22 Şubat 2017 Çarşamba

Okudum Bitti- 26: Dilaltı || Anonim Hanım





                    Kitap seven herkese merhaba. Gecenin kitabı ilk defa okuduğum bir yazardan. Oldukça ilginç başlayan bir kitap. Sanırım bu ilginçlikten dolayı hayatım boyunca hep hatırlayacağım kitaplardan olacak. 


                Çok ilginç bir kitap. Absürt, fantastik, komik, feminist, düşündüren ve aynı zamanda da trajik. Çünkü tüm bunların yanı sıra gerçeklik payı da var, alt metinlerle ülkemizdeki kadınları mercek altına alıyor. 

               Bir apartmanın bodrum katına dolan penislerle başlıyor kitap. Böyle birden söyleyince daha da komik geldi. Etrafta dolaşan penisler, diller... Kapıcı Recep Eefendi ilk söylediğinde, onun kafayı yediğini düşündüm ama işin aslı çok farklı. Dediğim gibi kitap zaten çok ilginç. Apartman sakinlerinden bir kadının farklı yerinde çıkan dili... Sonra ona yapılan dil naklinin bir yabancıdan olması sebebiyle Türkçe konuşamaması... Böyle fantastiklik gördünüz mü canlarım? 

           Evliliklere, özellikle de toplumun farklı farklı kesimlerinden kadınların evlilikteki durumlarına ayna tutan bir kitap. Apartman hayatını anlatan diziler ya da mahalle filmleri gibiydi. Herkesin bir derdi var. Kitaptaki karakterlerden en az bir tanesine benzer birini çevremizde görmüşüzdür. Tabi bizimkilerin dilleri yerlerinde duruyordur. Umarım. :) 

           Yazarın anlatımını sevdim, umarım başka kitaplarını da okumak kısmet olur. 



... Doğallık sonradan bozuldu. O kadar bozuldu ki nadir rastlanan bir durum olarak 'yüzde yüz doğal' etiketiyle satılmaya başlandı.


... Annesi daha basık, zayıf, kapalı, dar ve azdı. Galiba apartmandaki diğer komşu teyzeler gibi yarımdı, çeyrekti, birazdı. Çünkü onlar kocalarının gölgeleriydi, kendileri olmadıkları için gölgeleri de yoktu. Kadınlar genç kızlık ve çocukluk hayallerinin hayaleti olmuşlardı en fazla!



... Eğer inancını kaybetmezse insanoğlunun başaramayacağı hiçbir şey yoktu. (İnanarak boş konuşan, boş yazan, sonraları pozitif düşünerek evrene mesaj yollayan ve böylece yapamayacağı, çözemeyeceği mesele olmadığına inanan o kadar çok kadın var ki hayatta! Çok gelişmiş Pollyanna enfeksiyonuyla yerel ve global kuantum sıçma salgını en çok kadınları vururdu. Zaten çoğu erkeğin kendinde kusur görme yetisi yoktur, köpeklerin siyah beyaz görmesi gibi.



... Ulan zaten bütün kötüler kendilerinin iyi, vicdanlı, yardımsever olduğunu söyler. 



... Baran'ın yaramazlıkları erkekliğindendi, saldırması erkekliğindendi, koşması, düşmesi, atması, tutması, bağırması, vurması erkekliğindendi. Kız gibi oturacak, susacak, sinecek, üzülecek, ağlayacak, tırsacak, yalvaracak, dinleyecek değildi. O ne isterse yemeliydi yoksa pipisi şişerdi. 




MİNVAL YAYINLARI

1. Baskı Kasım 2016
286 Sayfa



18 Şubat 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 25: Ateş Canına Yapışsın || Sezgin Kaymaz




             
                Kitap seven herkese merhaba. Sezgin Kaymaz 'ı çok sevdiğimi her fırsatta herkese söylüyorum. Henüz çok az kitabını okumuş olsam da en sevdiğim yazarlardan oldu bile. Bu sene bol bol kitabını okuyabilmeyi hayal ediyorum. 


Sezgin Kaymaz 'ın okuduğum kitapları,

Bakele yazısı için tık tık  ,

Bugün Bize Kim Geldi yazısı için tık tık . 

      Şu an elimde , sıra bekleyen Kün var. Bitmesin diye başlamıyorum. :) 


        Tatlı bir fantastikliği olan bir kitaptı. Hakkında hiçbir yorum okumadan başladığım için çok mutluyum. Hatta bir çılgınlık yapıp - gerçi çoğunlukla aynı şeyi yaparım- arka kapağı bile okumadan başladım. Sezgin Kaymaz 'ın akıcı, eğlencili anlatımıyla bir çırpıda okuyup bitirdim.

          Tüm Cennet sakinleri Kükreyen Çimenler Plâtosu 'nda  acil toplantıya çağrılır. Bu alışılmadık durumun sebebi ilk insanın yaratılmış olmasıdır. Tanrı bütün varlıklara,  Adem'e secde etmesini emreder. Emre tek karşı çıkan kibirli Azazil olur. 

         Adem 'in yaratılmasından önce küçük meleklere hocalık yapan, kendini büyük meleklerden sayan , kendi kibrinden habersiz Azazil 'in yavaş yavaş İblis kimliğine bürünmesini ve Adem ile üstünlük yarışını böyle bir anlatımla okumak çok ilginçti. Hepimizin bildiği Cennet'ten kovulma macerasını Sezgin Kaymaz 'ın kaleminin fantastik dokunuşuyla okumak çok güzeldi. 







... Uykunun ne büyük nimet olduğunu idrak edebilmiş miydi ademoğlu? Ne gezer!



... ''Yüce Tanrı'nın hoşlukları bitmez. Bitmeyecektir, çünkü O'nun soruları sonsuzdur. Tanrı, kullarını hoşlukları vasıtasıyla sınar! Hoşluk verir, hoş olanı sorar.''



... ''İtiraz içte ise eğer, asıl saygısızlık onu dışa vurmak değil, içte tutmaya devam edip onu susturmaktır. ''



... İşler kötü gidince şükürden yüz çevirmek, yalnızca işler iyi giderken şükredenlere özgü bir gafletti.



... Ne kadar çok bilirsen o kadar çok canın acır!
     Belki de bilmek, söylenegelen, zaten bilinegelen şeyleri misal; müfredatı yalayıp yutmaktan başka bir şeydi. Bilmek; gözün açılması, sonsuzluğun önündeki perdelerin kalkması ve dolayısıyla soruların çoğalması ve dolayısıyla da acıların artması gibi bir şeydi belki. Bilmek; açmazın, bir başka deyişle hiçbir halt bilemediğini idrak etmenin ta kendisiydi belki. Belki bilmek; ne kadar çok bilirsen o kadar çok soracağın için, aynı zamanda bildikçe bilmediğini fark ettiren bir dolaysız, direkt, doğrudan, cepheden çullanan bir acıydı.
  Acının kendisi: Bilmek...
  Belki?



... Artık Cennet'i başka bir perdeden görüyor, ama bunu bilmiyordu. Durmaksızın akıl yürütseydi de bilemezdi zaten.
   Kalbi mühürlenmişti.
   O ki, kalp devreden çıkınca akıl kanatsız bir kuşa dönerdi. Kanatsız, ayaksız, tüysüz, tereksiz, kursaksız ve hatta gagasız bir kuşa Bilmiyordu. Ne bilsin?






İLETİŞİM YAYINLARI

4. Baskı 2015
238 Sayfa




                   

17 Şubat 2017 Cuma

Okudum Bitti- 24: İpeği İşleyen Kız || Kelli Estes




       

              Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı çok severek, hüzünle okuduğum İpeği İşleyen Kız. Kelli Estes 'in ilk kitabıymış, gayet başarılı bir iş çıkarmış. Kıyaslamak için söylemiyorum ama Sarah Jio, Kimberley Freeman okumayı seviyorsanız, bu kitaba bayılacaksınız. 

              Yazar , 2002 yılında San Juan Adalar'ı hakkında yaptığı bir araştırma sayesinde, teknesindeki Çinli mültecilerle yakalanmaktansa, onları başlarına sopalarla vurup, denize atan bir kaçakçıdan bahsedildiğini öğrenmiş. Daha sonra, şu an yaşadığı Seattle'da zamanında Çinlilerden arınmak için çıkan isyanları öğrenmiş ve böylece kitabın genel iskeletini kafasında oluşturmuş.  

         1800'lü yılların sonunda yaşanan acıklı olaylar zincirini , çok hoş bir şekilde günümüzde yaşanan olaylarla bağlamış. Aracı olarak da işlemeli bir kaftanın kesilmiş kolunu kullanmış.  Böyle hem geçmişte hem günümüzde ilerleyen kitapları okumayı çok seviyorum.  


        1800'lü yılların Seattle 'ında büyükannesi ve babasıyla yaşayan Mei Lien 'in hayatı çok zordur. Sırf Çinli olduğu için, 'öteki' olduğu için acımasız beyazların dünyasında var olabilmek için erkek kılığında yaşamak zorunda kalır. Ve bir gün tüm soydaşlarıyla beraber acımasızca evlerinden barklarından sürgün edilirler. Tekme tokat, yanlarına alabildikleri az bir eşyayla bir gemiye bindirilirler. Üstelik yolculuk için gerekli olan ücreti de ödemek zorunda bırakılırlar. Bu gemi yolculuğunu Mei Lien' de hayatı boyunca iyileşmeyecek yaralar açar.

    
              Günümüzde ise İnara  ve ailesi ile tanışırız. İnara 'ya büyük teyzesinden Orcas Adası'nda miras kalan ev sayesinde aile sırları zamanla ortaya dökülmek zorunda kalır. İnara, teyzesinin vasiyetiyle  bu evi bir butik otele çevirmek için çalışmalara başlar. Bulduğu gizemli kaftan kolunun sırrını çözmeye çalışırken de yoluna hem güzel hem sarsıcı şeyler çıkar. 

               Hem günümüz , hem geçmiş hikâyesini de okumak güzeldi. Bolca göz dolması eşlik etti okuma sürecime. Ama kitabın en güzel, en etkileyici kısımları Mei Lien 'in yaşadıklarıydı. Yazarın yeni kitaplarını da okumak isterim. Çok, çok güzeldi. Kitabın sonunda da hem yazarın notu hem de çok güzel bir röportaj var. 






... Ülkenin her yerinde aynı şey oluyordu. Çinlilerin alın teri sayesinde bir kıyıdan diğerine uzanan demiryollarına ve ışıl ışıl kasabalara rağmen beyaz adamlar paralarını ve topraklarını artık onlarla paylaşmak istemiyorlardı.


... ''7 Şubat 1886 sabahı Seattle'da yaşayan bütün Çinliler, yaklaşık üç yüz elli kişi, evlerinden toplanarak o akşam San Francisco 'ya yol alacak olan Prince of the Pacific'e binmeye zorlandı.''


... O an onun yaraları yüzünden acı çektiğini sanmıştı. Şimdiyse o acının, birini bu kadar çok sevmenin acısı olduğunu anlamıştı.




ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Duygu Parsadan
1. Baskı Ocak 2017
456 sayfa




16 Şubat 2017 Perşembe

Okudum Bitti- 23: Sibop || Başar Başarır





                Kitap seven herkese yeniden merhaba. Başar Başarır 'ın okuduğum ilk kitabı, kendisinin de ilk romanıymış. Hikaye kitaplarını da okumak istiyorum. 2004 yılında Saik Faik Hikâye Armağanı 'nı, 2014 yılında da Yunus Nadi Öykü Ödülü 'nü kazanmış. 


              Cihangirli , ''acemi kolpacı'' Orhan'ın romanı Sibop. Zaten adı geçen Sibop da kendisi. Hukuk eğitimi almış, hayatta da giriştiği işlerde de pek dikiş tutturamamış biri Orhan. Akıllara zarar ablası Nebahat ile birlikte yaşamakta. O ablanın depresif ruhunda da kendimden bir şeyler buldum. :) Bir de halası var. O tam alem. Orhan bir gün evlenmeye karar verir, hatta vermez pat diye evlenir. Hanım kızımız da Aslı. Gizemli miras işleri var. 


          Aslı 'ya bir kısım hissesinin miras kaldığı tarihi tiyatro binası sayesinde başları beladan kurtulmaz. Tarihi tiyatronun kuruluş yıllarına da gidiyoruz. Geçmişle günümüzü dönüşümlü anlatan kitabın dili çok tatlı. Bildiğiniz gündelik konuşma dili ama sebebi var. Çoğunluğu Aslı yüzünden. :) Hem güldüren, hem hüzünlendiren, biraz şaşırtan, yok artık dedirten cinsten tatlı bir kitaptı severek okudum. Tüm bunları yaparken altan alta dokunduruyor da. Tarihi bir bina, aç müteahhitler, çakal avukatlar, mafya, para için, çıkarlar uğruna bozulan ilişkiler...






... Her ilk buluşma da yok mudur ufak bi kandırmaca çabası, çoğu kez becerilemeyen...


... Bi ''zaten''de neler gizlidir bilir misiniz? Bütün sorulmamış hesaplar. Ses çıkarılmamış hatalar. Hoş görülmüş, görmezden gelinmiş, katlanılmış her türlü yanlış. Sonradan ortaya çıkan mahsurlar... Kapı aralığında komşu teyzelerden öğrenilen ve kişiyi kıskançlığa boğan bi dedikodu. Zaten demek, doldum ben demek. Zaten demek, geçen gün yediğin haltı daha unutmadım demek. Zaten demek, alakasız mevzuları bi araya getirip başından aşağı şimdi boşaltıyorum demek. Görülecek hesabımız var, hiçbirini unutmadım, bana yutturamazsın... Sen zaten.
    

... ''Bu memlekette ağzını korkmadan açabileceğin tek yer hususi dişçidir. Çenesini tutamayan daima kaybeder.''



... Sağlam bi klişenin yerini hiçbi şi tutmaz.



... Hasret iyi bi şiy değil de , gidermesi tatlı oluyo.



...Ömrümce maruz kaldığım en sert terörü  yaşıyorum, bildiğim hiçbi numara bu sahnede işime yaramıyo. Gözyaşı denen uzun namlulu suikast silahı delip geçiyo kalbimi, vuruluyorum.



... İnsanlar değişmez değildir. İnsanlar değişir, değişiyo da. Ama sadece kötüye gidiyolar. 



... Mutsuz erkekler daha evliymiş.




CAN YAYINLARI

1. Baskı Ocak 2017
327 sayfa


        

15 Şubat 2017 Çarşamba

Okudum Bitti-22: Müptezeller || Emrah Serbes




                  Kitap seven herkese yeniden merhaba. Okuduğum ikinci Emrah Serbes kitabı. Devamı da gelecek. Okuduğum ilk kitabı Deliduman 'dı yazısı burada.  

               Öncelikle Müptezel ne demek diye düşününce, kafamda berduş tipler çanlanıyor. Tam açıklama olsun diye T.D.K 'ya bir göz attım. Saygınlığını yitirmiş, çokluğundan dolayı değerini yitiren, değersiz, demekmiş. 


           Kahramanımız Bakır 'ın macerası Antalya- Bursa-Ankara- İstanbul güzergahında başlayıp bitiyor. Başına türlü işler açmakta usta. Hem müptela hem müptezel. Antalya'da üniversite okuyan Bakır, garsonluk yapıyor. Kitap 'Fakir Köpek' başlığıyla başlıyor ve beni en çok üzen kısımlarından biri o ilk kısım oldu. 

              Bol bol içiyor, içiyor, içiyor. Hep içiyor. Mütemadiyen içiyor. Az daha uzun olsaydı kitap neredeyse ben kafayı bulacaktım. Mutsuz ama umutsuz değil. Bir şeyler arıyor, bekliyor. Onların peşinden sürükleniyor. Hapishaneye, tımarhaneye düşüyor. Diğer karakterler de pek parlak tipler değil: İsmail, Karabüklü, Erkut... 

            Bol küfür/argo içeriyor. Samimi, ağzı bozuk bir arkadaşınızla onun geçmişine dair konuşmak gibiydi. 





... Köpeğin de fakiri var. Köpeğin fakiri yerleri koklaya koklaya yürür. Gel kuçu kuçu dersin gelmez, hoşt dersin gitmez.  Başını okşayacak olursun ısıracakmış gibi hırlar, tekme atacak gibi yaparsın döner gelir bacağına sürtünür, her türlü yalakalığa başlar. Geceleri, duvarları sigara dumanından sararmış alçak tavanlı odalarda, hayatınız sıçıp sıvanmışken, kulak kabartın; dışarıda, bomboş sokağın ortasında, ulur gibi, acıyla havlayan köpekleri duyacaksınız. Pencereye gidip sağa sola bakacaksınız, yoklar. Hiç kimseye değil, sadece karanlığa karşı havlayan köpekler, birden havlayıp birden susar ve yok olurlar. Sebebi çok basit, fakirlik.


...Bazı anlar vardır, geçen zamanın bir daha gelmeyeceğini kuvvetle hissettirir insana.



... Bu ülkede ölmek sıradan bir şakadır.


... Herhangi bir insana, bir ölüm haberi nasıl verilir ki? Sırf ölüm haberi de değil, başka bir haber, güzel haberler mesela, gizli sevdalar. Hepsi aynı. Bir insana duyulan sevginin çaresizlikle kesiştiği anlar, hep aynı. Boşa konuşmak, aşkta da ölümde de, hepsi bir. Umut biter, sadece sözler kalır, kırık dökük, yaralı, tedirgin, gücenik.


... Kardeşliği aynı anneden doğmak zannediyorsanız anasını s.keyim öyle kardeşliğin, dünyanın bütün kötülükleri aynı kazanda kaynarken sen ateşini kimden aldın, ruhunu kimle bölüştün, eksiksiz ve sadeleştirilemez olanın peşine kimle düştün, yıldırımlar düşerken kimdi elini tutan, kim açtı sana yüreğini karşılıksız, kim savundu seni herkese ve her şeye karşı tek başına,  odur senin kardeşin, gerisi kan soyudur, miras hukukudur,babadan kalan arsayı kat karşılığı müteahhide vermektedir...




... Yavaşça dudaklarından öptüm, içimde bir şey sızladı. Bir hayal gerçeğin kıyısından geçtiğinde, iki göz bir mahremde buluştuğunda, iki el birbirini bulduğunda, iki kalp birbirine dokunduğunda, bu dünyada bitmemiş ümitler adına bir çiçek daha açar ve umutsuzluk bir adım geri atar, bu coşkun yüreğin zaferidir ve insanın karanlıkta atabileceği yegane adımdır. Hâlâ içim sızlıyordu. Her şeyi acıyla öğrendiyseniz mutluluktan da içiniz sızlar. 





İLETİŞİM YAYINLARI

2. Baskı 2016
163 sayfa




13 Şubat 2017 Pazartesi

Okudum Bitti- 21: Yıldız Gemisi || Melissa Landers





                   Kitap seven herkese yeniden merhaba. Günün kitabı yeni bir serinin (Starflight) ilk kitabı Yıldız Gemisi. Uzay temalı kitapları seviyorsanız bu kitap, hatta bu seri kaçmaz. Çok sevdim. Tek oturuşta bitirdim, devamı için şimdiden sabırsızlanıyorum.


                  Yıldızlar arası yolculuğun normal olduğu bir zamanda bile işler herkes için eşit olmaz. Demek ki neymiş, sadece Dünya 'da hayat zenginler için kolay değilmiş. Napolyon boşuna 'Para, para, para!' dememiş. İşte kahramanımız Solara da kimsesiz ve parasız olduğu için Dünya dışı  seyahat yapabilmek için bu gemilerden birinde iş bulmaya çalışır. Yeni hayatında  suç işlediğini, bir sabıkalı olduğunu gösteren dövmelerini önemsemeyen insanların arasında olmak ister. 

                    Onu hizmetli olarak işe almayı kabul eden tek kişi de okul yıllarını burnundan getiren zengin ve şımarık Doran olur. Solara, tek çaresi o olunca mecbur kabul eder. Böylece yolculuğu burnundan gelir ama Solara 'nın harika planı sayesinde işler tersine döner. Doran kendisini hizmetkâr olarak bulur ve yolculuklarının bundan sonrası Banshee adlı ilginç gemide devam eder. (Mürettebatını tanıdıkça çok seveceksiniz.) 


                  Bu gemi ve mürettebat ile harika bir uzay yolculuğuna davetlisiniz yani. Heyecanı azalmayan, ufak sürprizlerle dolu , çok keyifli bir kitaptı. 






... ''Tırnaklarımın altı pis, parmaklarım dövmeli olabilir,'' dedi ona, ''ama bunları sıcak bir banyoyla ve bir deri kalpazanıyla halledebilirim. Sence kirli ruhunu asla yıkayamazsın. Asla değişmeyeceksin ve asla bir fark yaratmayacaksın. Öldüğünde de kimse seni özlemeyecek çünkü yaşayıp  yaşamaman kimsenin umurunda olmayacak.''



... ''Ah, evet. Aşk. Herkesin ortak noktası. Hepimizi aptallaştırıyor.''


... Sadece kendisine ait bir şeyleri olsun istiyordu. Bunun da ötesinde bir amacı olsun istiyordu; önemli olmak, bir işe yaramak istiyordu.


... Doran'ın ayak işleri yapmasını izlemenin verdiği hazzı inkâr edemezdi. Her işle birlikte Doran'ın tırnakları parlaklığını biraz daha yitiriyordu.  Su toplayan avuçlarındaki kabarcıklar nasıra dönüşmüştü ve Solara bunun bir erkeğe, bebek teni gibi yumuşacık ellerden daha çok yakıştığını düşünüyordu. Yani aslında Doran'a bir iyilik yapmış oluyordu.



...''Çoğu insanın iyilik yapmak için bir sebebe ihtiyacı yoktur. Ben de o insanlardan biriyim. Biraz çabalarsan sen de olabilirsin.''



... İnsanların ailelerini seçememesi çok kötüydü.


... Rahibe Agnes güven duygusunun güneşte açan bir çiçek gibi olduğunu söylerdi. Kendinizi bu dünyanın sıcaklığına ne kadar açarsanız Tanrı'nın nimetlerinden o kadar faydalanırdınız. Solara'nın deneyimleri ise ona güvenin sustalı bıçak gibi olduğunu öğretmişti. Eğer bunu birine çok hızlı teslim ederseniz sırtınızdan bıçaklanırdınız. 




GO! KİTAP 

Çeviren: Demet Orhan
430 sayfa
2017