1 Ekim 2016 Cumartesi

Okudum Bitti- 105: Ben Bir Gürgen Dalıyım || Hasan Ali Toptaş






              Herkese merhaba. Hasan Ali Toptaş uzun süredir okumak istediğim yazarlardandı. Bu kadar geç kaldığım için utanıyorum. Geç ama büyülü bir başlangıç yapmış oldum. En kısa zamanda diğer kitaplarını da okumak istiyorum.



                Ben Bir Gürgen Dalıyım , ''Ege toprağında gencecik bir gürgendim ben.'' diye başlıyor. O gencecik gürgenin yanına ilişiveriyorsunuz. Etrafınızda diğer ağaçlarla, doğanın bütün duygularınıza işlemesine tanık oluyorsunuz. Ormanın masalsı atmosferini solurken bir gün kara bıyıklı korkunç ormancıların gelmesiyle, ağaçlar kadar siz de ürperiyorsunuz. O kadar etkileyici bir anlatımı var ki etrafınızdaki ağaçlara, ahşap objelere farklı bir gözle bakar oldum.  


              Benim okuduğum kitap ciltliydi ve içinde  Oğuz Demir tarafından yapılan çok güzel ilüstrasyonlar vardı. Bu da daha iyi bir okuma süreci sundu bana. Kitap tek kelime ile kusursuzdu. Gerek çocukların gerekse benim gibi okumakta geç kalanların mutlaka ama mutlaka okuması gereken kitaplardan. Hani en güzel hediye kitaptır diyoruz ya, işte bu bir çocuğa verilecek belki de en güzel kitaplardan. Ben de çocukken okumuş olmak isterdim. Tamam öyle klasik çocuk kitaplarının çoğu gibi mutlu bir sonu yok ama zaten hayat her zaman mutluluk getirmiyor değil mi? İnsanlar zalim, doğaya, hayvanlara duyarsız. Belki de empati aşılamanıza sebep olur bu kitap. 



                 Ege topraklarındaki o umutlu, genç gürgenin peşi sıra örselenerek, kırılarak ama onun  gibi umuda tutunarak umutsuzluğa adım adım yaklaşırken hayata dair düşüncelere dalacaksınız. Konuya dair daha fazla detay vermeyeceğim, zaten konu kadar etkilenecek alt metinler de bulacaksınız. Okuyun, okutun. Sevgilerimle. :)





... ''Keşke insanlar dünyayı sevmeyi öğrense; yaşadıkları topraklarda birer misafir olduklarını  anlayıncaya ve çocuklarına daha yeşil bir gelecek hazırlamanın bilincine erişinceye kadar, ne yazık ki bu katliam böylece sürüp gidecek!''



... Benimkisi, bile bile, akıntıya kürek çekmekten başka bir şey değildi. Bu yüzden, aklımı başıma devşirmeliydim bir an önce. Boş hayallere kapılıp şu insan denen yaratığa bel bağlamamalıydım. Çünkü, yüzyıllardır çözülemeyen acayip bir bilmeceydi insan. Derinlerden daha derin bir sırdı ya da, ucu bucağı olmayan, içi pisliklerle, içi eşsiz güzelliklerle dolu, alabildiğine karanlık ve karmakarışık bir evrendi. 




... Güzelliği yaratanlar nerede tükenebilir, kimlerce tüketilebilir ki?
Ama, çirkinlik başka...



...'' ...kilit, insanın utancı demektir her şeyden önce... İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir. İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur hâlidir kilit. Birbirlerine duydukları saygının derecesidir. Bu yüzden, bir çeşit utanç belgesidir her kapıda. Hatta, her dolapta, her çekmecede, her çantada, her kasada, her kutuda... Gene de, insanların yüzü kızarmaz onu görünce...''




... Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre, adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
   Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi.




... İnsan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...

   Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
   Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?






EVEREST YAYINLARI

1. Basım Eylül 2016
112 Sayfa