uygun olunca Odakitap 'ı bir denemek istedim. 



             Hem hızlı geldi hem de hasarsız. Ayraçları da kedicikli daha ne olsun? :) Sadece Uzun Geceler sararmıştı biraz. O da on senelik bir kitap ve kendilerinden kaynaklı (yayınevi) çok kaliteli bir kağıda sahip olmadığı için, normal. 




    Bu alışverişi yapalı biraz oldu. Hatta kitapların ikisini okudum. Hediye olanları gönderdim. Evet hediyelerden birini de okudum. :) 

Bir Çöküşün Öyküsü yazısı için tık tık

Hikayem Paramparça yazısı için tık tık.  


  Son zamanlarda hep tek tük kitaplar aldığım için ve genelde değişik yerlerden aldığım için pek alışveriş yazısı paylaşmamıştım. Odakitap 'tan çok memnun kaldım. Alışverişlerim devam edecek. 

  Bol okumalı, keyifli günler dilerim.





13 Mart 2017 Pazartesi

Okudum Bitti-35: Ölüm Çiçekleri || Julia Heaberlin





     Kitap seven herkese merhaba. Benim okunmuş kitaplarım yine birikmeye başladı. Bu ay okuma olarak da çok verimli geçmiyor. Geçen ayın yarısı kadar bile okuyamayacağım sanırım ama olsun. Bloga yazılmayı bekleyenler de beşi geçince eyvah diye bir uçtan başlıyorum. Bahar tembelliği ya da depresyonu mu desem, bilemedim. :) 


     Ölüm Çiçekleri 'ni severek merakla okudum. Psikolojik gerilim kitabı, öyle kan donduran dehşet yok ama şaşırtıcı. Beklenmedik şeylere hazır olun. Kitap çift zamanlı ilerliyor. Böyle hem geçmişte hem günümüzdeki olayların işlendiği kitapları severek okuyorum zaten. Hem hızlı hem keyifli bir okuma oluyor.



          Tessa on altı yaşındayken bir seri katil tarafından kaçırılır ve bu azılı katilin elinden kurtulan tek kişi olur. Olay epey ses getirir ve medya sayesinde Tessa, Güneş Şapkası Çiçeği olarak anılır. Dava görülür ve şüpheli hapse atılır ama yıllar boyunca Tessa'nın içi rahat etmez. Aklında bazı şüpheler vardır.  

         Şimdiki zamanların anlatıldığı kısımlarda Tessa otuz altı yaşındadır ve yıllardır, onun tanıklığı ile hapiste olan kişinin idam gününe çok az bir zaman kalmıştır. Gerçeğe ulaşması için sayılı günleri kalan Tessa ile beraber ben de gerildim. Zor günlerinde yanında olan tek arkadaşı Lydia 'nın başına neler geldiğini merak ettim en çok. Yıllar sonra bile katili hatırlatan mesajlarla gerildim. Acaba, acaba diye diye bitirdim kitabı. :) 

          




... Beni sekiz yüz kilometrelik bir yarıçapta herkes tanıyordu. Ben, 10. Otoyol'un ilerisinde bir zamanlar boğularak öldürülmüş bir üniversite öğrencisi ve bir öbek insan kemiğiyle birlikte Jenkins ailesinin arazisinin yakınlarındaki terk edilmiş bir tarlaya bırakılan kızdım.


... ''Anılar gübre gibi değildir,'' demişti doktor beni masasına götürürken. Çürümezler.


... Ben bir masaldaki kadın kahraman değildim, asla da olmayacaktım. Gerçi masallardaki kadın kahramanlar da ilk başta kurban konumunda oluyorlardı. Pamuk Prenses zehirleniyordu. Kül Kedisi eve hapsoluyordu. Rapunzelkilit altına vuruluyordu. Tessie de kemiklerle birlikte bir tarlaya atılıyordu.
    Bir canavarın çarpık fantezisiydi.



... Ah, cehennem bile bir el aynasından var edilebilir. Tek bir bezelye tanesinden. Tek gözlü bir çiçekten.




KORİDOR YAYINLARI

Çeviren: Belgin Selen Haktanır
1. Baskı 2017
421 Sayfa


9 Mart 2017 Perşembe

Okudum Bitti-34: The 100 İsyan || Kass Morgan



 
         Kitap seven herkese merhaba. The 100 serisinin dördüncü kitabına geldi sıra. Özlemişim severek, yine bir solukta okudum.

Serinin diğer kitapları için:

The 100 tık tık
The 100 21. Gün tık tık
The 100 Eve Dönüş tık tık. 


     Seriye başlamadıysanız, ya da diziyi izlemediyseniz buradan sonrasını ne olur ne olmaz diye okumayın bence. Genel olarak seriyi de bu kitabı da çok sevdiğimi bilin yeter. :) Ama diziyi izledim sayılmaz henüz. :) Bir gün elbet izleyeceğim.

       Meşhur 100 ekibimizle, onlara katılan Koloniciler ve Dünyalılar mutlu mesut yaşayıp, her şeyi düzene oturtmaya başlamışlardır. Yeni düzen, yeni meclis, yeni liderler... Birlikte ilk bayramlarını kutlamaya hazırlanırlarken saldırıya uğrarlar. Beklenmedik yeni düşman, gafil avlar. Birçok insan öldürülür,  Wells, Octavia ve Glass gibi bazıları da kaçırılır. Bellamy ve Clarke karma bir grupla onların peşine düşerler. 

       Yeni düşmanları oldukça güçlü ve tehlikelidir. Üstelik saldırdıkları yerleri yağmaladıkları için birçok silaha, gıda maddesine de sahipler. Dini bir topluluk gibiler. Amaçlarının gezegeni kurtarmak, iyileştirmek olduğunu söyleseler de hiç de öyle olmadığını göreceksiniz. 

     Kitabın adından da belli olacağı özgürlüklerine kavuşmak istiyorlarsa İSYAN etmeleri, birbirlerine güvenmeleri gerekmektedir. 


   Hemen bitti ama, üzüldüm. :) Keşke devamı gelse. 





... İnsanlar çığlık çığlığa kaçıp yerlere düşerken Bellamy 'nin kafasında iki düşünce belirdi:

Bu gerçek olamaz.
Bir de... Biliyordum.

Dünya'da asla huzur bulamayacaklardı.



... Clarke, hava almak için revirden dışarı adım atarken kendini yıkıma hazırlamaya çalıştı ama karşısındaki sahne yine de karın boşluğuna atılan bir tekme etkisi yarattı. Muhafız kulesinden başka, yeni inşa edilmiş kulübelerin yarısından çoğu yerle bir edilmişti. Açıklığın dört bir yanında yanmış tahta ve ezilmiş metal parçaları, paçavralar, birkaç saat öncesine kadar da cesetler vardı.



... Yaşadıkları onca şeyden sonra, atlattıkları onca badireden sonra, savaşmadan yenilmeyeceklerdi.



... Aile, uğruna savaştığın insanlardır. Aile, onlarsız yaşayamayacağın insanlardır. 



... ''Kötü adamlar kendilerini hep kahraman sanırlar,'' dedi Rhodes gergin, hüzünlü bir gülümsemeyle.





GO! KİTAP

Çeviren: Selen Ak
286 Sayfa
2017



7 Mart 2017 Salı

Okudum Bitti-33 : Anna Karenina || Lev Tolstoy




               Kitap seven herkese merhaba. Geçen sene Dostoyevski külliyatını tamamlar Tolstoy 'a  tekrar başlarım diyordum. Diyordum ama yalan oldu. Ecinniler beni zorlayınca Delikanlı 'ya hiç başlayamadım. Bakalım bu sene Dostoyevski okuyabilecek miyim? Madem dostum Dosto 'yu askıya aldım, Tolstoy okuyayım arada dedim ve ne zamandır kitaplığımda yatışta olan Anna Karenina 'yı seçtim. Tam metin, çağdaş çeviri olması da seçimimi kolaylaştırdı.

           Martı Yayınları 'nın World Romance Classics serisinden birkaç kitabım var. Hepsi olsa fena olmazdı. Çeviri konusunda okurken epey soru aldım beni rahatsız eden bir şey olmadı. Okuma bütünlüğüme zarar verecek bir şey yoktu yani. Severek okudum. 940 sayfa, isimlerinin uzunluğuna ya da tuhaf kısaltılıyor olmalarına rağmen hiç sıkılmadan okudum ki Rus edebiyatında isimler konusunda dertliyim. :) Biraz bilek gücü istiyor, Benim gibi yatarak okumayı seviyorsanız ağır gelebilir. Oturmakta fayda var. :)


        Kitabı uzun uzun anlatmayacağım . Mutlaka okuyun. Anna Karenina asla sadece bir aşk romanı değil. Döneminin hem de hem zengin kesiminin hem de köylülerinin yaşantısını anlatan dolu dolu bir kitap. Benim kitabı bu ara okumama sebep Kirpinin Zarafeti kitabı oldu. Yazısı için tık tık.  Levin ve Kiti 'yi (tamam özellikle Levin'i) çok sevdim. Zaten Tolstoy Levin 'de biraz biraz kendisini anlatmış bize. 

    Şahane bir cümle ile başlıyor kitap:

'' Mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz ailelerin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.''



     Birçok karakter var kitapta. Hepsinin hayatlarına, iç dünyalarına değinilmiş. Özellikle kadın karakterlerin bu denli gerçekçi, etkileyici anlatılmış olmasına ayrıca hayran kaldım. 

      Bir de okurken dikkatimi çeken bir şey oldu : Kurgu da olsa Rusya'da Kocasını aldatan ne kadar çok kadın varmış. Anna 'nın kocası bir sayfa da kendi dahil sekiz, dokuz kişi saydı. 

     Ve daha da acı olan yaşanan yasak aşkın erkek için bir aşağılayıcı etkisi olmazken kadına 'kötü, düşmüş' gözüyle bakılması. Ne acı. Ayıpsa, yasaksa herkese öyle. Gerçi çoğunluğun Müslüman olduğu ülkemizde de sanki kadına günah, erkeğe değilmiş gibi davranılmıyor mu? Neyse uzatmayayım. 


       Anna Karenina unutulmaz kadın karakterlerden. En az bir kere okunması gerek. Filmi de henüz izlemedim. Bu hafta izlemeyi planlıyorum. Bol okumalı bir hafta olsun.







... Levin aşıktı ve Kiti'yi her yönden kusursuz bulduğu için onu her türlü dünyevi varlıktan üstün görüyordu. 


... Yüreğini sıkıştıran sevinç ve korku onun orada olduğunu gösteriyordu. Pistin karşı tarafındaki bir kadınla konuşuyordu. Ne elbisesinde ne de tavırlarında göze batan bir çekicilik vardı. Ama Levin için o kalabalık içinde onu fark etmek, ısırgan otlarının arasındaki gülü fark etmek kadar kolay olmuştu. Çevresindeki her şeyi aydınlatıyordu.



... Sanki kız güneşin ta kendiymiş gibi bir süre ona bakmaktan kaçınarak, ama bakmadan da güneşin varlığını hisseden insanlar gibi onun varlığını hissederek yürüdü.


... ''Medeniyetin  amacı da bu değil midir? Her şeyi bir eğlenceye dönüştürmek değil midir?

''Şey, amaçladığı buysa ben hayatıma bir yabani olarak devametmeyi yeğlerim.'' 


''Yabanisin zaten. Siz Levinler, hepiniz yabanisiniz.''





... ''Zaten mutluluk bir nevi delilik gibi bir şey. ''


... Anna ile Vronski pusulalarına bakıp yanlış yola gittiklerini anlayan ama bunun önüne geçemeyen iki yolcu gibiydi.




... ''Ancak onurlu  bir erkek ve onurlu bir kadın hakarete uğrar, hırsıza hırsız olduğunu söylemek sadece gerçeğin onaylanmasıdır.''


... ''Ne olmuş yani, ölümü düşünmeyi bırakmadım hâlâ,'' dedi Levin. ''Doğrusunu istersen ölmeyi çok isterdim, gerisi boş. Gerçeği söylüyorum. Evet, fikirlerime ve işime oldukça değer veriyorum, ama bir düşün; şu bizim dünyamız küçük bir gezegen, evren üzerinde bir küf lekesi kadar. Halbuki biz çok büyük şeyler elde edebileceğimizi düşünüyoruz; fikirler, işler... Ama hepsi aslında toz ve kül kadar.''


...Aile hayatında her türlü zorluğun altından kalkabilmek için eşler arasında ya tam bir uyuşmazlık ya da sevgiye dayalı bir ahenk olması gerekir. Fakat eşler arasındaki ilişkinin temeli belirsiz ve bu iki koşuldan hiçbiri geçerli değilse, hiçbir sorunun altından kalkamazlar.



... Aşkın bittiği yerde nefret başlıyor.



... ''İyiliğin nedenleri varsa o, iyilik olmaktan çıkıyor. Sonuçları, yani ödülü varsa o zaman da iyilik olmaktan çıkıyor. Böylece iyilik dediğimiz şeyin neden sonuç zincirinin dışında kaldığını görüyoruz. ''





MARTI YAYINLARI

Çeviren: Zeynep Yeşiltuna
Şubat 2015
940 Sayfa





4 Mart 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 32: Haşırt Di Bilekbord - Zafer Algöz




      Kitap seven herkese merhaba. Gecenin kitabı çıkacağını duyduğumdan beri heyecanla beklediğim Haşırt Di Bilekbord. Zafer Algöz 'ü çok çok seviyorum. Bildiğiniz hayranıyım, hastasıyım. :) Kitabı İnkılap Kitabevi 'nin kendi sitesinden imzalı aldım ama keşke adıma imzalı olsaydı. Olsun bu da yeter bu faniyi mutlu etmeye. Buraya tıklayarak siz de imzalı satın alabilirsiniz. Alın bence. :)

     Kitabı alır almaz, benim elimde yarım bir kitap olduğu için annem başladı. Çok sevdi. Epey bir kahkahalar eşliğinde okudu. Ben de daha fazla bekletmeden başladım ve bir oturuşta bitirdim. Çünkü bırakamadım. Keşke daha çok yazsaydı, bitmeseydi dedim. Siz bakmayın benim aşırı BEŞİKTAŞLI fotoğrafıma, kitap Beşiktaş ile ilgili değil. :) 


        Unutulmayacak anılarla dolu kitap. Hatta kitap okumayan arkadaşlarımdan ikisine birer tane anlattım bile.  Kimler kimler yok ki kitapta: Öztürk Serengil, Müşfik Kenter, Santana, Erkan Can, Kemal Sunal, Nur Subaşı, Cem Yılmaz ve daha bir sürü harika insan. Şimdi birkaç alıntı paylaşayım diye kitabı elime alınca bile tekrar güldüm. Alıntıdan da vazgeçtim. Her sayfasını severek okudum. Alın okuyun bence. 

       Bu sene okuduğum en tatlı kitap oldu şimdiden ve sene sonunda da aynı şeyi söyleyeceğimi garanti ediyorum. Bolca güldüm, yer yer hüzünlendim.  Bu kitabı mutlaka okuyun. Çok seveceksiniz.







İNKILÂP KİTABEVİ
2017
224 Sayfa