20 Ağustos 2017 Pazar

Okudum Bitti- 99: GriTopya || Pia & Yeşim Demir






         Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Pia ve Yeşim Demir tarafından yazılan Gritopya. İki yazarı daa ilk defa okuyacak olmanın heyecanı ile başladım. İlginç bir okuma oldu.


        Gezegenimizin olası bir geleceğine yolculuğa çıkarıyor kitap bizi. GriTopya çünkü güneş ışınları bile gri. Yeşilin katledilmesi, küresel ısınma derken doğal kaynakların yok olduğu bir olası gelecek. Kadınlar kısacık bir süre içerisinde  anne olabiliyorlar. Yapay bir fanusun içerinde kısa sürede oluyor bebekler. Bitki gibi. Teknoloji ileri ama kaybedilenler daha büyük. Zaten şimdi bile öyle değil mi?  


        Hem oldukça kısa bir kitap, hem de birçok detay barındırıyor. Mesajlar veriyor. Gri bir dünyada Nancy ile renkler için mücadele etmek için okuyun gitsin. Devamı olacak mı bilmiyorum ama olursa okurum. :) 








''Bazen çok büyük sessizlikler duyabileceğiniz en desibelli çığlıktır.''



'' Aşk, her devirde insan kalbini güzelleştirmeye sebepti...''



''Hepimiz biliriz ki, insanoğlu evrende bilinen en akıllı ve en gelişmiş canlıdır. Ancak insanoğlu kadar yaşadığı dünyaya, çevresine, geleceğine zarar veren başka bir canlı yoktur. Para, hırs, çıkar, kibir insanoğlunun kendi kendini yok etme silahlarındandır. Sevgi, saygı, mutluluk gibi duyguların, çoğunlukla para arzusu, hırs, makam gibi kötü isteklere mağlup olmasına izin verirsek geride yaşamdan ne kalır ki?''



''İster iyilikle ister kötülükle, küçük yaşlarda çocuk beyninin en temiz halini neyle doldurmaya başlarsanız, onu alır o beyin.''





DESTEK YAYINLARI


Haziran 2017

184 Sayfa



       

     
     

18 Ağustos 2017 Cuma

Okudum Bitti-98: Dimple ve Rishi Tanışınca || Sandhya Menon






            Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Misis Kitap'ın üçüncü güzeli Dimlpe ve Rishi Tanışınca. Kitap çevrilmeye başlandığından beri, yani ilk duyduğumdan beni merakla, heyecanla beklediklerimdendi. Çünkü tatlı çevirmenini çoğumuz tanıyoruz. Blog yazılarını neredeyse ilk gününden beri severek okuduğum, Youtube videolarını zevkle izlediğim Pinuccia'nın Kitapları blogunun tatlı sahibi Pınar. 💓 Blogu için tık tık.




            Üstelik bugün doğum günüymüş. Kutlu olsun,  Şirin ile beraber kendisine musmutlu, bol kitaplı yıllar diliyoruz. Çevirinin mükemmel olduğunu söylemeye gerek yok bence. :) Kitap çok güzel bir sunumla geldi. Bu şekilde satın alabilirsiniz isterseniz. Mis kokulu sabunu, bandanası, pipetli bardağı ile beraber. :) Şirin kızım sunum setine dahil değil. 


        Dimple hayalleri, idealleri olan , kendi ülkesinde doğup büyümese de geleneklerine bağlı bir ailede yetiştirilen Hintli bir kız. Hayallerine kavuşmak için üniversite öncesi bir yaz okuluna gitmek istiyor ama başta annesi olmak üzere ailesinin planlarında iyi bir Hintli koca bulmak var. Pahalı bir yaz okulunun ücretini ödemeyeceklerini düşünürek sormaya bile çekinir ama şaşırtıcı bir şekilde kendini orada bulur. :) 

        Rishi ise yaşıtlarının aksine görücü usulü evliliğe bile itiraz etmeyecek kadar ailesine bağlı Hintli bir yakışıklı. Ailelerin kendi aralarında kurdukları plandan haberdar. Neredeyse yani. 

        Film gibi romantik bir karşılaşma olacak zannediyorsanız, ehh romantik komedi diyelim. Dimple ve Rishi tanışınca neler olacak merak ediyorsanız okuyun bence. Oldukça tatlıydı. Hint kültürüne dair tüyolar da bulabileceğiniz, yer yer güzel mesajlar da veren şeker bir kitap olmuş. Okurken sık sık ahh gençlik, hey gidi eski günler, ilk aşk ne tatlıydı ya, gibi iç çekmeler yaşamama sebep oldu o ayrı. :) Bir de siz kitabı okurken Hint müziği dinleyebilirsiniz ama benim aklımda şu vardı: Aşk incelik ister... Bir de gülmeyin, Yıldız Tilbe Havalım dinleyin benim için. :))




     
               
''Rishi yıllardır annesini ve babasını gözlemleyerek uyum ve istikrar için nelerin önemli olduğunu öğrenmişti. Bir sürü dramatik ve kalp durduran romantik anısı olsun istemiyordu. Sadece uzun ve sürdürülebilir bir birliktelik istiyordu.''



'' Müstakbel eşim, merhaba,'' diye seslendi. Sesi neşe doluydu. Ve devam etti, 'Ömrümüzün birlikte geçecek kalan kısmına başlamak için sabırsızlanıyorum.'
     Dimple bir dakika boyunca oğlana baktı. O an aklına gelen tek kelimeyi söyledi: 'Ne? Ne?' 

    Dimple bu çocuk hakkında ne düşüneceğini bilmiyordu. Seri katil? Hapishane kaçkını? Yan kesici? Her şey anlamsızdı. Bu yüzden o an aklına gelen ilk şeyi yaptı ve elindeki soğuk kahveyi oğlanın suratına çarptı, aksi yönce hızla oradan uzaklaştı.''


''Offf, hangimiz cevaplarını duymaktan hoşlanmayacağımız soruları, yine de ısrarla sormaya devam etmeyiz ki?''



''Sanatın işe yaramazsa ne olacak ki? Seviyorsan yine de yapmalısın. Yoksa sevmenin ne anlamı var?''



''Sanki ruhlarınız dost sizin...''



''Dimple az önce Rishi'nin ruhunu gerçekten görmüştü ve o ruhu çok sevmişti.''



''Bir anda aklına Emily Bronte'nin Uğultulu Tepeler kitabından o meşhur alıntı geldi: 'Ruhlarımızın ne ile yoğrulduğunu bilmiyorum, ama onunkiyle benimki aynı hamurdan.' Dimple bunu düşününce kızardı ve kafasını dağıtmak için öksürüyormuş gibi yaptı.''



''Dimple'ın elleri terlemişti. 'İstediğin bu mu? Bir masal mı?''

'Başlangıçta pratik bir birliktelik istemiştim, ama şu an bir masalın ortasındayım zaten.' ''




MİSİS KİTAP

Çeviren: Pınar Çelebi
Temmuz 2017
436 Sayfa





       

11 Ağustos 2017 Cuma

Okudum Bitti- 97: Ölüm Meleği || Osman Aysu




               Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Osman Aysu 'nun son kitabı Ölüm Meleği. Yazarın daha önce iki kitabını okumuştum.

Kayıp yazısı burada ,

Devlet Sırrı yazısı ise şurada.


     Anlatımı, kullandığı dil, naif kelimeleri... Osman Aysu çok farklı ve özel yazarlardan bence. Daha çok kitabını okumalıyım. 



       Yakışıklı, zengin, tanınmış, genç bir adam Cem Baransel. Ama mutlu değil. Hayattan tat  alamıyor. Ameliyat olursa düzelme ihtimali olan bir hastalığı var ama o yaşamak istemiyor. Yakın çevresinin ısrarlarına rağmen inatla ameliyatı reddediyor. Babasının ölümünden sonra işlerin ve dolayısıyla hatırı sayılır servetin kontrolü ona geçiyor. Ama artan nöbetlerinin de etkisiyle işlerden elini eteğini çekip çok güvendiği mali müşaviri Cengiz ve avukatı Tahir'e bırakıyor işleri. Zaten ölmek istediği ve ölüme de yakın olduğunu düşündüğü için çok da umurunda değil. 

       Ta ki bir gece ''Ölüm Meleği'' olduğunu söyleyen gizemli ziyaretçisiyle karşılaşıncaya kadar. Arka kapakta da bu konuda bilgi olmadığı için ilk tepkim şöyleydi : ''Ayy polisiye okuyacağım derken fantastik öğeler de çıktı.'' 

    Hasta bir adam , bir Ölüm Meleği ve giderek ilginçleşen durumlar. Tam ama ben bunu tahmin etmiştim dediğim anda ilginçleşmeye başladı. Hatta polisiye okumanın en tatlı durumu sürprizli final keyfine de vardım. 

     Sanırım şimdiye kadar okuduğum kitaplar içerisinde içinde en çok ''Mehtap'' geçen kitaptı. Bu yüzden ben bu kitabı Mehtaplı kitap olarak anacağım. Farklı, eski kelimeler öğrendim. Bir kısmını cümlenin gidişinden tahmin etsem de, annem ve sözlükler sağ olsun. 







''Bu, insanoğlunun yapısında mevcuttu, zihnen açıklayamadığı bir olayla karşılaşınca arkasından korku geliyordu.''



''Sıkışan ve gözü kararan insanlardan her türlü davranışı beklemek mümkündü.''



''İnsan, normal biri olduğunu başkalarına gösterebilmek için kendini gizlemek zorunda kalınca gerçeklik duygusunu kolaylıkla yitirebiliyordu.''




EPHESUS YAYINLARI

1. Baskı 2017

392 Sayfa 



5 Ağustos 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 96: Hiçbir Şey Söyleme || Brad Parks





               Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Arkadya Polisiye 'nin tazecik şekeri Hiçbir Şey Söyleme. 

           Kitabın arka kapak yazısını şöyle bir okuyunca ben bu kitabı severim demiştim. Yazar Brad Parks The Washington Post ve The Star-Ledger'in eski habercilerindenmiş. Üstelik polisiye romanlarının en hatırı sayılır ödüllerinden Shamus, Nero ve Lefty ödüllerinin üçünü de kazanan tek yazarmış. Merakla başladım. Kapağı da güzel ama daha farklı olsa da olurmuş. Başlamadan eleştirdim işte böyle. 572 sayfa üstelik. Bu aralar sıcaktan sanırım okuyamıyorum çok. Okuma hızım da düşük olunca, korkmadım dersem yalan olur. Ama hiç de öyle olmadı. Bazı aksaklıklara (elektrik kesintisi gibi) rağmen merakla okudum bitirdim ve çok sevdim.  



            Yargıç  Scott Sampson ve eşi Alison 'un hayatı kendi aralarında ''Babayla Havuz Günü'' dedikleri bir çarşamba günü, Alison'un kocasına gönderdiği bir mesaj yüzünden kabusa döner. Aslında ikizleri alıp havuza götürmesi gereken Yargıç, eşinden gelen mesajla çocukları onun alacağını düşünür ama mesajı gönderen Alison değil çocukları kaçıranlardır. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla, şantaj aramaları, mesajları gelmeye başlar. 

           Emma ve Sam 'i kaçıranlar Scott'ın bir davada kendi istedikleri kararı vermesini isterler.  Bundan sonrası çorap söküğü gibi... Bir yandan iri yarı, azılı suçluların yanında esir tutulan çocukların yaşadıklarını sıkıntıyla okurken diğer yandan Scott ve Alison 'ın atacağı hassas adımları okumak için sayfaları aynı tedirginlikle çevireceksiniz. Şüphe, çaresizlik ve kaybetme korkusunu ben fazlasıyla hissettim. Kitabın heyecanını kaçırmadan daha fazla ne söyleyebilirim bilmiyorum ama beni ağlattı bile. Çok aşırı heyecanlı, temposu yüksek bir kitap değildi ama asla sıkıcı da değildi. Belki fazla detaylı bulan olmuştur ya da olacaktır ama bence konuya hakim olmak için gerekli detaylardı bence. Şu okuma açısından sıkıntılı günlerimde bana ilaç gibi geldi. Teşekkürler Brad Parks teşekkürler Arkadya . :) 






''O  anda bir tsunamiden hemen önce, tüm sular aniden kıyıdan çekilirken kumsalda oturuyor olmanın nasıl bir his olduğunu anlayıverdim. Az sonra sizi yıkacak o darbenin boyutunu tahmin etmenin mümkün olmadığı o andaki hissi.''



'' Güvenlik denilen şey bir efsane; insan gerçekliğini maskelemek için kendimizi inandırdığımız büyük bir yalandı. Sosyal ilişkiler taşa değil, kuma yazılmış sözleşmelerdi ve ciğerinde yeteri kadar nefesi olan herhangi biri tarafından herhangi bir anda üflenerek rüzgâra karışabilirdi.'' 



''Bir ebeveynin çocuğundan hakkında geçmiş zaman kipiyle bahsetmesinden daha yürek parçalayıcı bir şey olabileceğini sanmıyorum.''




''Sık ağaçlı bir ormanın ortasında esir tutulan çocuklar. Bu hikâye Grimm masallarından çıkmış gibiydi.''




''İçten parça parça, dıştan tek vücut. Tüm dünya çapında kız kardeşliğin tanımı buydu işte.''




''Mark devam etti: 'Yani demek istiyorum ki hayal bile edemiyorum. Bu en kötü kâbusum gerçek oldu lafının bile yanına yaklaşamayacağı türden bir şey.''




''Çocuklarımı kaçıranlar daha şimdiden saçlarımı ne yana yatıracağım gibi ufak bir ayrıntıda bile kontrolün kendilerinde olduğunu göstermişti. Mahkeme salonuna çıplak çıkmamı isteseler bunu da yapardım. Görünmez ellerin görünmez iplerle kontrol ettiği bir kukla gibiydim.'' 




''Para hayatın her alanında tüm kapıları açıyordu. Mahkeme kapılarınıysa özellikle daha yüksek bir sesle açma gücüne sahipti'' 



''Çocuklarımızı kaçıranların talimatları kesin ve açıktı: Hiçbir şey yapma. Hiçbir şey söyleme.''






ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Deniz Arı
1. Baskı Temmuz 2017
572 Sayfa



29 Temmuz 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 95: Hiç Kimse Buraya Senin Kadar Ait Değil || Miranda July'dan Öyküler






       Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı rengarenk, farklı kapaklarıyla gördüğümden beri okumak istediğim kitaplardan biri olan Hiç Kimse Buraya Senin Kadar Ait Değil. 

       Sırf iddiasız ama güzel kapaklar değil elbette okumak isteme sebebim. Miranda July bizzat kendisi.  Birinci Kötü Adam 'ı henüz okumadım ama öykü kitabıyla başlamak daha tatlı oldu. Ben zaten açken baklava yemeyi de severim. 

     Miranda July ile Ben, Sen ve Diğerleri ile tanışmıştım. Filmi izleyeli epey oldu ama çok güzeldi. Sakin ama derin. Tıpkı Miranda'nın güzelliği gibi. Miranda July bir meyve olsaydı bence çilek olurdu. Farklı, güzel, sevilen. Filmi izlerken bilmiyordum filmin yazarı, yönetmeni de kendisiymiş. 

       Öyküler de değişik, cesur. Öykü sever bünyeme doping gibi geldi. Güzeldi, çok güzeldi. Romanı da okumam şart oldu. 16 tane öykü içeren bu güzel kitabın istediğiniz rengini alıp okuyabilirsiniz. Sarı, yeşil ve turuncu kapaklıları da var. 




''İnsanlar, kendi boyutlarındaki insanlardan oluşan gruplarla takılmak eğilimindedirler, çünkü bu, insanın boyunu zorlamaz. İşin içinde romantik bir ilişki varsa durum değişir, boy farkı seksidir. Bu şu demektir: Senin için mesafeler aşmaya hazırım.''
*Ortak Avlu


''Bu kişi herkesçe sevilmek için tek şansını yok ettiği gerçeğine üzülüyor; bu kişi yatağa yatarken bu trajedinin ağırlığı yüreğine çöküyor. Ama rahatlatıcı bir yük bu, neredeyse insan kadar ağır. Bu kişi iç çekiyor. Bu kişinin gözleri kapanmaya başlıyor, bu kişi uyuyor.''
*Bu Kişi



''Arayışımızı bir fener gibi önümüzde tuttuk. Sevmememiz gereken insanları sevdik, sonra imkansız aşklarımızı unutmak için başkalarıyla evlendik ya da dünya denen kazana merhaba diye seslendik ve sonra daha kimse yanıtlayamadan kaçtık.''
*Romantizm



''Dünya diye düşündüğümüz her şey gerçekte başkalarının yaptığı işlerin sonucuydu. Kaldırımlardaki her çizgi, her bir tuzlu kraker...''

''Eve giden uzun yolda ikimiz de konuşmadık. Tek kişinin tuttuğu iplerle bağlanmış, ayrı yönlere giden iki uçurtma gibiydik.''
*Hiçbir Şeye İhtiyaç Duymayan Bir Şey



''Harika bir şeyi gerçek bir şey için bırakmak ne büyük hata.''
*2003'te Sevişmek



''Dizlerim büküldü, yere çöktüm. İngilizce ağladım, Fransızca ağladım, tüm dillerde ağladım, çünkü gözyaşları dünyanın her yerinde aynıdır. Esperanto.''
*On Gerçek



EVEREST YAYINLARI

Çeviren: İnci Asena
1. Baskı Temmuz 2017
176 Sayfa



28 Temmuz 2017 Cuma

Okudum Bitti- 94: Pandemonyum || Lauren Oliver





               Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Eylem sayesinde listeme aldığım Deliryum serisinin ikinci kitabı Pandemonyum. Deliryum hakkındaki yazım için tık tık.  

         İlk kitap normal olarak heyecanı dorukta bırakmıştı. Bu ay benim için zor okuma ayı oldu. Ya yavaş okuyorum ya da okumaya başlayınca uykum geliyor. O yüzden okurken hakkını verememiş olabilirim. İlk kitabı büyük bir heyecanla okumuştum. Bu kitapta daha fazla olay var ama ben de heyecan yoktu. O yüzden iki günden fazla sürdü bitmesi. 

        Kitap ''Önce'' ve ''Şimdi'' olarak bölümlere ayrılmış. Böylece geçmişe de dönüşler yapıyoruz. Aklım hep Alex de kalmış olsa da Julian'ı da sevdim. Kitabın sonuna kadar Alex'in ölüp ölmediğini merak edip durdum. Sırf o sebeple dur biraz okuyayım diye kendimi motive etmiş olabilirim. :) Beklemeden son kitaba başlarım diyordum ama araya birkaç ince kitap aldım. Şimdi gidip final kitabından biraz biraz okuyayım. Distopya seviyorsanız bu seriyi de seversiniz bence. Ya da zaten okumuşsunuzdur. Gerçi sanki çok sık görmedim. Distopyaya yeni başlayanlar çok daha fazla sevebilir. Farklı gelir. Bol okumalı, mutlu günler dilerim.





     
'' Eski Lena öldü.
Onu gömdüm.
Onu bir çitin ötesinde, duman ve alevlerden oluşan bir duvarın arkasında bıraktım.''


''Keder bulanık bir suyun içinde dibe batmak, gittikçe o suya gömülmek gibi. Tekmeleyerek kaldırılmış toz toprağın renginde bir suyun içindeyim sanki. Aldığım her nefeste boğulur gibi oluyorum. Tutunabileceğim bir şey yok.''


''Bir keresinde ağaçlarda yetişen bir mantar türüyle ilgili bir yazı okumuştum. Mantar köklerden dallara su ve besin taşıyan sistemleri gasp etmeye başlıyor. Onları teker teker işlemez hâle getiriyor ve boğuyor. Çok geçmeden suyu, kimyasalları ve ağacın hayatta kalması için gereken her şeyi taşıyan mantar -yalnızca mantar- oluyor. Aynı zamanda ağacı yavaş yavaş, içten dışa çürüterek anbean öldürüyor.
     Nefret de böyledir işte. İnsanı besler, aynı zamanda içini çürütür.''



''Yukarıda yaptıkları hata bu. Yalnızca belli insanların yerinin olduğunu düşünüyorlar. Belli türde insanların bir yere ait olduğunu. Geri kalanın çöp olduğunu. Ama çöpün bile bir yeri olmalı. Yoksa her yeri tıkar, pıhtılaşır, çürür ve iltihaplanır.''



''Cennet sıcak suymuş. Cennet sabunmuş.''




ARTEMİS YAYINLARI

Çeviren: Bilge Gündüz
1. Basım Mayıs 2015
432 Sayfa



26 Temmuz 2017 Çarşamba

Okudum Bitti-93: Ben En Çok Kendim Olmayı Sevdim Ya Sen? || Gamze Berberci Çelik





                Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı nadir okuduğum türlerden:  iletişim ve İlişki Koçu olan Gamze Berberci Çelik tarafından yazılan ve Arkadya Yayınları tarafından şahane bir kapakla beğenimize sunulan Ben En Çok Kendim Olmayı Sevdim Ya Sen? 

         Az az okuyup , uzun zamanda bitiririm diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Kişisel gelişim alanındaki kitaplarda pek benlik bir şeyler bulamam normalde. Bana dokunmaz, beni etkilemez. Ya da bilmediğim bir şeyler söylemez bana genelde. Bu benim önyargım da olabilir ama bu sebeple çok tercih etmediğim bir tür. Bu kitap birkaç yerde kalbime dokundu, düşündürdü. Biraz hüzünlendirdi. Ya da içimdeki hüznü rahatsız etti, kalk git der gibi. Bilemeyeceğim... 

            Kitabın içinde sorular, hikayeler var. Adım adım ilerledim. Sanki Gamze Hanım ile birebir konuşmuş gibi hissettim. Birkaç yerde etrafımdakileri de okuma macerama dahil ettim.  Kitabın içinden çok güzel kartlar çıkıyor. Onları okumak da ayrı bir keyifti. Görsel olarak da çok tatlılar. Türü seviyorsanız bu kitaba bayılacaksınız, benim gibi korkuyorsanız da sevmeniz olası. :) 





* Unutmayalım, insanlar üzerinde en güçlü etkiyi bırakan, ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz ve karşımızdaki kişiye ne hissettirdiğimizdir.




* Albert Einstein 'ın ookula başlamadan önce konuşma zorluğu çektiğini, Marilyn Monroe' nun ilk sahne denemesinde kendisine ofis sekreterliği teklif edildiğini, ancak kabul etmeyerek sinema tarihinin yıldızı olduğunu, Elvis Presley'e şarkıcılıkta şansı olmadığı için kamyon sürücüsü olarak hayatına devam etmesinin önerildiğini, Oprah Winfrey'e televizyonculukta ısrarcı olmamasını, çünkü kendisinde sahne ışığı olmadığının söylendiğini ve şu an en çok kazanan sunucu unvanını taşıdığını, Walt Disney'in yaratıcı fikirleri olmaması sebebiyle işinde kabul görmediğini, fakat bugün animasyon dünyasının devi olduğunu biliyor muydun?

         Her birinin farklı özellikleri vardı. en güçlü yanları kendilerine güvenmeleri ve ne istediklerini bilmeleriydi. Hepsi de kendine yatırım yapmanın önemini bilen ve pes etmeden ve sabırla işini yapan insanlardı. 


* Kendine değer vermeyen insan, değersizleştirilmeyi de göze almalıdır. Kendinden başka her şeyi düşünen, kendi ilgi alanlarını bilmeyen, kendi doğrularını fark edemeden bu dünyadan göçüp giden insan, değersiz biri olmayı kabul eden insandır. İyi niyetle bir işe başlamak yerine, hep bahaneler ardına sığınıyorsak, başkası için yaşamayı planlıyor ve kendimiz için hiçbir adım atmıyorsak değerimiz de bilinmez, önemimiz de hissedilmez.


* Kabullenmek ve affetmek yaşamın kimi zaman en acı, kimi zaman en tatlı gerçeğidir. 



*  Umut, uyanık insanın en güzel rüyası, yaşamın hediyesi, ruhu besleyen damardır.



*Hayal gücü bir insanın kanatları, ruhunun en güçlü motivasyon kaynağıdır.



* Kim ya da ne olduğumuz fark etmez, hayatta insanın başına her şey gelebilir. Bugün ayrılık acısını yaşarken, yarın hiç ummadığımız yerde ruh ikizimizle karşılaşabilir, bir kez daha istemeden ayrılabilir ya da karşılıksız aşka düşebiliriz. Unutmamamız gereken, yaşadıklarımızın her zaman bizim için en hayırlısı olduğudur. Nietzsche'nin de dediği gibi ''Amor fati'', yani, ''Kaderini sev, belki de seninki en iyisidir.''




ARKADYA YAYINLARI

1. Baskı Haziran 2017
336 Sayfa



23 Temmuz 2017 Pazar

Okudum Bitti- 92: Diseksiyon || Mehmet Rıza




           
             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yerli bir gerilim/macera romanı Diseksiyon. Yazarı Mehmet Rıza uzun yıllar sağlık sektöründe çalıştıktan sonra edebiyat dünyasına yönelmiş. Tıbbi detaylarla dolu bir kitap.

         Kahramanımız Mayda Ramazan başarılı, genç bir kalp cerrahı. İlk bakışta iyi bir kariyere, yüksek hayat standartlarına, mutlu bir evliliğe sahip olduğu için şanslı azınlıktan olduğunu düşünebilirsiniz. Lüks arabalar, pahalı telefonlar... Neredeyse hayal edilebilecek her şeye sahip. Güzel bir kızı da var. Daha ne ister ki bir insan, öyle değil mi? Ama değil işte. Bir andan her şey sarpa sarmaya başlar. Önce iş yerinde, sonra hayatında. Hem de öyle böyle dert değil başındaki. Gizli cemaatler, büyük paraların döndüğü çıkar oyunları... Yalanlarla, sırlarla örülü hayatıyla yüzleşmesini okurken birçok farklı detaya daha şahit olacaksınız. 


       Detay dedim de kitap birazcık fazla detaylı ve uzatılmış geldi. Hani biraz daha az ve öz olsaydı , daha mı iyi olurdu acaba?  Punto da biraz küçüktü.  Zaten bu ay okuma hızım yerlerde sürünüyor. Yeni yazarlar keşfetmeyi benim gibi siz de seviyorsanız şans verebilirsiniz. 


    Bakın Mehmet Rıza ne demiş: 

''  Diseksiyon, tıpta vücuttaki bir parçanın çıkartılması anlamına geliyor ama teşrih, tahlil, parçalarına ayırıp inceleme gibi anlamları da var. İnsan, ruhunun bozulduğunu fark etmeden yaşayabiliyor. Bir gün aynaya baktığında değiştiğini görebiliyor. İşte o zaman yol ayrımında bir karar vermesi gerekiyor: İnsan ya özünü arayacaktır ya bozulan yaşam kısmının tüm hayatını ele geçirmesine izin verecektir! 'Diseksiyon'u bu açıdan tıbbi bir terimden daha çok, polimorf bir kavram olarak tanımlıyorum.'' 
* Sözcü Gazetesi röportajından.





''Hayat, sanki ipleri birbirine karışan bir yumak gibi... Tam çözdüm derken birçok ip düğümlenebiliyormuş demek.''



''Şu hayatta kimse sahte bir gerçekle kandırılıp, ömrünü geçirmeyi kabullenemez. Küçük yalanlar, büyük yanlışlar doğuruyor.''




MONA KİTAP

1. Baskı Haziran 2017
476 Sayfa



22 Temmuz 2017 Cumartesi

Okudum Bitti-91: Kara Nehir || Ellen Marie Wiseman





                  Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı bu ay okuduklarımdan biri. Geçen ay okuduklarımdan da daha sırada bekleyen var ama çok soğutmadan Kara Nehir 'den bahsetmek istedim. Ellen Marie Wiseman 'in daha önce çıkan iki kitabını da okudum. 


Ardımda Kalanlar yazısı için tık tık

Erik Ağacı yazısı için tık tık.


         İki kitabı da severek okumuştum. Kara Nehir'i de seveceğimi düşünerek başladım ve öyle de oldu. Hüzünlü bir hikaye, sağlam kadın karakter ki Wiseman kadın karakterlerini öyle seviyor. :) 

        Anne ve babasını kaybettikten sonra, yıllar önce çok kötü anıları olduğu Kara Nehir 'e dönmek zorunda kalan Emma Malloy ile tanışıp onun kararlılığına, cesaretine hayran kalırken; maden işçilerinin yaşadığı zorlukları da içiniz acıyarak okuyacaksınız. 

        Dünyanın neresinde olursa olsun ezilen, zor şartlarda çalışan, çalıştırılan insanların kaderleri ne yazık ki çok da farklı olmuyor. Keşke birileri daha zengin olsun diye zavallı insanlar sömürülmese. Adalet, eşitlik gibi kavramlar herkes için olsa keşke. Çocuk işçiler olmasa, açlıkla boğuşmasa kimse... Keşke dünyada bu kadar kötülük olmasa... İşte böyle derin düşüncelere soktu kitap beni. 





''Belki de konu masumların ölümüyle acı çekişi olduğunda eşitlik ve adalet diye bir şey yoktu.''






''Toprağı kazıp kömür çıkaran adamların aileleri sefillik içinde yaşarken, kendilerinin lüks içinde yaşadığını bildiği hayatlarına nasıl devam edebiliyorlardı? Emma midesinin bulandığını hissetti, neredeyse öğürecekti. Birden üzerindeki kıyafetleri ve yediği gösterişli yiyecekleri anımsadı. Onlar da çocuklarının karnını doyurabilecek parayı güçlükle kazanan madencilerin sırtından edinilen parayla satın alınmıştı.'' 


''İnsanlar anlamadıkları şeylerden korkarlar.''



''O gece Clayton, Emma'ya dikey madem kuyusunun hareket edip çökmeye başladığını söyledi. Bir madenci ezilmiş, başka bir madenci iki yüz metre geçidin üzerine düşüp ölmüştü. Genç kız sonradan düşündüğünde her gün bu korkuyla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hayal edemedi. Her gün kocam ya da çocuğum eve dönecek mi diye korkarak yaşanır mıydı? '' 






ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Dilek Parsadan
1. Baskı Haziran 2017
480 Sayfa



16 Temmuz 2017 Pazar

Okudum Bitti- 90: Melez || Tuğba Kartalkaya



             
          Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı çıktığı günden beri İnstagram'da görüp merak ettiklerimden Melez. Konusuna şöyle bir bakınca okurum, hatta severim bence dedim. Yanılmadım da. Serinin ilk kitabı. Devamını da merak ediyorum. Yeni yazarlar keşfetmeyi çok seviyorum zaten. Var mı sizin de son zamanlarda ilk defa okuyup, sevdiğiniz yazarlar? 


             Ayça'nın ailesini ziyaret etmek için çıktığı yolculukta kaza geçirmesiyle başlıyor kitap. Biz bu arada Ayça 'yı tanımaya başlıyoruz sevgisiz bir ortamda büyümüş bir kız Ayça. Çocukluğundan beri rüyaları garip ve korkunçtur. En sevdiği insan, teyzesi de uzağa taşınınca büsbütün yalnız hissetmeye başlar. Rüyaları da şiddetini artırır. Hayal mi, gerçek mi, rüya mı karışık haldedir. Artık rüyalarına bir anlam vermesi gerektiğine karar verir. Bu uğurda Türkiye'den Makedonya ve Sırbistan 'a gider. Tolga 'Dan hiç bahsetmedim, sürpriz olsun okuyacaklara. 

       Balkanlar'a uzanan gizemli ve fantastik bir yolculuğa çıkmak hem ilginç hem güzel geldi bana. Kim güvenilir kim değil ben de en az Ayça kadar tereddüt ettim. Daha fazla detay verip heyecanını kaçırmayayım. Devamı için beklemedeyim. :) 






''Rüyalarının onu kötü bir sona sürüklemediğine inanmak istedi. Başka bir şansı da yok gibiydi.''



''Yakında  tüm sorunlarının çözüme ulaşacağına inanıyordu. Oysa insanın en tehlikede olduğu an vakitsizce rahatlama duyduğu andır. ''



''İnsan çaresizlik içindeyken kendisinden beklenmeyen cesareti gösterebilir.''



''Hayatta kalmak için umuduma tutunmak zorundayım. ''



''İnsanlar galiba hep ellerinde olmayan şeylere sahip olduklarında mutlu olacağını sanıyor. Oysa mutluluk bir seçimdir. Çevrene nasıl baktığın, dünyayı nasıl gördüğün, ne hissetmeyi seçtiğindir. Mutsuzluk ise sanırım daha çok bir bağımlılık gibi, mutlu olmayı hayal etsen de bir türlü kurtulamadığın türden.''





FANTASTİK KİTAP


416 Sayfa

2017



15 Temmuz 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 89: Mehmet Akif Ersoy Yarından Da Yakın || Semrin Şahin





            Kitap seven herkese merhaba. Okunanlar kulemi yavaş, hatta çok yavaş da olsa bloga not almaya devam ediyorum. Günün kitabı Alakarga Biyografik Romanlar serisinden Mehmet Akif Ersoy Yarından Da Yakın. 

   Daha önce yine Semrin Şahin tarafından yazılan Ömer Seyfettin Vatan Sevdalısı kitabını okudum. Yazısı için tık tık.  

Ve serinin bir başka kitabı olan Mazlum Alptekin tarafından yazılan Ahmed Arif Bir Mısra Boyunca Maceram 'ı okudum. Yazısı için tık tık. 

       Elimde serinin hepsi yok ama birkaç tanesi daha var. Onları da severek okuyacağımdan eminim. 


          Mehmet Akif Ersoy 'un hayat hikayesini, tatlı bir hikayenin içine saklanmış olarak bulup okuyoruz. Kitap içinde kitap.  Dediğim gibi biyografi okumayı zaten seviyorum, biyografik romanlar da daha bir tatlı oluyor. Daha önce duyduğum, okuduğum şeyleri tekrar okuyup hatırlamak güzeldi. Bence bütün seriyi alın okuyun, sonra en sevdiğiniz çocuğa hediye edin. Harika olur. 





''Akif'in küçük yaşta hem ruhunu hem zihnini yoğuran, onu eğitip yetiştiren babasıydı. Okula başladığı yıl Arapça öğretmeye başlamıştı Akif'e. Safahat'a yıllar sonra, 'Hem babam hem hocamdır; ne biliyorsam kendisinden öğrendim,' diye yazacaktı Akif.''


''17 km uzaklıktaki okuluna yürüyerek gidip gelirdi Akif. Bir gün bu durumunun faekına varıp ona yardım etmek isteyen sınıf arkadaşlarına, 'Ben parasızlıktan değil, sporcu olduğum için yürüyorum,' dedi. Bunu söylediği gün pişman oldu. Eve dönerken kara kara düşünmeye başladı. Yol boyunca kendisiyle çekişti: 'Sen koca Tahir Efendi'nin oğlusun. Yakıştı mı sana sıkışınca yalan söylemek?' 
      O gece uyuyamadı. Sağa döndü, sola döndü. Sabah uykusuzluktan şişmiş gözlerle kalktığında kararını vermişti çoktan. Sırf yalancı çıkmamak için güreş öğrenerek sporcu olacaktı. Güreş hocasına verecek bir şeyi yoktu ama. Buna da bir çözüm buldu. Böylece ilk hocalığı böyle başladı Akif'in.
   Güreş hocasının yanına gidip durumunu anlattı. Hocası elini Akif'in omzuna koydu ve, 'Anlaştık Akif,' dedi. Akif hocasına okuma yazma, hocası da Akif'e güreş öğretecekti. Bir süre sonra okulunda güreşte birinci oldu. Ardından gülle atmaya başladı. İstanbul birinciliği getirdi, gülle atma ona.''


''Geçim sıkıntısına ve annesiyle kız kardeşini açıkta bırakmamak uğruna katlandığı zorluklara karşın Akif, 22 Aralık 1893'te, o zaman Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi adını taşıyan Veteriner Fakültesi'nden birincilikle mezun oldu.''


''İstanbul'da bulunduğu yıllarda memurluğunun yanında çeşitli okullarda kompozisyon dersleri öğretmenliği de yaptı Mehmet Akif. 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra devrin ilim ve fikir hayatında önemli yeri olan Sırât-ı Müstakim gazetesinin başyazarlığına geldi.'' 



ALAKARGA YAYINLARI


1. Basım Şubat 2017

92 Sayfa