23 Mayıs 2017 Salı

Okudum Bitti-71 : Esir Şarkılar Vadisi - Kimberley Freeman





                 Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Arkadya Yayınları'nın son şekeri : Esir Şarkılar Vadisi. 

            Kimberley Freeman 'in daha önce üç kitabını okumuştum. Hepsi de kolay okunan, tatlı kitaplardı.

Zümrüt Şelaleleri yazısı burada

Kır Çiçeği Tepesi yazısı burada

Deniz Feneri Koyu yazısı burada




       
         Esir Şarkılar Vadisi 'nin çıktığını görünce ve sekiz yüz küsür sayfa olduğunu öğrenince epey merak ettim. Bu kadın bunca sayfa ne yazdı acaba diye sabırsızlandım ve kitap elime geçer geçmez üç gün önce okumaya başladım. Aslında çok daha önce biterdi çünkü kitabı bıraktıkça hep aklım kitapta kaldı.

        Heyecanını kaçırmadan , kitaba dair önemli bir ipucu vermeden (spoiler demeyi sevmeyen okur) biraz bahsetmeye çalışayım. :)

     Ellie Frankel ve Penny Bright 'in hayatları şaşırtıcı bir şekilde kesişir. İkisinin bilinen ortak yönleri müziğe duydukları ilgi ve yetenekleridir. Elbette ilk etapta daha önemli olan ise görsel olarak birbirlerine çok benzemeleridir. Şöhret basamaklarını hızla tırmanan, karanlık ve zorlu bir geçmişten gelen Penny Londra'nın yıldızı parlayan pop şarkıcısıdır. Şu anki konumunda olmasının en önemli sebebi başarılı, hırslı menajeri George Fellowes 'tır. George onun için hem bir kurtarıcı hem de patron gibidir.
    Ellie ise Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşayan, klasik müziğe tutkun bir kızdır. Küçüklüğünden beri babasının titiz çalıştırmaları sonucu en büyük hayali bir opera sanatçısı olmaktır.  

       Yaşanan bazı olaylar yüzünden , benzerlikleri sayesinde kızlardan biri diğerinin yerine geçer. (Türkan Şoray'ın Şenlik Var filmi gibi mi yaa?! ,diyebilirsiniz. Ben ilk başlarda dedim bile.) Önce kısa süreli bir iş olarak, George'un isteğiyle başlayan bu süreç umulmadık sonuçlar doğurur. Yirmi yıl boyunca devam eden, birçok hayata silinmeyecek izler bırakan bu macera, bazen hüzünlendirecek, bazen gerilmenize sebep olacak arada da tebessüm etmenizi sağlayacak. Yani yok yok. :) 



             Karakterlerin bugünleri, geçmişleri dolu dolu işlenmiş. Hepsinin hayatlarına tanık olmak hüzünlü olsa da güzeldi. İngiltere, Almanya, İspanya, Avustralya, Yunanistan... Nerelere gitmedik ki... 

             Sekiz yüz sayfanın nasıl bittiğini anlamayacaksınız. Kimberley Freeman 'in tatlı anlatımını zaten daha önceki kitaplardan biliyordum. Diğerlerine haksızlık olmasın ama en sevdiğim kitap bu oldu.






... Geçmişi unut geleceği kucakla... Bu artık George Fellowes'un yeni mantrasıydı...


... Yakın birinin ölümünden sonraki gün boşluk demekti. Zaman ve mekân önemini yitiriyordu. Dakikalar saatlerin içinde, geride kalan kişi de yas denizinde eriyordu.


... Ellie hayatının dizginlerini eline almaya karar verdi. Malum, bu hayatta bir şeyi çok iyi öğrenmişti; fakir insanların yas tutma gibi bir lüksü yoktu.


... ''Birini çok seversen içinde her daim onu kaybetme korkusu taşırsın.''


... Belki demek bu hayatta her şeyin mümkün olduğunun ve umudu elden bırakmamanın göstergesiydi.



... Hayat acımasızdı, zaman geçiyor ve kaybedilen şeyler bir daha geri gelmiyordu. 


... Penny ve Ellie bir kelebeğin kanatları gibiydi; hem çok aynı hem de çok farklıydılar...


... ''Ben seni senden vazgeçecek kadar çok seviyorum...''


... Sahnede rolün hakkı veriliyordu, hâlbuki gerçek hayatta rol insanın hakkından geliyordu.




ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Esra Yüksel
1. Baskı Mayıs 2017
814 Sayfa