EMRAH SERBES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EMRAH SERBES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2017 Perşembe

Okudum Bitti- 30: Hikâyem Paramparça || Emrah Serbes






               Kitap seven herkese merhaba. Okuduğum üçüncü Emrah Serbes kitabı Hikâyem Paramparça oldu. Yeğenimin Deliduman 'ı tam benlik bulup, mutlaka oku demesiyle başladı Emrah Serbes maceram. Kitabını yalnız göndermeyeyim diye Müptezeller 'i aldım, okudum. Sonra da hazır gönderecekken doğum günü hediyesi olarak da birkaç kitap ekleyeyim dedim ve Hikâyem Paramparça'yı aldım. Hazır almışken de yaşanmışlık katmak için okuyayım dedim. :)) 


          Kitaptaki yazıların çoğu, yazarın 'Afili Filintalar' blogunda yazdığı yazılardan seçilmiş, düzenlenmiş. Bir kısmı da Birikim dergisinden alınmış. Son kısımda bulunan ''Galip İşhanı'' da ilk defa bu kitap da yayımlanmış. Aralara da Ümit Bektaş 'a ait hoş fotoğraflar serpiştirilmiş. 

           Kolay okunan, isabetli tespitler olan bir kitaptı. Galip İşhanı 'nda çok saygı değer amcamı gördüm hatta. Kimdir, nasıl gördüm söylemeyeyim hiç, ayıp olmasın. :) Zamanla yazarın başka kitaplarını da okuyacağım. 



  Birkaç tane alıntı ile veda edeyim:




... Konuşulmaması gereken yerler vardır. Çocuklara ve ihtiyarlara anlatamazsın bunu. Hepsi doğal anarşist.



... Düşleri gerçek sanmaya başlarsan onlarda kusur da bulmaya başlarsın.



... elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.

sen gittin ve herkes ölmeye başladı.




... İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir.



... Koltes bir oyununda, ''Hayır diyen insan hâlâ biraz mutludur,'' diyordu. Ne demek istediğini yeni anlıyorum.
     Mutluluk bir vazgeçiştir ve çok ender rastlanan bir ruh dinginliğidir.



... Bu gezegende, iki insanın birbirlerine duydukları sevgi, bir terazide dengelenmiş midir hiç? Eşitlik fikrine en çok âşıkken inanırız. Çünkü en çok o zaman ihtiyaç duyarız.



... İşler yolunda gitmiyorsa mazi denilen şey bir enkazdır ve hatıraların da son kullanma tarihleri vardır. Küflenirler, kokuşurlar, bozulurlar. Mezunlar derneğine pilav yemeye gidenlerin çoğunun halinin vaktinin yerinde olması tesadüf olamaz. Ancak şimdiki halinden memnunsan geçmişi hatırlatacak organizasyonlardan keyif alırsın. Hatta geçmişin ne kadar boktan olursa aldığın keyif de o kadar artar. İşler yolunda gitmiyorsa hiçbir yere de gidemezsin. Ardında bırakacak bir şey yokken kim gidebilir? Hiçbir yere doğru uzun bir yürüyüş, bunu kim göze alabilir?




... Yağmur durur,saçaklardan ve ağaç dallarından düşmeye devam eden taneleri kalır. Hiç kimse bıçakla kesilmiş gibi terk edemez bu dünyayı. Bir insanın tam manasıyla ölmesi için onu hatırlayan hiç kimsenin kalmaması gerekir.



... Her zaman böyle olur. Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için tek neden yeter.






İLETİŞİM YAYINLARI

9. Baskı 2016
174 Sayfa



15 Şubat 2017 Çarşamba

Okudum Bitti-22: Müptezeller || Emrah Serbes




                  Kitap seven herkese yeniden merhaba. Okuduğum ikinci Emrah Serbes kitabı. Devamı da gelecek. Okuduğum ilk kitabı Deliduman 'dı yazısı burada.  

               Öncelikle Müptezel ne demek diye düşününce, kafamda berduş tipler çanlanıyor. Tam açıklama olsun diye T.D.K 'ya bir göz attım. Saygınlığını yitirmiş, çokluğundan dolayı değerini yitiren, değersiz, demekmiş. 


           Kahramanımız Bakır 'ın macerası Antalya- Bursa-Ankara- İstanbul güzergahında başlayıp bitiyor. Başına türlü işler açmakta usta. Hem müptela hem müptezel. Antalya'da üniversite okuyan Bakır, garsonluk yapıyor. Kitap 'Fakir Köpek' başlığıyla başlıyor ve beni en çok üzen kısımlarından biri o ilk kısım oldu. 

              Bol bol içiyor, içiyor, içiyor. Hep içiyor. Mütemadiyen içiyor. Az daha uzun olsaydı kitap neredeyse ben kafayı bulacaktım. Mutsuz ama umutsuz değil. Bir şeyler arıyor, bekliyor. Onların peşinden sürükleniyor. Hapishaneye, tımarhaneye düşüyor. Diğer karakterler de pek parlak tipler değil: İsmail, Karabüklü, Erkut... 

            Bol küfür/argo içeriyor. Samimi, ağzı bozuk bir arkadaşınızla onun geçmişine dair konuşmak gibiydi. 





... Köpeğin de fakiri var. Köpeğin fakiri yerleri koklaya koklaya yürür. Gel kuçu kuçu dersin gelmez, hoşt dersin gitmez.  Başını okşayacak olursun ısıracakmış gibi hırlar, tekme atacak gibi yaparsın döner gelir bacağına sürtünür, her türlü yalakalığa başlar. Geceleri, duvarları sigara dumanından sararmış alçak tavanlı odalarda, hayatınız sıçıp sıvanmışken, kulak kabartın; dışarıda, bomboş sokağın ortasında, ulur gibi, acıyla havlayan köpekleri duyacaksınız. Pencereye gidip sağa sola bakacaksınız, yoklar. Hiç kimseye değil, sadece karanlığa karşı havlayan köpekler, birden havlayıp birden susar ve yok olurlar. Sebebi çok basit, fakirlik.


...Bazı anlar vardır, geçen zamanın bir daha gelmeyeceğini kuvvetle hissettirir insana.



... Bu ülkede ölmek sıradan bir şakadır.


... Herhangi bir insana, bir ölüm haberi nasıl verilir ki? Sırf ölüm haberi de değil, başka bir haber, güzel haberler mesela, gizli sevdalar. Hepsi aynı. Bir insana duyulan sevginin çaresizlikle kesiştiği anlar, hep aynı. Boşa konuşmak, aşkta da ölümde de, hepsi bir. Umut biter, sadece sözler kalır, kırık dökük, yaralı, tedirgin, gücenik.


... Kardeşliği aynı anneden doğmak zannediyorsanız anasını s.keyim öyle kardeşliğin, dünyanın bütün kötülükleri aynı kazanda kaynarken sen ateşini kimden aldın, ruhunu kimle bölüştün, eksiksiz ve sadeleştirilemez olanın peşine kimle düştün, yıldırımlar düşerken kimdi elini tutan, kim açtı sana yüreğini karşılıksız, kim savundu seni herkese ve her şeye karşı tek başına,  odur senin kardeşin, gerisi kan soyudur, miras hukukudur,babadan kalan arsayı kat karşılığı müteahhide vermektedir...




... Yavaşça dudaklarından öptüm, içimde bir şey sızladı. Bir hayal gerçeğin kıyısından geçtiğinde, iki göz bir mahremde buluştuğunda, iki el birbirini bulduğunda, iki kalp birbirine dokunduğunda, bu dünyada bitmemiş ümitler adına bir çiçek daha açar ve umutsuzluk bir adım geri atar, bu coşkun yüreğin zaferidir ve insanın karanlıkta atabileceği yegane adımdır. Hâlâ içim sızlıyordu. Her şeyi acıyla öğrendiyseniz mutluluktan da içiniz sızlar. 





İLETİŞİM YAYINLARI

2. Baskı 2016
163 sayfa




11 Ocak 2017 Çarşamba

Deliduman || Emrah Serbes




                            Herkese  yeniden merhaba. Geçen senenin ödünç alıp okuduğum nadir kitaplarından biri de Deliduman. Sevgili yeğenim, ''Teyze tam senlik, mutlaka oku,'' diye verdi. Tahmin etmiştim, böyle bir şey çıkacağını. :)) Severek okudum. Okuduğum ilk Emrah Serbes kitabı oldu. Ben de Müptezeller 'i aldım. Yakında okuyup, Nasrettin  Hoca gibi senin kitap yavruladı diye göndereceğim. Çok tatlı bir teyzeyim. Haksız mıyım? :) 



                  Çağlar İyice ile tanışmak çok güzeldi. Beni çok şaşırtan gelişmeler oldu. Tüm abiler böyle sevgi dolu, koruyucu olsaydı ya keşke. :)  Çiğdem, Michael Jackson hayranı ve onun gibi dans ettiğini düşünüyor. Bu yeteneğini herkese göstererek, meşhur olma hayalleri var. Çağlar da tüm ilgisini kardeşi Çiğdem 'e veren, onun şu bilindik yarışmalardan birine katılıp meşhur olma hayallerini sonuna kadar destekleyen harika bir abi. Henüz 17 yaşında ama yaşından çok büyük fikirleri olan bir 'adam'. Bir kere en çok her şeye muhalefet olmasını sevdim. Mikrop Cengiz ile dostuklarını sevdim. 


                    Deliduman Gezi olaylarına göz kırpan bir roman. Tek konu Gezi değil elbette çok daha fazlası var. Dağılmış bir aile, sevgisizliğin içindeki mücadele, kasaba yaşantısı, küçük siyasilerin büyük oyunları... Neler neler var. Epeyce argo içeriyor ama beni hiç rahatsız etmedi. Eh anlatıcı 17 yaşında, hoşnutsuz bir genç erkek olunca biraz kaçınılmaz değil mi? :)  Oldukça yaratıcı bulduğum kısımlar bile oldu. :) Emrah Serbes okumaya devam edeceğim. :) 







... Michael Jackson 2009 yılında öldü, bir zamanlar ona, vitiligo hastası değilmiş gibi, 'Siyahlığından utandığı için rengini açtırmış' diyenler, kendisi de her daim çocuk ruhlu olduğundan çocuklara yürekten bağlı değilmiş gibi 'Çocuklara çükünü gösteriyormuş affedersiniz' diyenler, her türlü iftirayı atanlar, birden çark edip 'Efsanemiz öldü arkadaşlar efsanemiz gitti dostlar' diye öyle bir yaygara kopardılar ki, ondan sonra da ister istemez yeni bir moonwalk furyası başladı.



... Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.



... O beni hatırlamıyordu tabii, olsun, hatırlanmıyorum diye unutacak değilim.



... Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde. Bir şeyi çok isterseniz rüyasını görürsünüz çünkü. Deyimi bile vardır, rüyanda görürsün.




... Gerçek hayat tecrübesi uykusuz kalınan gecelerde elde edilir ve gündüzleri de bir sikime yaramaz.



... İnsan ayrılınca değil, yeniden kavuşma ümitleri tükenince yıkılır.  O zaman hayat son zerresine kadar kocaman bir can sıkıntısına dönüşür. Sanki son vapuru kaçırmışsın da bir adada mahsur kalmışsın, güneş ağır ağır batarken sonraki vapurun hiç gelmeyeceğini söylemişler sana, bunun can sıkıcı bir şaka olmadığını, gerçek olduğunu söylemişler. Buydu vaziyetim. Beni o kış bir kişi terk edip gitmişti ama sanki iki yüz elli kişi terk edip gitmiş gibi hissetmiştim.




... Hâlâ özlüyorum dedemi, yağmurlara bakıp özlüyorum. Kimsenin kullanmadığı telefon kulübelerine, unutulmuş yan yollara, kurmalı kol saatlerine, tüplü televizyonlara, dandik antenlere, o antenlerin yükselticilerine, VHS kasetlere, işporta gözlüklere, ilk cep telefonlarına, geçmişten kalan ne varsa, en saçma sapan şeyler bile olsa onlara bakıp özlüyorum dedemi.  




İLETİŞİM YAYINLARI

6. Baskı 2014
352 Sayfa