11 Ağustos 2017 Cuma

Okudum Bitti- 97: Ölüm Meleği || Osman Aysu




               Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Osman Aysu 'nun son kitabı Ölüm Meleği. Yazarın daha önce iki kitabını okumuştum.

Kayıp yazısı burada ,

Devlet Sırrı yazısı ise şurada.


     Anlatımı, kullandığı dil, naif kelimeleri... Osman Aysu çok farklı ve özel yazarlardan bence. Daha çok kitabını okumalıyım. 



       Yakışıklı, zengin, tanınmış, genç bir adam Cem Baransel. Ama mutlu değil. Hayattan tat  alamıyor. Ameliyat olursa düzelme ihtimali olan bir hastalığı var ama o yaşamak istemiyor. Yakın çevresinin ısrarlarına rağmen inatla ameliyatı reddediyor. Babasının ölümünden sonra işlerin ve dolayısıyla hatırı sayılır servetin kontrolü ona geçiyor. Ama artan nöbetlerinin de etkisiyle işlerden elini eteğini çekip çok güvendiği mali müşaviri Cengiz ve avukatı Tahir'e bırakıyor işleri. Zaten ölmek istediği ve ölüme de yakın olduğunu düşündüğü için çok da umurunda değil. 

       Ta ki bir gece ''Ölüm Meleği'' olduğunu söyleyen gizemli ziyaretçisiyle karşılaşıncaya kadar. Arka kapakta da bu konuda bilgi olmadığı için ilk tepkim şöyleydi : ''Ayy polisiye okuyacağım derken fantastik öğeler de çıktı.'' 

    Hasta bir adam , bir Ölüm Meleği ve giderek ilginçleşen durumlar. Tam ama ben bunu tahmin etmiştim dediğim anda ilginçleşmeye başladı. Hatta polisiye okumanın en tatlı durumu sürprizli final keyfine de vardım. 

     Sanırım şimdiye kadar okuduğum kitaplar içerisinde içinde en çok ''Mehtap'' geçen kitaptı. Bu yüzden ben bu kitabı Mehtaplı kitap olarak anacağım. Farklı, eski kelimeler öğrendim. Bir kısmını cümlenin gidişinden tahmin etsem de, annem ve sözlükler sağ olsun. 







''Bu, insanoğlunun yapısında mevcuttu, zihnen açıklayamadığı bir olayla karşılaşınca arkasından korku geliyordu.''



''Sıkışan ve gözü kararan insanlardan her türlü davranışı beklemek mümkündü.''



''İnsan, normal biri olduğunu başkalarına gösterebilmek için kendini gizlemek zorunda kalınca gerçeklik duygusunu kolaylıkla yitirebiliyordu.''




EPHESUS YAYINLARI

1. Baskı 2017

392 Sayfa 



5 Ağustos 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 96: Hiçbir Şey Söyleme || Brad Parks





               Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Arkadya Polisiye 'nin tazecik şekeri Hiçbir Şey Söyleme. 

           Kitabın arka kapak yazısını şöyle bir okuyunca ben bu kitabı severim demiştim. Yazar Brad Parks The Washington Post ve The Star-Ledger'in eski habercilerindenmiş. Üstelik polisiye romanlarının en hatırı sayılır ödüllerinden Shamus, Nero ve Lefty ödüllerinin üçünü de kazanan tek yazarmış. Merakla başladım. Kapağı da güzel ama daha farklı olsa da olurmuş. Başlamadan eleştirdim işte böyle. 572 sayfa üstelik. Bu aralar sıcaktan sanırım okuyamıyorum çok. Okuma hızım da düşük olunca, korkmadım dersem yalan olur. Ama hiç de öyle olmadı. Bazı aksaklıklara (elektrik kesintisi gibi) rağmen merakla okudum bitirdim ve çok sevdim.  



            Yargıç  Scott Sampson ve eşi Alison 'un hayatı kendi aralarında ''Babayla Havuz Günü'' dedikleri bir çarşamba günü, Alison'un kocasına gönderdiği bir mesaj yüzünden kabusa döner. Aslında ikizleri alıp havuza götürmesi gereken Yargıç, eşinden gelen mesajla çocukları onun alacağını düşünür ama mesajı gönderen Alison değil çocukları kaçıranlardır. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla, şantaj aramaları, mesajları gelmeye başlar. 

           Emma ve Sam 'i kaçıranlar Scott'ın bir davada kendi istedikleri kararı vermesini isterler.  Bundan sonrası çorap söküğü gibi... Bir yandan iri yarı, azılı suçluların yanında esir tutulan çocukların yaşadıklarını sıkıntıyla okurken diğer yandan Scott ve Alison 'ın atacağı hassas adımları okumak için sayfaları aynı tedirginlikle çevireceksiniz. Şüphe, çaresizlik ve kaybetme korkusunu ben fazlasıyla hissettim. Kitabın heyecanını kaçırmadan daha fazla ne söyleyebilirim bilmiyorum ama beni ağlattı bile. Çok aşırı heyecanlı, temposu yüksek bir kitap değildi ama asla sıkıcı da değildi. Belki fazla detaylı bulan olmuştur ya da olacaktır ama bence konuya hakim olmak için gerekli detaylardı bence. Şu okuma açısından sıkıntılı günlerimde bana ilaç gibi geldi. Teşekkürler Brad Parks teşekkürler Arkadya . :) 






''O  anda bir tsunamiden hemen önce, tüm sular aniden kıyıdan çekilirken kumsalda oturuyor olmanın nasıl bir his olduğunu anlayıverdim. Az sonra sizi yıkacak o darbenin boyutunu tahmin etmenin mümkün olmadığı o andaki hissi.''



'' Güvenlik denilen şey bir efsane; insan gerçekliğini maskelemek için kendimizi inandırdığımız büyük bir yalandı. Sosyal ilişkiler taşa değil, kuma yazılmış sözleşmelerdi ve ciğerinde yeteri kadar nefesi olan herhangi biri tarafından herhangi bir anda üflenerek rüzgâra karışabilirdi.'' 



''Bir ebeveynin çocuğundan hakkında geçmiş zaman kipiyle bahsetmesinden daha yürek parçalayıcı bir şey olabileceğini sanmıyorum.''




''Sık ağaçlı bir ormanın ortasında esir tutulan çocuklar. Bu hikâye Grimm masallarından çıkmış gibiydi.''




''İçten parça parça, dıştan tek vücut. Tüm dünya çapında kız kardeşliğin tanımı buydu işte.''




''Mark devam etti: 'Yani demek istiyorum ki hayal bile edemiyorum. Bu en kötü kâbusum gerçek oldu lafının bile yanına yaklaşamayacağı türden bir şey.''




''Çocuklarımı kaçıranlar daha şimdiden saçlarımı ne yana yatıracağım gibi ufak bir ayrıntıda bile kontrolün kendilerinde olduğunu göstermişti. Mahkeme salonuna çıplak çıkmamı isteseler bunu da yapardım. Görünmez ellerin görünmez iplerle kontrol ettiği bir kukla gibiydim.'' 




''Para hayatın her alanında tüm kapıları açıyordu. Mahkeme kapılarınıysa özellikle daha yüksek bir sesle açma gücüne sahipti'' 



''Çocuklarımızı kaçıranların talimatları kesin ve açıktı: Hiçbir şey yapma. Hiçbir şey söyleme.''






ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Deniz Arı
1. Baskı Temmuz 2017
572 Sayfa