27 Nisan 2017 Perşembe

Okudum Bitti-58: Üst Kattaki Deli Kadın || Catherine Lowell






             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı ilk gördüğümden beri okumak için sabırsızlandığım Üst Kattaki Deli Kadın. 

         Meşhur Bronte Kardeşleri bilirsiniz, değil mi? Az çok hepimiz bir ucundan biliyoruzdur bence. Uğultulu Tepeler (Emily Bronte), Agnes Gray (Anne Bronte) Jane Eyre (Charlotte Bronte)... Bu kitabı okuduktan sonra Bronte Kardeşler hakkında araştırma yapma isteği doğdu içimde. En kısa zamanda kitaplarını da tekrar okumak istiyorum. 

          Kahramanımız Samantha, Bronte Kardeşlerin yaşayan son akrabası. Babası hayattayken hep edebiyatla, özellikle de Bronte Kardeşler ile iç içe geçmiş hayatı. Yaşayan tek varis olduğu için gizemli bir mirasa konduğu düşünülüyor birçok kimse tarafından. Ama Samantha'nın peşinde olduğu şey maddi bir miras değil. O babasının hatıralarını yaşatacak, kendince onu ölümsüz kılacak bir hikayenin peşinde.  Oxford Üniversitesi'ne başladığında da eminim okuduğunuz da çok seveceğiniz yakışıklı profesör Orville 'e tanışır. Özel derslerinde etttikleri sohbetler çok tatlıydı, benden söylemesi. 

               Kitapların kılavuzluğunda gizemi çözmek için en az Samantha kadar merak ederek sayfaları çevirdim.  Henüz hiç Bronte kitabı okumadıysanız bu kitaptan sonra ilk alışverişinizde sepete birer tane atarken bulacaksınız kendinizi. 




               Bu arada Bertha Mason aklıma gelince yani kitabın adını duyar duymaz gözümün önüne Çolpan İlhan'ın Sonbahar Rüzgarları filmindeki şahane performansı geldi. (Bu fotoğrafın kitapla alakası olmasa da kıştan kalan kardan adamlarımın son günleri olduğu için hoş görünüz. Şey bir de Kartal Tibet adıma imzaladı o kartpostalı, onun görmemişliğini yaşıyorum. :))





... Orville de cenaze levazımatçısı kılıklı Maggie gibi soyadım hakkında konuşmak isteyecekti. Yangını, mirası, efsaneyi konuşmak isteyecekti. Emily Bronte'nin 5 Aralık sabahında kahvaltıda yediklerini, Anne'in boş zamanlarında yazdığı erotik şiirleri, Charlotte'ın poposundaki gizli dövmeyi öğrenmek isteyecekti. Bu da benim üstümdeki lanetti, İngiltere'nin en ünlü üç kadınıyla akrabaydım.



... Charlotte, Emily ve Anne'i tanıyordum ve bence kimse kimseyi böylesine tanımamalıydı. Ayakkabı numaralarını, boylarını, küçük, saçma sapan sırlarını, niçin kavga ettiklerini ve neye güldüklerini, Emily'nin sağ ayağındaki beni bile biliyordum. Sevgi barındırdığı her kalbi yaralardı. Bu da benim yaramdı işte: Çok iyi tanıdığımı düşündüğüm arkadaşlarımla aslında hiç tanışmadığımı biliyor olmam.


... Babamın felsefesine göre kitaplar, okuyucunun hayal gücünün sürekli biçim değiştiren birer ürünü değildi. Romanların kendi içlerinde belirli ipuçları ve haritalar sakladığını söylerdi. İpuçları derken, benzetmelerden ya da sembolizmden bahsetmiyordu. Gerçek ipuçlarından bahsediyordu. Onun için her kitap kendi kendinin define haritasıydı. İyi bir kitap onu okuyan kişide asla silemeyeceği bir iz bırakır, derdi. Yapman gereken tek şey gözünün önünde duran şeyi görebilmeyi öğrenmek.



... ''İsterseniz derin bir nefes alın, ha? Bu sadece bir kutu.''
     ''Pandora da öyle demişti.''



... Zekâ, insanı olduğundan daha güzel gösterebiliyordu.



... Çok huzursuz hissediyordum. Karanlıkta bir başına kalmış hayal gücü kadar korkunç bir şey yoktu.






ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Çağla Önsal
1. Baskı Nisan 2017
408 Sayfa