27 Nisan 2017 Perşembe

Okudum Bitti-58: Üst Kattaki Deli Kadın || Catherine Lowell






             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı ilk gördüğümden beri okumak için sabırsızlandığım Üst Kattaki Deli Kadın. 

         Meşhur Bronte Kardeşleri bilirsiniz, değil mi? Az çok hepimiz bir ucundan biliyoruzdur bence. Uğultulu Tepeler (Emily Bronte), Agnes Gray (Anne Bronte) Jane Eyre (Charlotte Bronte)... Bu kitabı okuduktan sonra Bronte Kardeşler hakkında araştırma yapma isteği doğdu içimde. En kısa zamanda kitaplarını da tekrar okumak istiyorum. 

          Kahramanımız Samantha, Bronte Kardeşlerin yaşayan son akrabası. Babası hayattayken hep edebiyatla, özellikle de Bronte Kardeşler ile iç içe geçmiş hayatı. Yaşayan tek varis olduğu için gizemli bir mirasa konduğu düşünülüyor birçok kimse tarafından. Ama Samantha'nın peşinde olduğu şey maddi bir miras değil. O babasının hatıralarını yaşatacak, kendince onu ölümsüz kılacak bir hikayenin peşinde.  Oxford Üniversitesi'ne başladığında da eminim okuduğunuz da çok seveceğiniz yakışıklı profesör Orville 'e tanışır. Özel derslerinde etttikleri sohbetler çok tatlıydı, benden söylemesi. 

               Kitapların kılavuzluğunda gizemi çözmek için en az Samantha kadar merak ederek sayfaları çevirdim.  Henüz hiç Bronte kitabı okumadıysanız bu kitaptan sonra ilk alışverişinizde sepete birer tane atarken bulacaksınız kendinizi. 




               Bu arada Bertha Mason aklıma gelince yani kitabın adını duyar duymaz gözümün önüne Çolpan İlhan'ın Sonbahar Rüzgarları filmindeki şahane performansı geldi. (Bu fotoğrafın kitapla alakası olmasa da kıştan kalan kardan adamlarımın son günleri olduğu için hoş görünüz. Şey bir de Kartal Tibet adıma imzaladı o kartpostalı, onun görmemişliğini yaşıyorum. :))





... Orville de cenaze levazımatçısı kılıklı Maggie gibi soyadım hakkında konuşmak isteyecekti. Yangını, mirası, efsaneyi konuşmak isteyecekti. Emily Bronte'nin 5 Aralık sabahında kahvaltıda yediklerini, Anne'in boş zamanlarında yazdığı erotik şiirleri, Charlotte'ın poposundaki gizli dövmeyi öğrenmek isteyecekti. Bu da benim üstümdeki lanetti, İngiltere'nin en ünlü üç kadınıyla akrabaydım.



... Charlotte, Emily ve Anne'i tanıyordum ve bence kimse kimseyi böylesine tanımamalıydı. Ayakkabı numaralarını, boylarını, küçük, saçma sapan sırlarını, niçin kavga ettiklerini ve neye güldüklerini, Emily'nin sağ ayağındaki beni bile biliyordum. Sevgi barındırdığı her kalbi yaralardı. Bu da benim yaramdı işte: Çok iyi tanıdığımı düşündüğüm arkadaşlarımla aslında hiç tanışmadığımı biliyor olmam.


... Babamın felsefesine göre kitaplar, okuyucunun hayal gücünün sürekli biçim değiştiren birer ürünü değildi. Romanların kendi içlerinde belirli ipuçları ve haritalar sakladığını söylerdi. İpuçları derken, benzetmelerden ya da sembolizmden bahsetmiyordu. Gerçek ipuçlarından bahsediyordu. Onun için her kitap kendi kendinin define haritasıydı. İyi bir kitap onu okuyan kişide asla silemeyeceği bir iz bırakır, derdi. Yapman gereken tek şey gözünün önünde duran şeyi görebilmeyi öğrenmek.



... ''İsterseniz derin bir nefes alın, ha? Bu sadece bir kutu.''
     ''Pandora da öyle demişti.''



... Zekâ, insanı olduğundan daha güzel gösterebiliyordu.



... Çok huzursuz hissediyordum. Karanlıkta bir başına kalmış hayal gücü kadar korkunç bir şey yoktu.






ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Çağla Önsal
1. Baskı Nisan 2017
408 Sayfa





25 Nisan 2017 Salı

Okudum Bitti-57: Böyle mi Olacaktı? | Tarihte İz Bırakan 13 Ayrılık || Jennifer Wright




              Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı adından da belli olacağı üzere 'Tarihte İz Bırakan 13 Ayrılık'ı anlatan Böyle mi Olacaktı? kitabı. Jennifer Wright o kadar tatlı tatlı anlatmış ki Gülse Birsel 'den okuyormuşum gibi hissettim. Anlatıma tatlı dediğime bakmayın epey sert ayrılık hikayeleri bunlar. Eğlenceli bir dille anlatılmış ve çok keyifle okudum. 


İçindekiler kısmı bile güzel olur mu bir kitabın? Oluyor. Bakınız:

1. Yerinizi ''Nasıl ya?'' dedirtecek biri aldıysa Nero ve Poppaea'yı okuyun.

2. İşini bilen, bağımsız ve yırtıcıysanız Akitanyalı Eleanor ve II. Henry'yi okuyun.

3. Sizinkiler eski sevgilinizi tasvip etmediyse ve size daha iyilerini layık gördüyse Lucrezia Borgia ve Giovanni Sforza'yı okuyun.

4. Aynı hatayı iki kere tekrarladıysanız VIII. Henry, Anne Boleyn ve Catherine Howard'ı okuyun.

5. Mutlu çiftlere kıs kıs gülmeye başladıysanız Anna İvanovna'yı okuyun.

6. Hayaletlere İnanıyorsanız (ve sosyal medya meraklısıysanız) Timothy Dexter'ı okuyun.

7. Az evvel kendinizi kaybedip eski sevgilinize hararetli bir e-posta yolladıysanız Caroline Lamb ve Lord Byron'ı okuyun.

8. Bedeninizle barışıklığınız hasar aldıysa John Ruskin ve Effie Gray'i okuyun.

9. Sadece acılı bir ilişki idiyse Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'ı okuyun.

10. Terk edildiyseniz Edith Wharton ve Morton Fullerton'ı okuyun.

11. Eski sevgiliniz kadar iyisini bulmakta zorlanıyorsanız Oskar Kokosha ve Alma Mahler'ı okuyun.

12. Bir özrü hak ediyorsanız Norman Mailer ve Adele Morales Mailer'ı okuyun.

13. Sonunda her şeyin yoluna gireceğine inanmak istiyorsanız Debbie Reynolds, Eddie Fisher ve Elizabeth Taylor'ı okuyun.


   İşte okuyacağınız ilişkiler bunlar. Tüm bunları anlatırken haliyle dönemlerine dair çok güzel bilgiler de veriyor yazarımız. Ben kitabı okurken aklımda hep Sezen Aksu'nun İkili Delilik şarkısı vardı. Sıradaki şarkıyı hediye edercesine bu kitabı da sevip terk edilmiş, aldatılmış, kırılmış tüm kalplere tavsiye ediyorum. Aslında adıyorum demek istedim bir an. :) Çeşitli görseller de iliştirilmiş bölümlerle ilgili. Arada açıp vay be, yok artık, yuh gibi  tepkiler veririm bu kitaba ben.
              




... Evrim biyologları, aşk acısı çeken insanların beyin taramalarının, yoksunluk dönemindeki kokain bağımlılarının beyin taramalarıyla birebir aynı çıktığını keşfetmişler. 


...Romalılar, İnsan öldürmenin yaratıcı ve beklenmedik yollarını keşfetmeye bayılırdı. Roma'da baba katilleri, gözleri bağlanıp sopalarla dövüldükten sonra bir çuvala tıkılırlardı. İçine ayrıca bir maymun, yılan, köpek ve bir horoz atılan çuval, ağzı dikilerek kapatılırdı. Çuvala tıkılan hayvanların birbirleriyle iyi geçinmeyecek türden olmaları şarttı. Ama aslında onun da önemi yoktu, çünkü çuval, ağzı kapatıldıktan sonra nehre atılırdı. Maymun, yılan, köpek ve horozu eşzamanlı büyülemeyi başarsanız bile boğulup giderdiniz.


... Antik Roma'da hadım etme yasaktı. Başka ülkelerden hadım satın alabilirdiniz ama Romalı bir köle olmanın en büyük ayrıcalıklarından biri, cinsel organlarınıza el sürülmeyecek olmasıydı.


... Disney yalan söylüyor. Günümüzde gece yarısı bir partide dans ederken ayakkabınızı kaybettiyseniz sarhoş olduğunuz için kaybettiğinizi biliriz. Ama 1100'lü yıllarda bir partide ayakkabınızı kaybettiyseniz büyük bir ihtimalle biri ayağınızı kesip ayakkabınızı çalmıştır ve bir yerde ölüp gitmişsinizdir.


... Tarihçi Johann Burchard, Diary'sinde şöyle anlatıyor:

1501 Ekim'inin son gününde Cesare Borgia, Vatikan'daki özel dairesinde sosyete orospusu olarak bilinen ''elli namuslu fahişe'' ile bir ziyafet düzenledi. Yemekten sonra kadınlar konuklarla ve orada bulunan diğer kimselerle önce giyinik, ardından çırılçıplak dans etti. Yemekten sonra, masaların üzerindeki şamdanlar kaldırılıp yerlere kondu ve etrafa kestaneler atıldı. Çıplak fahişeler, el ve dizleri üzerinde şamdanların arasında gezinerek kestaneleri toplarken Papa, Cesare ve kız kardeşi Lucrezia onları seyretti. Son olarak da, fahişelerle en fazla iş tutanlara ipek tunik, ayakkabı, şapka ve benzeri ödüller dağıtıldı. 



... Bazen aptallık, iyilikten ve parıltıdan üstün gelebiliyor.




DOMİNGO YAYINLARI

Çeviren: Zeynep Yeşiltuna
Mart 2017
250 Sayfa



23 Nisan 2017 Pazar

Okudum Bitti-56: Yaşamak || Yu Hua




                Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Çinli bir yazardan. Yu Hua 'nın Yaşamak kitabı. Daha önce Çinli yazarlara ait çok fazla kitap okumadığım için sepete atmıştım kitabı. İyi ki atmışım, çok güzeldi.

   Çin edebiyatından okuduğum kitaplar:

Mo Yan - İri Memeler ve Geniş Kalçalar yazısı burada,

Mo Yan - Değişim yazısı burada,

Ha Jin - Çözülme yazısı burada.


       Yaşamak birçok kayıp yaşayan Fugui 'nin uzun yaşamının anlatısı. Maddi, manevi bir çok şeyi kaybederken yaşamaya devam eden Fugui 'nin yaşamı. Bakmayın dramatik gelmesin cümlem, aslında okurken kızmadan edemedim ona. Çünkü gençlik günlerinde hatırı sayılır aile servetini kumarhanelerde, genelevlerde yiyip tüketen bir adam. Ama daha sonra sıfırdan başlamayı da becerebilmiş bir adam. Kendi zor günlerinin üstüne bir de Kültür Devrimi 'nin yıkıcılığı eklenir. İç Savaş zamanında zorla, hatta tesadüfi olarak askere alınır.Evine dönmesi uzun zaman alır. Döndüğünde de işler pek iç açıcı gitmez.

          Fugui 'nin kişisel gelişimi açısından zorlu ama olumlu olsa da üzücü hikayesini ülkesinin de durumu eşliğinde harika bir dille okumak çok güzeldi. Ve tüm bunları yaşlı bir adam olan Fugui ile karşılaşan anlatıcıyla (yazar) olan sohbetlerinden dinliyoruz. Anlatım o kadar güzeldi ki kendimi yaşlı adam ile sohbet eden anlatıcı gibi hissettim. Yazarı sevdiklerim listeme ekledim gitti.







... Artık öyle bir noktaya gelmiştik ki, yaşamak ya da ölmek önemli değildi. Ölmeden bir parça ekmek yiyebilirsek mutlu olacaktık.



...Jiazhen ise Fengxia'nın sırtında mutluydu. ''Tedavi edilemez olması iyi bir şey, yoksa tedavi masrafları için parayı nereden bulabilirdik?'' dedi.



... Hikâyesi, pençelerini ağaca geçirmiş bir kartal gibi esir almıştı beni.




JAGUAR KİTAP

Çeviren: Bahar Kılıç
1. Baskı Nisan 2016
206 Sayfa



22 Nisan 2017 Cumartesi

Okudum Bitti-55: Bir Nedene Sunuldum || Yalçın Tosun




     Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı öykülerini severek okuduğum Yalçın Tosun'un okumadığım son öykü kitabı Bir Nedene Sunuldum. Peruk Gibi Hüzünlü 'yü de çok sevdim, ondan da birkaç alıntı yazacağım ilerleyen günlerde. Ve ilk kitap alışverişimde Yalçın Tosun'un şiir kitabı Kendini Tutan Su'yu alacağım.

    Yalçın Tosun öyküleriyle ilk olarak 2014 yılında Dokunma Dersleri ile tanıştım. Yazısı burada.

   Daha sonra yazarın ilk öykü kitabı olan Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'i okudum. Yazısı burada.


     Kitap beş bölümden oluşuyor ve her bölümde dört güzel öykü bulunuyor. Bölüm başlarında çok güzel alıntılar var ve bazı öyküler tanıdık birilerine ithaf edilmiş, Tomris Uyar, Füruzan gibi. Ve daha başlar başlamaz güzel bir öykü ile merhaba kitap. Yalçın Tosun okumaya başladığım için kendimi şanslı hissediyorum. Tarzını biliyorsanız zaten sevmemeniz mümkün değil. Cinsellik içeren, bazen sert gelebilecek, biraz da kasvetli öyküler. 


En sevdiklerim: Kiraz'ın Kokusu (ilk öykü) , Güzel Yüzlü Garsonlar ve aslında kararsız kalsam da sanırım Siyah Külot.


Kitapta bulunan öyküler:

1
Kiraz'ın Kokusu
Fesleğenler
Kırmızı Gemiler Geçer
Siyah Külot

2
Bir Berber Hikayesi
Tarazlı
O Mahrem Dehliz
Pembe Yuvarlak

3
Güzel Yüzlü Garsonlar
Kutucuklar
Zigon Sehpanın Üstü
Mevhibe Yaren'in Zifaf Jartiyeri

4
Sığınaksız
Otoportre
Karganın Merhameti
En Uzak Dağ

5
Beyaz
Yardımcı Erkek Oyuncu
Dili
Bir Med Cezir Yokluğu





... Evet, çok inatçıydım tüm kırılganlığıma rağmen. Ya da tüm kırılganlar gibi mi demeliydim? İnadımın tırnaklarıyla tutunuyordum sanki bu bir türlü anlayamadığım, hoyratlığıyla başımı döndüren, muhteşem ve korkunç hayata. 
                         *Pembe Yuvarlak



... Daire, Teşvikiye'nin en görkemli apartmanlarından birinin son katındaydı. Apartmanlara 'daire' denmesini hep trajikomik bulmuştu Zülfi Bey, ondandır, hüzünle gülümsedi. Bir yerlerde mi okumuştu ne; bu daire lafı, evlerin içinde ömür tüketen insanların zavallı kısır döngüsünü anlatan pek asap bozucu bir şakaya işaret etmekteydi. Sahiden, aynı dört duvar içinde 'dön babam dönelim' diyerek bir ömrün sonuna varmak, birçoğumuzun kaderi değildiyse neydi?
                       *Mevhibe Yaren'in Zifaf Jartiyeri



... O kocaman, mürdüm gözlerini bana çevirdiğinde ona sarılmak isterdim. Nerede olursak. Yanımızda kim bulunursa bulunsun. Ama bu arzumu sulamaz, daha filizlenmeden kurumaya bırakırdım. Oldum olası böyle cinayetlerin ustasıydım, nice doğmamış heveslerin acemi katili.
                         * Otoportre



... Yalnızlık bir tercih olmadığında can sıkıcı olabiliyordu çünkü.
                           * En Uzak Dağ





YAPI KREDİ YAYINLARI
2. Baskı Aralık 2015
130 Sayfa




20 Nisan 2017 Perşembe

Okudum Bitti-54: Neruda'nın Postacısı || Antonio Skarmeta

  


    Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı çok severek okuduğum Neruda'nın Postacısı.  Kitaptan uyarlanan Ateşli Sabır ve onun İtalyan versiyonu Postacı filmlerini epey uzun zaman önce izlemiştim ve çok güzeldi. Yakında tekrar izleyeceğim. Normalde kitaptan önce filmi izlemem ama nadiren de olsa oluyor böyle. Ama aradan zaman geçtiği için sorun olmadı. Yine de önce kitap, sonra film olsun hep. :) 

           Şili'de Isla Negra isimli kasabada yaşayan Mario Jimenez isimli genç tesadüfen gördüğü bir ilan sayesinde kasabanın postacısı olarak işe başlar. Hem şansı hem bisikleti sayesinde postanenin tek müşterisine postaları taşımaya başlar. Ve o tek müşteri de harika Pablo Neruda 'dır. On yedi yaşında hayranı olduğu şaire bu kadar yaklaşabilmek herkese nasip olmaz. Kıskandım sanki. :)  

        Neruda 'ya da sık posta geldiği için aralarında zamanla bir dostluk kurulur. Birbirlerine oldukça ilginç yardımları da dokunur. Nobel Edebiyat Ödülü kazanmayı beklediği sıralar devlet başkanlığına aday gösterilir ama Salvadar Allende de aday gösterilince geri çekilir ve Sallavar Allende  demokratik oylarla seçilmiş ilk Marksist olarak Şili'deki seçimlerden galip çıkar. Neruda da Paris'e büyükelçi olarak atanır ve kasabadan ayrılır ve geri döndüğü zaman, Genereal Pinochet darbesi yüzünden gözetim altındadır ve sağlık durumu da iyi değildir. Eskisi gibi postalarını götüremeyen Mario mektupları ezberler. Sonrası mı? Çok anlattım bile ,henüz okumadıysanız okuyun.

     Kısacık sayılabilecek bu yüzden tadı damağımda kalan çok tatlı, yer yer hüzünlü, güzel bir kitaptı. 





... ''Kötü bir haber mi var?''
     ''Berbat bir haber! Beni cumhurbaşkanlığına aday göstermeyi öneriyorlar.''
      ''Ama Don Pablo, bu harika bir şey!''
      ''Aday göstermeleri harika da, ya seçilirsem?''


... En sonunda postacı, şairin dizelerinin epeyce bir bölümünü belleyip de kızı baştan çıkarmak üzere bunları kullanmaya niyetlendiğinde, Şili'de pek korkulan bir kurumla, yani kaynanayla burun buruna geldi.



... ''Kültürlü geçinen beyefendi, söyleyin bakalım. Materyalist ne demekmiş?''
     ''Materyalist, bir gül ile bir tavuk arasında seçim yapmak zorunda kaldığında hep tavuğu seçen kişidir,'' diye homurdandı telgrafçı.




KIRMIZI KEDİ YAYINEVİ

Çeviren: İnci Kut
2. Basım Ekim 2016
152 Sayfa




19 Nisan 2017 Çarşamba

Okudum Bitti- 53: Bir Göçmen Kuştu O || Ayla Kutlu






            Günün son kitabı da çocuk kitapları hariç (onlar da çok güzel) geç başlayıp hayran olduğum yazarlardan Ayla Kutlu 'nun çok severek, hüzünle okuduğum kitabı Bir Göçmen Kuştu O.

         Yazarın daha önce üç kitabını okudum: 

Kadın Destanı yazısı burada ,

Sen De Gitme Triyandafilis yazısı burada,

Hüsnüyusuf Güzellemesi yazısı burada.


     Hepsi birbirinden farklı ve çok güzeldi. Ayla Kutlu birçok farklı türde eserler veren, mutlaka okunması gereken yazarlarımızdan. Benim gibi geç kaldıysanız daha fazla gecikmeyin başlayın bir ucundan.


     Bir Göçmen Kuştu O 1986 yılında Madaralı Roman Ödülü 'nü kazanmış. 


     1977-78 Osmanlı Rus Savaşı zamanında evlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kalan bir ailenin yaşadıklarını konu alıyor kitap. Yıllarca dostça yaşadıkları Rus komşuları tarafından kafası kesilen Batu Bey 'in karısı Cevahir yanında alabildiği varla yok arası eşyasıyla oğlu Emir 'i yanına alarak yola koyulur. Zorlu bir yolculuğun ardından perişan haldeyken Batum'da Mahmut Ağa ile yolları kesişir ve Urfa'ya gelirler. Yolda hamileliğini gizleyen Cevahir 'in bir de engelli kızı olur. Çocuğu olmayan Ağa ve karısı Gülüş çocukları evlat edinirler.

      Bundan sonra Ağa evinde büyüyüp, eğitim alan Emir Bey 'in ailesine odaklanır roman. Zaten göçmen kuş olan da Emir Bey'dir.  Daha çok kadınlar etrafında devam eder olaylar. İlk eşi Nurhayat, kardeşi Helal Hanım, Yeşil Hanım ve eşi Nevnihal. 

       Osmanlı Mebusan Meclisi kapanmadan önce saygıdeğer bir mebus olan Emir Bey, İstanbul'un işgalinden sonra kaçak durumuna düşer ve kurtuluş mücadelesine katılmak için Ankara'ya gider. Ve zorlu süreç tamamlandıktan sonra büyüdüğü topraklara döner yeni karısıyla. Tüm bu süreç, hem başlangıçtaki göçün , hem de Cumhuriyet 'in inşa sürecinin zorlukları çok harika anlatılmış. Sonraki ev işi karmaşa da ayrı duygu yüklüydü. Kitabın devamı olan Emir Bey'in Kızlarını da önümüzdeki ay okumayı planlıyorum. 



...Yeşil Hanım gözleri ıslanarak:

 - Nevnihal yavrum, dedi. Baban bu acıya dayanacak güçte değil. Perdeler bir daha açılmasın. Göz hırsız... İzin vermeyelim. Yalan da olsa yanlış da, bir daha onların ışıklarını evimize sokmayalım. Gün gelir, onlar dönüş yoluna girerler. O zaman bakarız, hakkımızdır. Baktığımız kıçlarındaki ışıktır. Ne demişti Sarı Paşa? ''Geldikleri gibi giderler...'' Tanrı'nın izniyle askerin gücüyle... Olacak bu.



... ''Ben Nevnihal, insanların iyi olduğuna inanırım. Bütün görüp yaşadıklarım bunu, yani, bu inancımı değiştirmeye yetmedi. Ama bir şeye iyiden inandım: İnsanlar birinin ardına takıldıklarında, başkalarının oyununa geldiklerinde, sürüye dönüşüyorlar. Tek insana tek kahramana kinim ondan.''



...''Bütün bağlar, bütün haklar bir gecede yok olabilir. Yok etme gücünü ilk kullananın buna neden kalkıştığını anlamazsınız önce. Bir gece dostluk ve güven içinde yatmak ve ertesi sabah akıldışı bir düşmanlıkla, kana susamışlıkla karşılaşmak, akıl alır şey midir? Değildir, çünkü bunun adı gaflettir. Bilmem duydunuz mu, sıcak denizlerde Amok denilen bir çılgınlık hali vardır. Böyle durumlarda, bütün bir ırk amoklaşıveriyor.''



... İnsan gençken kaderi yeneceğini sanır. Sonra anlar: Kader senin hükmüne uymaya mecburum.





BİLGİ YAYINEVİ

2. Basım Temmuz 1986
248 Sayfa



Okudum Bitti-52: Çile || Necip Fazıl Kısakürek (Bütün Şiirleri)





        Şiir seven herkese merhaba olsun bu defa da. Her ay bir şiir kitabı okuma kararı vermiştim. 2017 yılında uygulayacağım inşallah. Şubat ayında hemşehrim Necip Fazıl şiirleri eşlik etti bana. 


     Sevdiğim şiirleri olsa da, genel olarak biraz ağır geldi bana şiirler. Daha önce okuyup lise zamanlarımda şiir defterime yazdığım çok sevdiğim şiiri ve birkaç tane tadımlık sevdiklerimden yazıp veda ediyorum, şimdilik. Mart ayında da yine hemşehrim olan Cahit Zarifoğlu şiirleri okudum, yakında buralarda paylaşırım. Şiir tadında ama en önemlisi huzurlu, sağlıklı günlerimiz olsun.




EN YAKIN

Bütün insanlığı dövsen havanda,
Zerre zerre herkes yine yalınız.
Boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek başına, dağ, taş ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Eşini kaybetmiş herkes eşinde.
İçinizde yiv yiv derinleşin de,
Çıksın karşısına en yakınınız!
                          (1972)




YAKINLIK

İnsan, yaklaştığınca yaklaştığından ayrı;
Belli ki; yakınımız yoktur Allahtan gayrı...
                    (1972)



HEP O

Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay; kendimden kaçabilsem...
                      (1973)




ŞARKI

Her ağızda, her telde, fânilik dırıltısı
Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı...
                      (1980)




GÜZEL ŞEY

Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
                      (1977)



YİNE HÂL

Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum;
Bir kuş bir kuşu öldürse ben can çekişiyorum...
                   (1976)




KORKU

Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur:
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur...
                  (1973)




Ve bahsettiğim en sevdiğim şiirlerden olan :


BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

                           (1937)





YAPI KREDİ YAYINLARI

3. Baskı Eylül 2005
472 Sayfa



Okudum Bitti-51: İnsanın Gerçek Doğasını İfşa Eden Deney || Stanley Milgram




               Kitap seven herkese merhaba. Günün ilk kitabı hem ürperten hem düşündüren cinsten. 

          Sosyal psikolojinin önde gelen isimlerinden biri olan Stanley Milgram, Nazi Almanyasındaki soykırımdan etkilenerek itaat üzerine deneylere başlamış. İlgi alanınızsa zaten biliyorsunuzdur. Benim çok hakim olduğum bir konu olmasa da merakla okudum. Kendimi deneklerin yerine koydum ama elbette oturduğum yerden cevap vermek, tepki vermek kolay.

       Adolf Eicmann'ın yargılanmasından sonra tartışılan , acaba onlar sadece emirlere mi uyuyorlardı sorusu çıkış noktası olmuş Milgram deneylerinin. İşte kitabımızda da bu deneylerin raporlarını, hangi ortamlarda, kimlere yapıldığını, nasıl tepkiler verildiğini okuyoruz. Bazı deneklerin tepkilerini okurken ürperdim gerçekten.




... İtaat, bireysel davranışı politik amaçla birleştiren bir bağdır. İnsanları otoritenin sistemlerine bağlayan çimento gibidir o.



... Tüm ahlak kuralları içinde evrensel kabule en yakın olanı şudur: Kişi kimseye zararı olmayan ve tehdit oluşturmayan zavallı birine acı çektirmemelidir. Bu ilke, itaatın zıddı olarak kabul edilebilir.



KAFE KÜLTÜR YAYINCILIK

Çeviren: Melis Olçum&
K. Uğur Tüfekci
1. Baskı Nisan 2015
192 Sayfa







15 Nisan 2017 Cumartesi

Okudum Bitti-50: Bu İş Burada Biter || Marieke Nijkamp




     
        Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı dikkat çeken sunumuyla elime ulaşan Bu İş Burada Biter. 

       Gerçek hayatta da (sanırım özellikle Amerika'da) sık sık duyduğumuz bir konuyu işliyor kitap. Öğrencilerden biri okuldakileri rehin alıp, terör estiriyor. Epey kanlı bir kitap, bol karakterli ve her karakterin iç dünyasına bakış atma fırsatı buluyoruz. Olayın duyulmasıyla da sosyal medya tepkileri de kısa kısa verilmiş, twitter yazışmaları, blog yazıları şeklinde. 

     Tüm bu gerilim dolu olaylar yaklaşık bir saatte yaşanıp, bitiyor. Sylv, Claire, Tomas ve Autumn 'un yaşadıkları kendi bakış açılarıyla anlatılmış, arada geri dönüşler de var. Yani çok anlatıcılı bir kitap. Bu yüzden daha da çabuk okunuyor. Mücadele, gerilim, fedakarlık her şey var. Kolay okunan, hemen bitecek, hani şu 'okuyamama dönemlerine' ilaç gibi gelecek fındık fıstık gibi kitaplardan.






... İç çekişler ve ağlayışlar ve çığlıklar duyuyordum. Sırt çantaları ve ders kitapları her yere dağılmıştı. Kurşunlardan biri hedefini şaşıp konuşmacılardan birine saplandı. Ama her şeyin ötesinde, burada ölüm vardı, insanlar ölüyordu ve her yer kana bulanmıştı.



...''Şimdi bu muyuz biz? Haberlerdeki bir hikâye miyiz?''



... Cesur olmanın bu kadar korkutucu olabileceğini hiç düşünmemiştim.



... Ölüm yaşamı, yaşam ölümü yanında taşıyordu.




MARTI YAYINLARI

Çeviren: Eylül Başak Şen
1. Baskı Şubat 2017
302 Sayfa


13 Nisan 2017 Perşembe

Okudum Bitti-49: Kimsesiz Çocuk || Simon Lelic





           Kitap seven herkese merhaba. Gecenin kitabı sarsıcı konusuyla Kimsesiz Çocuk.  

       Aldığı ufak tefek işlerden pek memnun olmayan avukat Leonard Curtis, çok ses getiren bir davayı alır. Küçük bir kız tecavüze uğrayıp, öldürülmüştür ve suçlu olarak yakalanan  da on iki yaşındaki bir çocuktur (Daniel). Aldığı bu zor dava yüzünden ailesi rahatsız edilir, toplumsal baskı uygulanır. Öyle ki kendi güvenliklerinden korkar hale gelirler ama Leonard vazgeçmez. 

      Daniel kimseyle konuşmaz. Leonard onu konuşturup onu bu hale getiren sebepleri öğrenmek ister. Görüşmelerini okuyup detayları öğrendikçe adeta huzursuz oldum.

      Konu böyle tedirgin edici olunca, psikolojik gerilim dozu zaten baştan yeterli. Daha iyi, daha uzun uzadıya işlense harika olurdu. Farklı gelişmeler de var ama o da okuyacaklara sürpriz olsun.





... ''Cinsel tacizde bulunanların yüzde sekseni cinsel tacize maruz kalmış kişiler. Daniel böyle doğmamış, Leo. Bu hale getirilmiş.''




FENİKS KİTAP


Çeviren: Filiz Tülek

308 Sayfa
2016