21 Ekim 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 134: Ya Evde Yoksan! || Cemal Safi





                  Şiir seven herkese merhaba. Günün kitabı annemin kıymetlilerinden. Cemal Safi sevme nedenim kitaba da ismini veren Ya Evde Yoksan şiiri. Şarkı haline gelen şiirleri okurken, gözümün önüne hep şarkıları seslendirenler geliyor. Bu şiirde de Orhan Gencebay değil de Ragıp Savaş geliyor. :) Farklı konularda, farklı tarzlarda çok güzel şiirler okudum. Teşekkürler anne. :)

               En sevdiklerimden birkaç örnek vereyim, şiir gibi geçsin günleriniz.



      
            MUSTAFA KEMAL

Yıpratamaz darbeler bugün dünden daha genç
Şimdi daha da zinde sağ sağ Mustafa Kemal
Samsun ufkundan güneş yeni doğmuş kadar dinç
Batmadı batmayacak çağ çağ Mustafa Kemal

Ondokuzda başladı, otuzsekizde durdu
Bu cenneti bizlere ondokuz yılda kurdu
Türkün iman gücüyle zırhladı Anayurdu
İnkılâplarla ördü ağ ağ Mustafa Kemal

Ey şimdi mağrur vatan, inkâr edersen utan
En mağdur günlerinde kimdi elinden tutan?
Kahroldu kahrolacak dalına dil uzatan
Bozulmaz bozulamaz bağ bağ Mustafa Kemal

Ne Mutlu Türküm diyen asil kanda gücümüz
Kırık gururumuzu onaran öğüncümüz
İlim irfan yolunda mürşidimiz öncümüz
Her zaman arkamızda dağ dağ Mustafa Kemal...


RÜYALARIM OLMASA 

Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun,
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa.
Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun;
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa...

Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak?
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak?
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak,
Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Sevmesem özler miyim seni can pahasına?
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına.
Adını söyleyemem, senden bir başkasına;
Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa...

Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam,
Sana değil, saçının bir teline kıyamam.
Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem;
Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da,
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da,
Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda;
Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa...
            

ÇIKARDI

Harami hırlıydı şimdiki beyden,
Eşkiya eskiden dağa çıkardı.
Konuğa kem gören şu köhne köyden,
Eskiden essahtan ağa çıkardı! ...
Hanzonun, hırbonun, nüfusu azdı.
Doksan bin içinde dokuz olmazdı!
Sığırın hepisi öküz olmazdı,
Daha çok tosunla, boğa çıkardı...
Devletin cebinden çeken çekene,
Üstünü başını söken sökene,
Önünü ardını diken dikene,
Deh soktu, çüş çekti, oha çıkardı! ...
Kimdir bu utanmaz yüzü sırımlı?
Yeşilin katlinden kimdir sorumlu?
Tarlaya fabrika kurdu Çorumlu'lu,
Hesabı bahçeye bağa çıkardı! ...
Haberler terörden şehitler sunar,
Sözcüler lâf olsun babından kınar,
Eskiden bir cana bir cihan yanar,
Feryâd'ı figanlar göğe çıkardı! ...
Seçilen bu kadar dönek olmazdı,
Seçen de bu kadar binek olmazdı,
Bu kadar süt veren inek olmazdı,
Sağsalar bin kova daha çıkardı! ...
Takip et şu giden süslü dişiyi,
Pasaktan geçilmez kapı eşiği,
Cemal'ce bu kadar süfli kişiyi
Mayası bozulmuş doğa çıkardı! ..
.


ŞAİR ETTİLER
Yazmakta epeyce olmuşum mahir,
Yalan yanlış düzme beyit vesair,
Muhitimde ehli yoktu zahir:
Ben gibi cahili ettiler şair.
(Bu şiir Cemal Safi'nin ilk şiiridir. Şair bu şiiri 12 yaşındayken yazmıştır.)


KEŞKE
Rağbetim ne saraya ne servete ne köşke
Sayende müptelayım aşka sohbete meşke
Hazreti Süleyman'dan fazla yaşardım inan
Seni sevdiğim kadar ömrüm olsaydı keşke.



AYRINTI BASIMEVİ
5. Baskı Ekim 2015
326 Sayfa


19 Ekim 2017 Perşembe

Okudum Bitti- 133: Birini Pencere Kenarina Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım || Kemal Hamamcıoğlu




                    Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı görür görmez heyecanlandıklarımdan. Kemal Hamamcıoğlu'nun harika paylaşımlarını İnstagram üzerinden bayılarak takip ediyordum. Şiirlerine, şiirsel metinlerine hayranım. Kitabın çıkacağını da duymamıştım, çıktığını görünce hemen sepete attım. Gelir gelmez de başladım. Küçük bir itiraf şiir kitabı sanıyordum.




           

                İnsan hiç tanımadığı, görmediği birinin tek bir fotoğrafına, bir gülüşüne aşık olabilir mi? De, da'yı doğru yerinden ayırabiliyor diye ona doğru çekilebilir mi? Yok olmaz diyemiyorum. Bazen virgüller bile gönül çelebiliyor. Çünkü aşk çok karmaşık bir şey. Kime, niye aşık olabileceğimizi bazen kestirmek zor oluyor, öyle değil mi ama? Aşk profesörü gibi konuştum sanki.
Neyse kitaba döneyim, ana karakterimiz, anlatıcımız sandığımın aksine bir kadın. Kitap beni daha başından iki kere ters köşe yaptı. :)




               
          Gelip geçici ilişkilerle gününü dolduran kahramanımız bir gün sosyal medyada gezinirken bir adamın gülüşüne, ellerine aşık olur. Karşılık da bulur, bulduğunu sanır. Yazma yeteneği de olan aşık insan, sarı bir deftere içindekileri döker. İşte o deftere dökülenler benim çok severek dinlediğim, okuduğum Kemal Hamamcıoğlu'nun şiirsel metinleri. Yani bir nevi o güzelliklerin nasıl ortaya çıktığının kurgulanmasıydı roman. Çok güzeldi. Satır aralarında kalbime dokunan bir sürü şey oldu. 




                Bu arada bizim Elvin kızımız da kitapta vardı. Tek gözlü Beyaz olarak. :) Çok uğraştım gel kızım senin gibi bir kedi kahraman da var, düzgün poz ver diye ama durmadı. Kitaptan hoşuma giden şeylerin bir kısmını paylaşıp şimdilik veda ediyoruz. Bol kitaplı günler.




''Kimse kimsenin boşluğunu doldurmaya yeltenmesin.''




''Zaman niye böyle?
Kendi istediği yerden bükülüyor, uzuyor, daralıyor, açılıyor. Kendi istediği yerde sönüyor. En güzel saniyeleri kısacık. Kalp aydınlandı mı, kalbe düşman. Kalp sevmeye kalktı mı, susuz. Bitik.''



''Her yerde seni arıyordum, demek istiyorum sana. Gözlerin çok güzel!
  Onun yerine sadece, 'Günaydın' diyorum sana.
  'Her yerde seni arıyordum' ve 'hiç bitmesin'i yazdı kalem tek bir günaydın'la...''



''Her şeyini teşhir eden ama hiçbir anısı olmayan ne çok insan var.''



''Hayat sürpriz konusunda kısır. Aşkın denklemi, otuzlarına gelince olasılıksız. Yaralana yaralana aşk dediklerinin önceki deneyimlerinin birebir aynısı olduğunu görmek demek hayat.''



''De,Da'yı doğru yerinden ayırıyor. Okuyor demek ki. De, da'yı doğru yerinden ayıran insanlara anında çekiliyorum.''



''Kendime verdiğim hiçbir sözü tutamıyorum. Diyetler iptal, yarınlar iptal, hayaller çok uzak.''



''Kimseyi sevmeyen, sevmekten ne anlasın.''



'' İsteyince birini mutlu etmek nasıl kolay. Birinin acısını hafifletmek, onu duymak isteyince çok kolay.''



''Her şeyden çok inanmaya ihtiyacım var.''



''Anne ben âşık oldum. Sevsin beni o da anne. Çok sevsin! Dinsin yalnızlığımın öfkesi. Hırçın kaybedişlerden yoruldum.''




''Çok mutsuzum... Kalbimde hiç geçmeyecek lekem var: Umut.''



''Bence bir çift çorap en güzel hediye. Ayakları hiç üşümesin diye... Yere bastıkça beni hatırlasın diye... Bir hatıramız olsun diye...''




''Bazen hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmaktan daha etkili.''




''İnsan birinin varlığına ne kadar çabuk alışıyor. ''




''Sevenler, yüksek sesle sevişmeli. Duymalı dünya! Aşk var.''




''Hiçbir ilaç geçirmiyor anne kalp acısını.''





DOĞAN KİTAP

1. Baskı Eylül 2017
288 Sayfa




18 Ekim 2017 Çarşamba

Okudum Bitti- 132: Yolcu || Lisa Lutz





                        Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı geçtiğimiz ay okuduklarımdan. Yazarla tanışma kitabım oldu. Severek okudum. 


           Tanya Dubois kocasının cesedini merdivenlerinin dibinde bırakarak olan bütün parasını çekip kaçar. Önce dış görünüşünü, sonra kimliğini değiştirir. Sonrası bitmeyen bir yolculuğa dönüşür. Yeni hayatlar, yeni kimlikler, sürekli bir kaçış... 

         Üstelik Tanya masum olduğunu söylüyor. O zaman neden kaçıyor acaba? Merakla, severek okuduğum bir polisiye ya da daha çok bence psikolojik gerilimlerden biri oldu. Hızlı bir başlangıç yapıp orta akıcılıkta ilerliyor derken güzel bir finalle kalbimi kazandı kitap. Kapağını da çok sevdim. :)






''Eğer her şeyi baştan yapabilseydim, farklı yapacağım çok fazla şey olurdu...''




''Kalbim sadece bir kere kırılmıştı. Ama tamamen, tamir edilemeyecek şekilde kırılmıştı.''


''Yaz sonları aslında, kişinin çocukluk anılarını başka mevsimlerden çok daha fazla anımsatan bir mevsimdir.''



''Kaçak bir hayat yaşamaya uyum sağlamıştım; yeni bir isim ve sonra yeni başka bir isim almaya uyum sağlamıştım; bir yalancı olmaya uyum sağlamıştım; bir hırsız olmaya uyum sağlamıştım...''



''Kaçmayı seçtim, yaşamaya benzer bir şey için en iyi şansımın bu olduğunu düşünüyordum. Ve olan da işte tam buydu. Yaşamaya benzer bir şey.''





LİMOS YAYINLARI

Çeviren: Meral Harzem
1. Basım 2017
348 Sayfa



16 Ekim 2017 Pazartesi

Okudum Bitti- 131: Tanrıçalar, Cadılar ve Aykırı Kadınlar || Banu Başeren& Altun Çiçek Çalasın




             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Banu Başeren ve Altun Çiçek Çalasın 'ın ortak çalışması sonucu ortaya çıkan çok güzel bir kitap: Tanrıçalar, Cadılar ve Aykırı Kadınlar. 

          Hepimizin tanıması, bilmesi gereken kadınları ve bir babayı anlatıyor kitap bize. Kimi tarihin tozlu sayfalarından arz-ı endam ediyor, kimi de günümüzün isimsiz kahramanlarından. Çoğunun hikayesi de yüreklerimizi cız ettirecek cinsten. Bütün Tanrıçalar, Cadılar ve Aykırı Kadınlar'ın kitaplığında olsun bence. Çoğunun hikayesini az çok biliyor olsam da ilk defa okuduklarım da oldu. 


    Kimler kimler yok ki: Afife Jale, Bahriye Üçok, Farkhunda, Piraye, Fikriye Hanım, Ümmiye Koçak, Nilgün Marmara, Sylvia Plath, Aysel Gürel, Füruğ Ferruhzad, Bergen, Adile Naşit, Frida Kahlo ve daha nicesi... Ve Mehmet Aslan...






     Karanlığa inat, umut ve aydınlık hikayeler var içinde. 46 dişil hikaye+ 1 adam= 47 insan öyküsü. Pisagor'un kutsal 11 sayısı gibi 1+1. Hem dişil hem de erili arıyoruz içimizde. Cinsiyetçi değil, birleştirici. Bildiğimiz kahramanların bilinmeyen öyküleri.



TOTEM YAYINLARI

1. Basım Ocak 2017
248 Sayfa



13 Ekim 2017 Cuma

Okudum Bitti- 130: Gizemli Sular || Andrew Gross





                 Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı daha önce bir kitabını okuduğum Andrew Gross 'un yazdığı Gizemli Sular. Daha önce, Kupa Valesi kitabını okumuştum. Yazısı için tık tık. 

             Bu kitabı Kupa Valesi'nden daha çok sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

           Tren istasyonunda meydana gelen patlamada birçok kişi hayatını kaybeder. Yakınlarından haber alamayanlar korku ve telaş içinde kalır. Bunlardan biri de eşinin sabah o trene bindiğinden emin olan Karen'dır. Eşi Charles Friedman'dan geriye sadece yanmış çantasının parçaları kalır. İki çocuğuyla beraber kocasının yasını tutan Karen 'ı hiç tahmin etmeyeceği gelişmeler beklemektedir. En büyük yardımcısı Dedektif Hauck ile birlikte dağılmış bir yapbozun parçalarını birleştirip büyük bir komployu açığa çıkarmaya çalışırlar.

            Tahmin edilebilir şekilde ilerlese de kurguyu çok sevdim. Türü sevenlerin de seveceğini tahmin ediyorum.





''Ne kadar çaba sarf etseniz de zamanı asla tamamen geri alamıyordunuz. Hayat bunu size bahşetmiyordu.''



''Zaman her şeyin ilacıdır, değil mi? Herkes daima bunu söyler. Karen başlangıçta buna inanmaya bile yanaşmamıştı. Her şey ona Charlie'yi hatırlatıyordu. Evde eline aldığı her şey. Arkadaşlarıyla dışarı çıktığı her sefer. Televizyon. Şarkılar. Acısı hâlâ çok tazeydi.
   Oysa günden güne, aydan aya acısı her sabah biraz daha azalıyor gibiydi. İnsan alışıyordu. Hem de kendisine rağmen.''



''İnsanın bir şeyi asla tamamen öldüremeyeceğini anladı. Kişiliğini, kim olduğunu.''




ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Murat Kızılkaya
1. Baskı Eylül 2017
486 Sayfa


12 Ekim 2017 Perşembe

Okudum Bitti- 129: Kuyucaklı Yusuf || Sabahattin Ali




              Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Sabahattin Ali'den Kuyucaklı Yusuf. Okumak için geç kaldım ama bu biraz da tercih edilmiş bir gecikmeydi benim için. Filmi izlemiş bulundum. Öyle olunca da filmin etkisi geçsin, biraz unutayım öyle okurum, dedim. Epey oldu elimde de olmayınca gecikti de gecikti. Sonra bir vesile ile özel baskısını aldım, daha da zevkli bir okuma oldu. Her şeyde bir hayır vardır, dedikleri bu olsa gerek. Filmin etkisi geçse de yine karakteri filmden bağımsız canlandıramadım aklımda. Bu konuda şikayetim yok zaten Talat Bulut'u da çok severim. 


            1903 yılında eşkıyaların köyü basması sonucu anne ve babasını kaybeden Yusuf 'un hikayesini, basımının 80. yılında ilk defa okumak nasip oldu. Küçük yaşına rağmen sakin, soğukkanlı, dirayetli bir çocuk Yusuf. Kaymakam Salahattin Bey, halinden etkilenip onu evlat edinir.  Salahattin Bey, Yusuf'u evladı gibi sevse de eşi Şahinde onu istemediğini ilk andan beri belli eder. Evin tek kızı Muazzaz ise Yusuf'a çok değer verir. Yusuf'un içine çok giremediği yeni hayatında yaşadıklarını, aşkını okumak güzel ama üzücüydü. Yusuf'u sevsem de kızmadım dersem yalan olur. 

       Karakterler, yaşananlar çok gerçekçiydi. Dönemin şartlarını da ekleyince harika tespitler ortaya çıkmış. Tasvirler de çok güzel olunca benim için güzel bir okuma oldu. Ara ara durağanlaştı ama elimden bırakamadan okudum. Keşke Sabahattin Ali uzun yaşayabilseydi de Kuyucaklı Yusuf'un hayatında bundan sonra neler olduğunu öğrenebilseydik...



      
"1903 senesinin sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın'ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler."


''Seneler birer birer, ağır ağır, fakat hiç durmadan geçiyordu.''


''Ömrünün bu en güzel gecesini, ömrünün bu en korkunç gününün takip etmesi mi mukadderdi? Neydi bu içinden çıkılmaz meseleler? Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler?.. Yusuf bunlara alışık değildi. Vaziyeti onu o kadar sıkıyordu ki, bir arşın eninde ve boyunda bir kafesin içine kapatılmış gibi, çırpınmak arzusu duyuyordu.''


''Güneş sanki ışığını kova ile yeryüzüne döküyordu...''


"Bereket versin, Anadolu' nun bu yalnız kendisine mahsus dertleri yanında bunların gene yalnız kendisine mahsus çareleri vardır. Bunlardan en birincisi rakıdır.''


''Hayattan fazla şeyler bekleme. Dünyada her felaketin içinden en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, muhite uymak, hiç sivrilmemektir.''



"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var." 




''İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek  başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.''



YAPI KREDİ YAYINLARI 

Temmuz 2017
216 Sayfa


9 Ekim 2017 Pazartesi

Okudum Bitti- 128: Deniz Benim Kardeşim || Jack Kerouac




                     Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Jack Kerouac'tan, Deniz Benim Kardeşim.

                Yolda kitabını uzun zamandır okumak istiyordum. İki kitabı beraber bir indirimle aldım. Çok da iyi oldu. Deniz Benim Kardeşim, Kerouac'ın yirmi yaşındayken yazdığı ilk romanıymış. Ancak ölümünden kırk iki yıl sonra okurlara ulaşabilmiş. Yolda'nın temellerini attığı, biyografik izler taşıyan bir kitapmış. Arka kapakta şöyle güzel bir cümle var: 

''Yıllarca karanlıkta kalmış Deniz Benim Kardeşim, Kerouac'ın, bir şişeye koyup zaman denizinin enginlerine fırlattığı bir mesaj bizler için ve şişeden çıkan kağıdın üzerinde şöyle yazıyor: 'Yaşa!' ''

      Henüz Yolda'yı okumadığım için kıyaslama olarak söyleyemiyorum ama bu kitap da bir yolda olma, daha doğrusu yolculuk hikayesi, deniz yolculuğu...  Bolca diyalog içerdiği için, bir de ince olduğu için hemen bitti. Deneyimli gemici Wesley Martin ve aslında bir akademisyen olan Bill Everhart'ın yollarının kesişmesiyle beraber çıktıkları yeni yolculuğu ve aynı gemide çalışma maceralarını okurken arka planda da yazarın savaşa dair görüşlerini, biraz biraz siyasi tutumunu da okumuş oluyoruz. Bence iyi oldu tanışma kitabı olarak. Önce Yolda'yı okumuş olsaydım belki de bu kadar beğenmezdim. 




'' Satıcı, 'Kadınları bilirsin,' diye dertleşti genç adamla, 'küçük kedileri pek severler... Yardıma muhtaç şeylere bayılır onlar. Ama erkeklere geldi mi iş değişir, erkeğin zalim olanını tercih ederler.' ''



''  'Ne zaman mutlusun peki?'
    'Sanırım hiçbir zaman. Üç beş şeyden keyif alıyorum ama onlar da uzun sürmüyor, karadayken yani.'
     'Öyleyse denizde mutlusun?'
     'Galiba... Denizdeyken kendimi evimde hissediyor ve hem görevimi hem ne yaptığımı biliyorum. Ben usta gemiciyim, anladın mı... Gerçi denizde mutlu olmaya gelince gerçekten bilemiyorum. Hem mutluluk nedir ki zaten?' diye sordu Wesley, küçümsercesine.
      'Yok mu öyle bir şey yani?' diye atıldı Bill.
Wesley, kafasını sallayıp gülerek, 'Aynen öyle arkadaş, aynen öyle!' deyiverdi.''



"Bir değişiklik istiyorum, kanatlarımı açmak, uçabiliyor muyum görmek."



''Bir şeyler yiter, başka şeyler bulunur. ''




SİREN YAYINLARI

Çeviren: Garo Kargıcı
İkinci Baskı Nisan 2016
168 Sayfa


7 Ekim 2017 Cumartesi

Okudum Bitti- 127: Bir Başka Gökyüzü || Cath Weeks





                 Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Arkadya Yayınları 'nın Eylül güzellerinden. Ben de çok bekletmeden okudum. Arka kapakta, aşağıdaki cümleyi okuyunca duygu dolu, dokunaklı bir kitap okuyacağımı anladım. 


    ''Evlat sevgisinin sınırı nedir? Bir anne evladı için neleri göze alabilir? ''

           


           Twyla ve Dylan 'ın dünyalarına mutluluk katan bebekleri Charlie 'nin doğumuyla hayatları hiç ummadıkları şekilde değişir. İlk andan beri Charlie'de bir sorun olduğunu düşünen Twyla 'nın içgüdüleri onu ne yazık ki yanıltmaz. Charlie'nin gözlerinin kör olduğunu öğrenmeleriyle büyük bir üzüntü yaşarlar. Daha ilk sayfadan gözlerimin dolduğu anlar oldu.

       Özel bebeklere sahip olan ailelerin yaşadıklarını kısmen de olsa anlamamızı sağlayan bir kitap olduğu için, sık sık duygulandırdı beni.

     Charlie'nin görme ihtimalinin sadece Keratoprotez adlı çok riskli bir ameliyata bağlı olduğunu öğrenen Twyla, tüm olumsuzluklara tek başına mı göğüs germek zorunda kalacak, Charlie ameliyat olacak mı, görebilecek mi? Daha ilk sayfadan aklımda bu sorularla okudum. Ya ben onun yerinde olsaydım diye düşünürken bulacaksınız kendinizi. 




'' Aslında annelik, bir bakıma deliliktir demek hiç de yanlış olmaz. O delilik anları, kimi zaman çocuğun ani bir hareketle yola fırladığı anlarda kendini gösterse de genelde derin bir uykudaymış gibi kendini belli etmez, olduğu yerde gizlenip kalır.''



''Eğer Twyla gelecek günlerin ne getireceğini biliyor olsaydı, hiç şüphesiz o günü bir şişeye doldurup sonsuza dek saklamak isterdi. Kasvetli günlerde sallayıp izleyerek huzur bulacağı, içi deniz suyu ve kumla dolu bu şişe ne kadar güzel bir kar küresi olurdu kim bilir.''



''Bağırıp çağırmak için biriyle gerçek anlamda yakın olmak gerekirdi.''



''Evet, şu hayatta gerçekten de düzeltilemeyecek, ne kadar istesen, aksi için dua etsen de değiştiremeyeceğin şeyler vardı.''



'' Twyla'yı esir alan, çocuğu için duyduğu sonsuz sevgiydi. Ve bunu ayıplamak, tıpkı doğayı yaşattığı depremler ve volkanlar için ayıplamaya benziyordu.''



''Belki de hatıraların kişiye özel kalması ve açığa çıkmaması en iyisiydi. Ölülerden geriye o kadar az şey kalıyordu ki, bu cılız hatıraları diğerleriyle paylaşmak insana adil gelmiyordu.
  Annesi, Twyla için artık bir insandan çok bir enerji gibiydi. Mesela kimi zaman yaprağın üzerindeki bir yağmur damlası ya da bir martının kanadındaki pırıltı, bir ağacın hışırtısı, eski bir arabanın sıcaklığı kimi zaman da bir küre kolyenin şıngırtısı oluyordu.''





ARKADYA YAYINLARI

Çeviren: Bahar Yaldız Çelik
Eylül 2017
440 Sayfa




6 Ekim 2017 Cuma

Okudum Bitti- 126: Kabuksuz Salyangoz || Pınar Nurhan





                     Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı yine geçtiğimiz aylarda okuduklarımdan. Yitik Ülke Yayınları'nın sade ama güzel kapaklarına bayılıyorum ve genelde hiç bilmediğim yazarlarla tanışma olanağı buluyorum.  Çoğu da çok güzel çıkıyor.


             Kabuksuz Salyangoz da kısa kısa bölümlerden oluşan bir anlatı kitabı. Güzel bir anlatımı var yazarın ama çok sade değil, derin bir kitap bence. Yazarı Pınar Nurhan felsefe öğretmeniymiş. Başlamadan bunu okuyunca, düşündürücü bir şeyler çıkacağını tahmin etmiştim. Hem hayata karşı hem de yazabilme adına çıplak kalabilme serüveni gibiydi. Belki de adından dolayı da öyle bir çağrışım yapmış olabilir. İncecik bir kitap ama öyle al bir saatte oku bitsin değil. Zor okuduğum, tekrar tekrar okuduğum yerler oldu. 


     Birkaç tadımlık örnek ile şimdilik veda edeyim:



''Bir bakışın kadrajdaki izdüşümü ile orada bulunan hakikat arasında gölgeler saklanır, o gölgelerden her biri bakışın saklı olasılığıdır... ''
*Bakış


''İçine büzüşüyor, adeta bir virgül oluyor kalbi, eğik ve yalnız, bir sonraki cümlesini bekleyen...''
*Virgül


''Sonsuzluk gibi zaman da insan aklının ve o aklın adımlarını oluşturan dilin icadı kavramlar. Kendini arayış buhranına karşı aklın, bedenin bütünlüğünü korumak için aldığı önlemler dizini... Ah akıl! Önlem almakta üstüne yok senin.''


''İki göz arasındaki mesafe, zamanı yutunca aşk olur.''



''Zamanı yırtıyor gözlerin/ ve kabuğunu söküyor kalbimin/ çekirdeğimde tohumsun/orada birikiyorum/ ne et ne kan bedenim/ sanki zarı gibiyim mayhoş bir meyvenin/ zamanı gözlerine gömen bakışsın/ 
çekirdeğinde biriktirdiğin.
*Dedi ki Aşık



YİTİK ÜLKE YAYINLARI

1. Baskı Ekim 2012
92 Sayfa





5 Ekim 2017 Perşembe

Okudum Bitti- 125: Küçük Prens || Antoine De Saint- Exupery




                    Kitap seven herkese merhaba. Küçük Prens 'i daha önce farklı farklı yayıncılardan okumuştum. Ephesus Yayınları 'nın bu şahane baskısını görünce hayır diyemedim. 

             Okuduklarım içerisinde en güzel baskı bu kesinlikle. Kuşe baskı, pırıl pırıl renkli. Bakıp bakıp mutlu oluyorum.







''Büyükler böyledir. Onlara hep bir şeyleri açıklamak gerekir.''




'' Eğer bir gizem sizi alt edecek kadar kuvvetliyse, insan ona karşı gelemiyor.''



'' Büyükler sayılara bayılır. Onlara ne zaman yeni bir arkadaşınız olduğunu söyleseniz size asla gerçekten önemli olan soruları sormazlar. Hiçbir zaman 'Sesi neye benziyor? En sevdiği oyunlar nedir? Kelebek koleksiyonu yapar mı?' diye sormazlar. Onun yerine 'Kaç yaşında? Kaç tane kardeşi var? Kilosu kaç? Babası ne kadar para kazanıyor?' gibi sorular yöneltirler. Yalnızca bu soruların cevapları sayesinde o kişiyle ilgili bir şeyler öğrendiklerini sanırlar.''



''Bilir misin, insan bu kadar üzgünken gün batımlarını çok sever...''



''Kendini yargılamak, diğer insanları yargılamaktan çok daha zordur. Eğer kendini adil bir şekilde yargılarsan, gerçekten bilgesin demektir.''



''İnsanların hiçbir şeyi anlamaya vakti yok artık. Onlar hep önceden hazırlanmış şeyleri alırlar dükkânlardan. Ama dostluk satın alınacak bir dükkân yoktur, bu nedenle insanların artık dostu kalmamıştır...''



''Mesela öğleden sonra dörtte geliyor olsan, ben saat üçte mutlu olmaya başlardım.''



''İnsan doğruyu ancak kalbiyle görebilir, çünkü hayatta asıl önemli olan şeyler gözle görülmez.''




EPHESUS YAYINLARI

Çeviren: Tuğba Şabanoğlu
2017
110 Sayfa