31 Ağustos 2015 Pazartesi

Okudum Bitti - 70 : Tatlı Hesaplaşma || Wendy Higgins




                          Serinin üçüncü kitabını merakla bekleyenlerdendim. Sonunda yarım onca kitaba rağmen , bekletmeden başladım ve hemencecik bitti. Kapak tasarımı, puntosu, çevirisi GO! Kitap 'ın okuduğum diğer kitaplarında da olduğu gibi sorunsuz ve güzeldi.



Tatlı Şeytan yazım burada


Tatlı Tehlike yazım ise şurada




 İkinci kitap yazımda bir sonraki kitapta daha çok olay, macera bekliyorum demiştim. İstediğim gibi de oldu, hatta o kadar çok şey oldu ki sonraki kitapta ne olacak, ne kaldı merak içerisindeyim. Serinin en güzel kitabıydı, okuma hızımın düşük olduğu şu günlerde ilaç gibi geldi. 


Serinin dördüncü kitabı da olacakmış ve Kaidan 'ın ağzından anlatılacakmış olaylar. Bunun üzerine çıkabilir mi acaba ? Gerçi bu kitapta da savaş sahnelerinde beklentimi karşıladı dersem yalan olur, her şey çarçabuk gerçekleşti, hoop bitti. 



      Kaidan Rowe yine yakışıklı, yine muhteşemdi. Bütün Nefleri yeniden okumak güzeldi, ufak sürprizler eşliğinde aşk dolu bir kitaptı yine. Duygulandığım yerler de oldu. Merakla beklediğimiz savaş birden bile gelip çattı. Uzun uzun anlatmak zaten pek tarzım değil ama ne söylesem heyecanı kaçıracak bir şeyler söyleyeceğim diye korkuyorum. Melekli şeytanlı kitapları seviyorsanız bu seriye mutlaka şans verin , Anna ve Kaidan'ı en sevdiğiniz çiftlerin arasına ekleyin. 







...Biz Nefiller, dünyayı iblislerden kurtaracaktık ve önderlik etmek için ben seçilmiştim.






... '' Korktuğum tek bir şey var.'' Mavi gözleri benimkilerle buluştu. ''Seni kaybetmek.''





... Giyindiğim sırada kafamda aynı soru dönüyordu: Kaidan mı, tüm dünya mı? Bugün bu seçimden muaf kalmıştım ama eninde sonunda bu noktaya gelmem işten değildi. Sonucunda Kaidan hayatını kaybedecek olsa da gerekeni yapabilir miydim? 


Lütfen! Tanrım! Beni o seçimle karşı karşıya bırakma.






... Yüzünü benimkinin bir santim yakınına getirdi. '' Bu gecelik evimiz burası. Seninle olduğum her yer, benim evimdir .''





... Pharzuph yalnızcan seks peşinde bir kampüs çapkını değildi. Ruhları örselemek isteyen, kötücül bir pislikti. Güzel kılıfı olan bir silahtı.






... Bir buçuk yıl önce, ellerimi göğe kaldırmış, yukarıdakilere '' ben de varım'' demiştim ve beni oyuna almışlardı. Şimdiyse bu dünya üzerinde iblisler ile çocukları arasında bir savaş olacağı kehaneti, benim önderliğimde  gerçekleşmek üzereydi.






... Hayat çoğu zaman zalim ve çirkindi. Sonra birden, o çılgınlığın tam ortasında kucağınıza çok kıymetli bir hediye düşüveriyordu.








GO! KİTAP

Çeviren: Bige Turan
440 Sayfa







30 Ağustos 2015 Pazar

Okudum Bitti - 69 : Edebiyatın Aykırı Çocukları || Andrew Shaffer





                  Bu kitapta kimler yok ki ? Başta benim çok değerlim olan Edgar Allan Poe, Oscar Wilde, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway gibi. Edebiyat dehalarının, ilginç hayatlarına, tuhaf alışkanlıklarına, şaşırtıcı davranışlarına tanık olacağınız, keyifli bir kitaptı. 



                 Konsantre biyografik öyküler diyebiliriz. Çok severek okudum, daha önceden bildiğim şeyler olsa da çok şaşırdığım anlar da oldu. Mutlaka okuyun , birkaç  tadımlık örnek vereyim siz karar verin.




... Marquis de Sade 1768 yılının Paskalya' sında yaşanan olayda bir fahişeye ''kötü davranmak'' iddiasıyla bir kez daha tutuklanacaktı. Sade bu defa Paris'ten sürüldü; kayınvalidesinin perde arkasından verdiği destek olmasa idam edilmesi kaçınılmazdı. O dönemin meşhur bir kitabevi sahibi şöyle yazmıştı : '' Yüzyılımızda en iğrenç suçların bile cezasız kalabildiğine dair bir örnek daha. Yeter ki bu suçları işleyen kişiler yeterince asil, zengin veya iyi bağlantılara sahip olacak kadar şanslı olsun.''




... Marki 1814 'te hastanede eceliyle öldü. Ailesi yayınlanmamış bütün el yazmalarını yaktı. Marquis de Sade'ı silerek aile adını daha fazla lekelemesinin önüne geçmeye çalıştılarsa da başarısız oldular: Can acıtmaktan, acı çektirmekten, başkalarını küçük düşürmekten zevk almak, bilhassa cinsel haz duymak'' anlamına gelen ''sadisme'' kelimesi Fransızcaya girdi ve daha sonra ''sadizm'' ve benzeri şekillerde türlü dillere yerleşti.




... Lord Byron sürekli ' kasvetli bir ruh hali' nin pençesindeydi. En ufak şey için ağlamaya hazırdı. ''Bir hiç için ağlarım'' diye yazmıştı bir keresinde. ''Bugün tek başımayken, bir sarnıç dolusu süs balığı için ağladım- hiç de itici hayvanlar değildirler.'' Kapalı alanda silah ateşlemek ve atalarının kafataslarının içinden şarap içmek gibi dehşet uyandırıcı huyları depresyonunu pek az hafifletebiliyordu.




... '' İnsanlar benim için deli dedi; ama şu soru henüz yanıtlanmış değil : Delilik en yüce zeka mı, değil mi, görkemli olan ne varsa, çok derin olan ne varsa düşüncenin hastalığından fırlayıvermez mi? ''

                                                      - EDGAR ALLAN POE





... Bazı kaynaklar Poe'nun son sözlerinin '' zavallı ruhuma yardım et Tanrım!'' olduğunu iddia etse de ölümüyle ilgili ne bir tıbbi kayıt, ne de hayatta kalmış güvenilir bir tanık var. Mermer mezar taşında şöyle yazacaktı : '' HIC TANDEMI FELICIS CONDUNTUR RELIQUIAE EDGARI ALLAN POE ( Burada Edgar Allan Poe'nun naaşı yatmaktadır, nihayat mutlu bir şekilde.)'' Ama taş kırıldı. Naaş isimsiz bir mezara gömüldü.




... Balzac'ın zehir tercihi kahveydi. Günde 50 fincan sade kahve içtiği iddia edilir. 




... Flaubert'in saplantılı mükemmelliyetçiliği aşka zaman bırakmıyordu. Bundan seks yapmadığı anlamı çıkmasın. Flaubert'in cinsel iştahı yerindeydi. Yıllar içinde biriktirdiği zührevi hastalık koleksiyonu da bunun kanıtıdır.




... Ünlü erkeklerle kurduğu ilişkiler uzun bir liste oluşturacak kadar vardı. Şair Alfred de Musset ve besteci Frederic Chopin de sevgilileri arasındaydı. '' Hayatta tek bir mutluluk vardır: Sevmek ve sevilmek,'' diye yazdı Sand.




... Baudelaire, Poe'nun yapıtlarındaki karanlık hayal alemini dünyada gördüğü güzellikle harmanladı; içine lezbiyenliğe bir kaç övgü kattı, çalkaladı ve hazırladığı kokteyli hiç böyle bir şey beklemeyen edebiyat dünyasına ikram etti.




... Verlaine'nin mutsuz çocukluğu şu kısa hikayeyle  özetlenebilir: Ailesinin canlı dünyaya gelen tek çocuğu oydu, ama annesi düşük yaptığı ceninleri de saklıyordu. Bir keresinde öfke anında Verlaine ağabeylerinin ve ablalarının salamura edilmiş cesetlerinin bulunduğu kavanozları kırmıştı.



.... Wilde 16 Ekim 1854'te İrlanda'nın  Dublin kentinde sıradışı bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi. Saygı gören bir cerrah olan babası adı çıkmış bir kadın avcısıydı ve evlilik dışı ilişkilerinden çok sayıda çocuğu vardıç Wilde 'ın annesi ise ''Speranza'' takma adıyla şiirler yazan bir kadın hakları savunucusuydu.




... Fitzgerald altıncı doğumgünü partisinde takım elbisesini giymiş ve tüm öğleden sonrayı arkadaşlarının gelmesini bekleyerek geçirmişti. Kimse gelmedi. Uysal parti sahibi yapabileceği tek onurlu şeyi yaptı. Japon Samuray savaşçılarının seppuku'sunun (harakiri olarak da bilinen ve karına kısa bir kılıç sokularak bağırsakların döküldüğü korkunç bir Samuray intihar töreni) altı yaş versiyonunu : '' Üzgün ve düşünceli bir şekilde bütün doğumgünü pastasını üstündeki mumlarla birlikte'' yemişti. Fitzgerald daha sonra ''partiler bir tür intihardır'' diye yazdı.





... Hemingway Chicago'nun sakin bir banliyösü olan Oak Park'ta sıradışı bi çocukluk geçirdi, en azından cinsiyet rolleri açısından. Annesi ilk iki yaşında Hemingway ve kız kardeşi Marceline'i bir hafta kız bir, bir hafta erkek gibi giydirirdi. Dahası, Hemingway'in annesi oğlunun saçını kız gibi kesip ona '' Ernestine'' diye sesleniyordu.





... ''Zeki insanlarda mutluluk, bildiğim en ender görülen şeydir.''

                                                                - ERNEST HEMINGWAY




... '' Büyük şeyler modalara, heveslere ve popüler görüşlere teslim olanlar tarafından yapılmaz. ''

                                                                     - JACK KEROUAC





... Yeni evli Kerouac bu günlerde daktilosunun başına oturdu. Kahve ve (eşine göre) bezelye çorbası eşliğinde üç haftalık bir yaratıcılık sonrasında On The Road/ Yolda 'yı yazdı. Kitabı, güncelerini referans alarak, daktilosuna uyacak şekilde tıraşlanmış 36 metre uzunluğunda bir eskiz kağıdı topuna yazdığı söyleniyor.





... Ken Kesey ilk romanı One Flew Over the Cuckoo's Nest / Guguk Kuşu'nun bazı bölümlerini LSD ve halüsinejik kaktüsün etkisinde yazdı.




... Capote komşu kızı Nelle Harper Lee'yle arkadaş olmuştu. Kitap ikisinin ortak ilgi alanıydı. Capote çocukluğunda da tuhaf ve efemine bir karakterdi (hayalinde step dansçısı olmak vardı) ve Lee onu kabadayılardan korurdu. Lee ve Capote 'nin arkadaşlıkları ömür boyu sürdü; Lee daha sonra tek romanı To Kill a Mockingbirs / Bülbülü Öldürmek 'te bir karakteri Capote 'den esinlenerek yarattı.





... The Notebook / Not Defteri ve A Walk To Remember / Uzaktaki Anılar gibi buruk aşk hikayeleri yazarak başarıyla ulaşan eski ilaç şirketi satış temsilcisi Nicholas Sparks, konu kitaplarına geldiğinde, '' büyükanne kuralı'' nı uyguluyor. ''Büyükannem hâlâ  hayatta; kitaplarımı okuyor, yazdığım bir şeye kızdığında bunu yazamam'' diye anlatmış Writer's Digest'e . Ilımlı Sparks büyükannesini mutlu etmek için yazıyorsa, 1969 doğumlu James Frey bütün büyükanneleri şoka uğratma niyetiyle yazıyor olmalı.








NTV YAYINLARI

Çeviren: Çetin Soy
Ağustos 2014
296 Sayfa




Çizdim Bitti : 1000 Nokta İkonlar || Thomas Pavitte || Domingo Yayınları #noktabirlestirme





                 Domingo 'nun sayfasında bu görseli görünce resmen çıldırdım sevinçten.


Sayfaya dağılmış noktaları birleştirip ardında bekleyen gizemi ortaya çıkardığımız meşhur bulmacayı çoğumuz hatırlarız. Ve bunun çocukken bize verdiği büyük hazzı…
Şu ana kadar 18 ülkede yayımlanıp, yarım milyonun üstünde bir satış adedine ulaşan 1000 Nokta serisi, klasik “noktaları birleştir” bulmacası üstünde küçük çaplı bir devrim yaparak onu “çocukluğa ait” olmaktan kurtarıyor. Grafik tasarımın çılgın çocuğu Thomas Pavitte, basit eskizleri andıran eski versiyonlara derinlik ve gölge gibi detayları ekleyerek, onları üstünde  çalışırken kafanızı kaldıramayacağınız, bittiğinde ise duvarınıza asmak isteyeceğiniz devasa (kitabın ebadı 30 cm x 42 cm) bir sanat eserlerine dönüştürüyor.
 Serinin ilk kitabı 1000 Nokta: İkonlar, Alfred Hitchcock, Marilyn Monroe, Andy Warhol, Elvis Presley, Albert Einstein, Salvador Dalí, Madonna, Bob Marley, Audrey Hepburn ve Muhammed Ali gibi dünyaca ünlü 20 ikonun portrelerini sunuyor. Tüm ihtiyacınız, biraz sabır. 999 basit çizgi bir araya geldiğinde ortaya nelerin çıkabildiğine şaşıracaksınız. Uğraşırken geçecek zaman diliminin size nasıl iyi geleceğini ise tahmin bile edemezsiniz. 

Tanıtım yazısı da beni benden aldı ve kitap elime geçer geçmez çılgınca çizmeye başladım. Şöyle de bir tanıtım videosu var. İyice canınız çeksin.


1000 NOKTA: İKONLAR - THOMAS PAVITTE (noktaları birleştir) from domingoyayinevi on Vimeo.




 İlk yaptığım Hitchcock oldu. Daha doğrusu yapmaya çalıştığım. Cetvel ve silgi eşliğinde kurşun kalemle yapmaya çalıştım. 1.5 gün sürdü ve çok zorlandım. Ama yine keyif aldım.



,



                               Sonra M. Monroe geldi.





                  Sonra baktım olmuyor. Renkli tükenmez kalemlerle yapmaya başladım ve ortalama 40-45 dakikada bir portre bitirdim. Oley çok zevkli nidaları eşliğinde.






                          Bazılarına güzel alıntılar ekledim. Ve keçeli kalemle yapmaya devam ettim.





                              Kırmızı ruj favorimdir. :)








                             Bob Marley 'i pırıltılı jel kalemle çizdim. Burada belli olmasa da ışıl ışıl çok güzel oldu.








       Ve sanatla spor aşkımın iç içe olduğu ilk kişisel oda sergim huzurlarınızda. 






                      Çok, çok zevkliydi. Serinin ikinci kitabı Başyapıtlar çıktı bile. İnstagram hesabımda çizip bitirdikçe , açıklamalarla paylaştım. Buna rağmen birkaç tane özel mesaj aldım. Çizimleriniz çok güzel, portremi çizer misiniz ? gibi. :) Yani bu kitap benim gibi yeteneksizlere bile sanatçı ruhu katıyor. Geçici ama olsun. İşte sanat eserlerim. :)) 




İşte asıl sanatçı : 



 Thomas Pavitte 1985'te Yeni Zelanda'da doğdu. Grafik tasarım ve deneysel sanatla uğraşan Pavitte, basit tekniklerle karmaşık eserler yaratıyor. Kendi yarattığı ve tüm zamanların en çetrefilli noktaları birleştirme şablonu olarak anılan 6239 noktalık Mona Lisa portresiyle (birleştirmesi 9 saat sürüyor) resmi olmayan bir dünya rekoruna imza attı. Bunu takiben oluşturduğu dört kitaplık 1000 Nokta serisi yayımlandığı pek çok ülkede büyük ilgi gördü ve önemli satış  başarısı yakaladı.







25 Ağustos 2015 Salı

Okudum Bitti-68 : Kafes || Roxane Gay






                           Herkese merhaba. Daha önceden okunmuş, bloga yazılmayı bekleyen kitaplar varken, son zamanlarda okuduğum en sarsıcı kitaba torpil yapıp, sıcağı sıcağına yazmak istedim. 


                            Haiti asıllı Amerikalı yazar Roxane Gay 'in yazdığı Kafes oldukça iyi bir okuma oldu benim için. Keyifli diyemeyeceğim çünkü dediğim gibi kan dondurucu, sarsıcı, etkileyiciydi. Kurgu da olsa bu tür olayların yaşanıyor olduğunu bilmek bile yeter. 



                           Zengin bir ailenin kızı olan Mireille , baba evine yaptığı yolculuğun güzel geçeceğini düşünür, minik bebeklerini okyanusla tanıştırmak ve mutlu bir aile pikniği yapmak için yola çıkmaya hazırlanırken silahli bir çetenin saldırısına uğrarlar, kocası darp edilir, kendisi de kaçırılır. Bundan sonra bu tür kaçırmaların fakir bir ülke olan Haiti de normal olduğunu, adeta bir ticaret haline geldiğini okuruz. Zengin baba kendince sebeplerle istenen yüksek fidye için pazarlık etmeye kalkışınca işler çığrından çıkar ve Mireille için kabus dolu günler başlar.  Okurken dehşete kapıldım, ürperdim, sinirlendim. Kadın olmanın zorluklarını düşündüm ve kitap bitince o kadar üzgündüm ki uyuyamadım. Anlatım çok gerçekçi , kurgu etkileyiciydi. 






... Üç farklı Haiti vardı: Amerikalıların bildiği, Haitililerin bildiği, Haitililerin ve benim bildiğimi sandığım Haiti...





... O ana kadar Michael dünyanın ne kadar büyük olduğunu , kendisininse dilini bilmediği, kadınların gündüz vakti ailelerinin yanından çalındığı bir ülkede ne kadar küçük bir yer kaplad
ığını anlayamamıştı.





... İnsan kaçırmak ticari bir işti,yoğun bir pazarlık sürecinin sonunda bir anlaşmaya varılması gerekiyordu ama kurtulacaktım.




... Komutan işini bitirince yatağın kenarına oturup gözümü uzaklara diktim. '' Keşke beni öldürseydin, '' dedim. 

   Bir zamanlar hayatım peri masalları gibiydi. Sonra bir gün, sevdiğim her şeyden koparıldım. Artık sonsuza kadar mutlu bir hayatım olmayacaktı. Günlerce ölümü yaşadıktan sonra, o gün gerçekten öldüm. Ben artık yaşayan bir ölüyüm.





... Kız çocukları erkeklerin olduğu bir dünyada asla güvende değil. Dolayısıyla güçlü olmayı öğrenmeleri gerekiyor.








MARTI YAYINLARI

Çeviren: Filiz Tülek
Temmuz 2015
432 Sayfa





22 Ağustos 2015 Cumartesi

Okudum Bitti - 67: Yokyer || Neil Gaiman




                                 Neil Gaiman okuduğum ilk kitabıyla sevdiğim yazarlar arasında sağlam bir yer almıştı. Okumam gereken bir sürü kitabı var, umarım hepsini okuyabilirim. Okuduğum diğer altı kitaba buradan ulaşabilirsiniz. Her okuduğum kitapta en sevdiğim bu galiba diyorum ama sonra kararsız kalıyorum. Kısaca Neil Gaiman 'ı çok seviyorum.








             Yokyere gelecek olursam, Neverwhere isimli Gaiman 'ın yazıp, yönettiği mini bir diziden kitap haline getirildiğini okumuştum. Dizi de güzeldir eminim ama kitap kadar olması çok zor. 


            Kahramanımız Richard, -bence oldukça gıcık olan - nişanlısıyla akşam yemeğine giderken yaralı bir kızla karşılaşırlar ve nişanlısının tüm itirazlarına rağmen yaralı kıza yardım eder. Üstelik gizemli kız hastane  ya da polise gitmek istemediği için Richard kızı evine götürür. Kızın peşinde iki garip adam vardır. Tüm bu olanlardan sonra Richard bir sabah uyandığında Londra'da olan hayatı artık yoktur, kimse onu hatırlamaz. Hiç var olmamış gibidir. Artık Yukarı Londra'da bir hayatı yoktur ve Aşağı Londra denilen yerde, gizemli kıza ulaşmaya, hayatını geri almaya çalışmaktan başka yapacak bir şeyi yoktur. Richard 'ın Londra'lardaki maceralarını büyük bir keyifle okudum. Büyülü bir anlatım, harika detaylar... Çok, çok güzel bir kitaptı. Niye bitti diye üzüldüm.







... Yaşlı kadın şemsiyesini aldı ve gülümseyerek teşekkürlerini sundu. '' İyi bir kalbin var,'' dedi Richard'a. ''Bazen nereye gidersen git, güvende olman için bu yeterlidir.'' Sonra başını iki yana salladı. '' Ama çoğu zaman yetmez.''





... Marquis burnunun yanını kaşıdı. ''Genç adam,'' dedi, ''Şunu anlamalısın: İki Londra var. Biri senin yaşadığın Yukarı Londra, diğeri de dünyanın yarıklarından düşen insanların meskenş olan Aşağı Londra, yanı Aşağıtaraf. Artık sen de o insanlardan birisin.''





... Marquis derin bir nefes alıp tırnaklarına üfledi ve onları paltosunun yakasına sürttü. '' Her zaman şöyle düşünmüşümdür,'' dedi, ''şiddet kabiliyetsiz olanların son sığınağıdır ve boş tehditler korkunç derece beceriksiz olanların son mabedidir.''






... Anlar yaşanmak içindi; beklemek hem gelecek olan zamana hem de şu anda ihmal edilen anlara karşı bir günahtı.








İTHAKİ YAYINLARI
Çeviren: Evrim Öncül
3. Baskı
Mayıs 2014
372 Sayfa



17 Ağustos 2015 Pazartesi

Okudum :Bitti- 66 : Kafes || Josh Malerman





                         Kitap tanıtımını ilk gördüğümden beri merak ediyordum. 



Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.




  İşte , merak edilmeyecek gibi değil , haksız mıyım ? Acaba korkar mıyım diye şöyle birazcık düşündüm ve kitabı ellerime alır almaz, Trendeki Kız 'da olduğu gibi kapağına hayran kaldım önce.  Gerilim dozu oldukça iyi , en güzel yanlarından biri de aşk yok, gerilimin seviyesi değişerek devam ediyor. Korkmadım ama hem gerildim hem duygulandım. Empati kurmaya çalışmanızı sağlayacak gayet iyi bir kitap. O kadar uzun süre gözleri kapalı hayata tutunmaya çalışmak ne kadar zordur diye düşündüm , odamdan mutfağa kadar bile darbesiz gitmeyi beceremediğimi söylememe gerek yok sanırım.


  Malorie 'nin yaşadıkları o kadar etkileyici anlatılmış ki , kitabı özellikle gece okuduğum için ışığı kapatıp uyumaya çalışınca düşünüp gerilmeden edemedim. Zaten korku filmlerinde de izlerken değil uyurken korkarım. :))  



Konuyla ilgili detaya girmek istemiyorum, zaten okumaya başlar başlamaz olaylayın akışına kapılıp , hemen bitireceğinizden şüphem yok, bir korku/gerilim kitabından fazlasını bulacaksınız. 







... Malorie, dört yılın kolaylıkla sekize dönüşebileceğini biliyordu. Sekiz de çabucak on ikiye dönüşecekti. Ve sonra çocukları birer yetişkin olacaktı. Hayatları boyunca gökyüzünü hiç görmemiş yetişkinler. Pencereden bir kere bile bakmamış yetişkinler.





... Bir karartma, diye düşündü Malorie. Dışarıdaki dünya kapatılıyor.





... Yaratıklar.
 Malorie bu kelimeden asla hoşlanmamıştı. Her nedense duruma uygun bir kelime olmadığını düşünüyordu. Dört yılı aşkın süredir ona musallat olan şeyler, yaratık değildi. Bahçelerde yaşayan sümüklüböcekler yaratıktı. Kirpiler birer yaratıktı. Ama perdelerle örtülü pencerelerin arkasında pusu kuran ve onu gözlerini bağlamak zorunda bırakan şeyler, böcek ilaçlarının yok edebileceği türden değildi.






... Bazı insanlar gelecek en küçük haberleri beklerken bazıları kendi haberlerini yazar.






... Yeni dünyada, gözlerinizi açmaya karar verdiğiniz anla gözlerinizi gerçekten açtığınız an arasında geçen süre son derece korku vericiydi.






... İnsanoğlu aslında korktuğu yaratığın ta kendisidir.






... Yaşadığı korku ruhunun tam ortasında oturuyordu.






iTHAKİ YAYINLARI
Çeviren: Aslı Dağlı
Ağustos 2015
330 Sayfa




13 Ağustos 2015 Perşembe

Okudum Bitti-65 : Bıraktığın Yerde Bekler mi Aşk? || Ophelia London







                     Nemesis Kitap ile gerçekleştirdiğimiz Okuma Etkinliği 'ni takip ediyor musunuz ? Alıntıları paylaştığım yazımda çekilişler ile ilgili bilgileri vermiştim. Yoksa katılmadınız mı ? Alıntılar burada









                           Bundan bir önce okuduğum kitabın etkilerinden kurtulamamıştım. (yazısı henüz yayınlanmadı.) Şöyle beni mutlu edecek, iç sıkıntımı unutturacak , keyifli bir kitap lazımdı. İşte Bıraktığın Yerde Bekler mi Aşk? tam öyle bir kitap. Bir, iki oturuşta hemen bitecek, keyifli, romantik film tadında... Bir yandan da böyle şeyler zaten ancak filmlerde ya da kitaplar olur diye iç geçirebilirsiniz. Kapak görüldüğü gibi çok şeker, puntoları göz dostu, akıcı. Alın elinize uzanın deniz kenarına ya da benim gibi güneşlenmeyi sevmiyorsanız ağaç gölgesine, o da olmazsa benim favori okuma mekanım balkona, tercihen soğuk içecekler eşliğinde okuyun, nasıl bittiğini bile anlamayacaksınız. Tek atımlık çıtır çerez işte .:)




               Esas kızımız Tess, doğup büyüdüğü , ilk defa aşık olduğu kasabada müzik öğretmenidir. Dillere destan bir korosu vardır. Okulda yaşanan maddi sıkıntılar yüzünden ya müzik dersi ya da futbol seçmeli derslerden kaldırılacak ve dolayısıyla da kaldırılan dersin çalıştırıcıları işsiz kalacaklardır. Bu Tess 'e olduğu kadar okulan yeni gelen futbol koçu Jack 'e de kötü bir sürpriz olur. Üstelik ikisinin de paraya ihitiyaçları olduğu bir dönemde böyle bir sorun epey korkulu olur. Hangi branşın kalacağı elde edecekleri başarılara göre değerlendirilecektir. Hal böyle olunca da kıyasıya bir mücadele başlar. Ama işin güzel yanı Tess ve Jack 'in uzun yıllar öncesine dayanan kapanmamış bir hesaplarının olması.  Aralarındaki tatlı sert mücadeleyi okurken , Tess 'in ailesini ve en yakın arkadaşı Mac 'i de şöyle bir tanıyabilirsiniz.





Bu keyifli serinin devam kitaplarını da okumayı umuyorum. Benim gibi migreni olan ve okumadan duramayanlar için bu tarz kitaplar ilaç gibi oluyor. Bu da bana tebessüm ettiren alıntılardan biri ;




... '' Tess,'' dedi Jack ona doğru gelerek. '' Beni dinlemen gerektiğini biliyorsun.''
Tess başını yana eğip gözlerini kısarak ona bakti. '' Nedenmiş o?'' dedi.
Jack bir süre bekledi ve ardından yüzüne çarpık bir gülümseme oturttu. '' Çünkü ben senden daha büyüğüm.''








Bol kitaplı günler.









NEMESİS KİTAP

Çeviren: Merve Altıparmak
Ağustos 2015
318 Sayfa